Ey Aşk
Aşk…
Zamanın başından beri, masalların, destanların, romanların, şiirlerin, şarkıların başlıca konusu…
Aşk uğruna delinen dağlar, çöllerde mecnun olanlar, kemale erenler, yanıp tutuşanlar, kendini dağlara vuranlar, dilden dile bu güne gelip hala anlatılanlar, aşkın kimyasını, matematiğini arayıp bulduğunu söyleyip ispatlamaya çalışanlar, ölümün bile bitiremediği nice aşklar. Aşktan kaçanlar, yok diyenler, sadece ulvi olanıyla ilgilenenler, en kötüsü aşka fiyat biçenler….Ve daha neler neler…
Her insan farklı olduğu gibi her birinin aşka bakışı, yaşayışı da farklı. Kimi coşku, kimi dinginlik, kimi hırçınlık, kimi kıskançlık, kimi kabullenmeme, kimi de acısı ağır basarak yaşar aşkı.
Geçmişi unutturan, geleceği hesaplatmayandır aşk, anı doyasıya yaşatan.
Karnaval gibidir aşk, inanılmaz coşkuyla başlayıp, seni bitmesini hiç istemediğin renkler cümbüşünün tam ortasına bırakan…
Günü başka türlü yaşatandır aşk.
Kaçsan da, bir gün bir durakta seni yakalayandır aşk, içinde melodiler çaldıran, ruhuna dans ettiren, bağıra bağıra şarkı söyleten, güzelleştiren, gözlerini ışıldatan, aklına oyunlar oynayan…
Bazen cümleyi tersinden söyleten, bazen de hiç söyletmeyen…
Tek başına yaşandığında bile, bilirsin tek kişilik değildir aşk. Bilirsin iki öznesi var sen ve ben…
“Sen”i ilk söyleyendir aşk, kendinini unutturan, önce onu yaşatan…
“Ben aşk nedir bilmem
Eski kafalıyım
Bir seni bilirim
Bir de adın geçince sıkışan kalbimi…” demiş Atilla İlhan.
Dünyayı döndürendir aşk. Olmadığında dünya dönmüş, dönmemiş pek de önemi kalmayan…
Oğuz Atay’ın dediği gibi ” Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.” Düşündürendir aşk, bizi biz yapan, insan yapan…
Kimi geçer der… belki rüzgar gibi geçer. Biter mi belki biter. Ama dönüştürdüğü gibi, dönüşür de aşk. Ne demiş Aşık Veysel “kavuşamazsın aşk olur” , Kavuşur bir de kıymetini bilirsen sevgi olur, mutluluk olur. Kıymetini bilmeli, incitmemeli, kırmadan üzmeden her daim büyütmeli. Kırılınca kör topal gider, yorar aşk.
Kim kalbini bomboş düşünür, arzu eder? Boş bir kalp mi istersiniz, yoksa her türlü zorluğuna, acı ve tatlılığına, bazen imkansızlığına, yanında yada ulaşılmaz olmasına rağmen bir sevdiğinizin olduğu, onu düşündüğünüz zamanları mı tercih edersiniz?
Hepimizde doğuştan var sevme yeteneği, onu da özenle geliştirmeyi, büyütmeyi bilmeli. Hayat sevince dolu, sevince mutlu ve güzel. Sevmeye sebebiniz mi yok? Korkmayın, bir daha düşünün isterseniz. Ben iyi huyunu severim, sen gülümsemesini, o yere düşen çocuğu kaldırıştaki şevkatini, diğeri saçını elleriyle düzelme halini, bir başkası bambaşka bir şeyi…
Yeter ki hisset, arkanı dönmeden sevgiye, onu kabul et. Bazen bir an, bir hissedilen, anlaşılan, yaşanan, özlenen, duyulan… sebep ne çok sevmeye. İşte tam da burada, Fazıl Hüsnü’den duyduğu altı kelime üzerine çok kısa sürede “keşke bunun için sevseydim seni” diyerek koca bir şiir yazan Cemal Süreya geliyor akıla…
………
iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
…………
ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
…………
uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
……….
fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
…….
“kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
……..
baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
…….
an ki fiskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
…….
son çırpınışımdın sen insanlar arasında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni
……
metinler yazdım toplasan hepsini hiç
keşke yalnız bunun için sevseydim seni…..
Ve 14 Şubat…
İsmi konulmuş bir gün daha. İsterseniz bu günü bahane edin, özelleştirin, güzelleştirin, isterseniz yok sayın, geçin gidin. Siz her gün sevgili olun, yeter ki sevin sevilin, keşke kalmayıncaya kadar sevin. Aşk dolu, sevgi dolu bir gün değil bir ömüre niyet edin.

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


