DEĞİŞİM
Çok yüksek bir apartman, biz de üçüncü katında oturuyoruz. balkona çıktığımda, uzaktan görünen Toros Dağlarının haşmeti büyülüyor beni, hemen önümde taze çimenleriyle yemyeşil, düz, kocaman bir alan, sol tarafta uzun ve sık çam ağaçları, sağ tarafta da şehrin binaları.
Yaz tatillerinin uzun günleri yetmez, akşam ezanından hemen önce bizi çağıran annemin sesiyle girerdik içeriye kardeşim ve ben. Babamın başında oturduğu “hadi artık” dercesine baktığı sofradan salatanın taze ve mis gibi kokusu gelirdi ilk burnuma.
Dışarıya çıktığım anda koşarak gittiğim, bazen saklandığım, bazen düşündüğüm, bazen de yemyeşil kollarında kitap okuduğum devasa dut ağacı. Çok büyük keyif, seçtiğim parçalarla doldurttuğum kasedi dinlemek ve onlara, şarkıyı söyleyen olduğumu hayal ederek eşlik etmek. Bir çift ayakkabının sevinci, annemin diktiği kıyafetleri ilk giydiğimde aldığım haz ne büyük. Bisiklete binmek ne doyumsuz özgürlük hissi.
Ne kadar sonsuz hayat, sırtüstü çimenlere uzanıp gökyüzüne bakarak, kafa kafaya vermiş bir grup çocuğun hayallerinin toplamı ne ölçüsüz. Yürü yürü bitmeyen okul yolu ne kadar da uzun, annemin istediği bir şeyi çarşıya gidip alıp gelmek ne büyük ve uzun iş.
Herşey ne büyük, ne kocaman, hayaller, istekler, annem, babam, arkadaşları, öğretmenlerim her şey ama her şey…
25 yıl sonra yolum aynı şehirden geçip de mola verdiğimde, merakla gittiğim o yerlerde yaşadığım şaşkınlığı anlatmaksa zor.
Apartmanımız sıradan beş katlı, o haşmetli gelen dağlar Toroslardan şehre uzanan tepeler, büyük yeşil alan ortalama bir futbol sahası kadar, yıllar içinde daha da büyük olmasını bekleyeceğim dut ağacı hiç de hatırladığım gibi değilmiş meğer. En çok şaşırdığımsa ev ile okul arasındaki mesafe, bina aynı olmasa yerinin değiştiğini, yakınlaştığını düşüneceğim. Şehrin içinde o zamanlar oturduğumuz ev, okula on dakikalık mesafedeyse, çarşı da üzerine beş dakika kadar daha uzakta. Saçlarım rüzgarda salınırken uçtuğumu zannettiğim, ellerimi bisikletten ayırıp iki yana açarak kullandığım, dünyanın en özgür ve çılgın insanı olduğumu düşündüğüm mesafe… Şaşırtıcı…. Kısacık…
Şehirden ayrılıp yola devam ettiğimde aldı beni bir düşünce. Keyfim kaçtı açıkcası, gözümde mi büyütmüştüm her şeyi? Ben küçükken büyük müydü her şey bu kadar? Yaşım, aklım, bedenim, tecrübelerim büyürken dünya mı küçülmüştü? Fiziksel olarak böyle olsun tamam. Ya mutluluk, üzüntü, sevinç, nefret, heves, gayret? En önemlisi hayaller, onlar ne durumda? Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum” filminde küçük Deniz’in sorduğu gibi
– İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü?
Herkes için aynı cevap geçerli mi bilmem ama şekil değiştirdiği ve küçüldüğünü düşünüyorum.
Kamyon şoförü olup, dünyayı kamyonumla dolaşmak hayalim biteli çok oldu. Araba kullanmayı çok seviyorum ve gezmek, yeni yerler görmek merak ve isteğim hiç bitmedi. Şarkıcı olmak da isterdim mesela, kendi yazdığım şarkıları söyleyecektim dünyaya. Şiir yazmayı seviyorum şimdi, yazıyorsam içim dolu kalbim atıyor, şarkı söylüyorsam da keyfim çok yerinde, herşey yolunda, huzurluyum demek. Meşhur olsam ne fayda?
O zaman nefret ettiğim kadar nefret etmiyorum hiçbirşeyden. Nefret seviyesine gelmeden bırakmanın güzelliğini öğrendim. Kerevizden nefret ederim boyutundan ileri gitmiyorum. Fanatikliğim kalmadı bu konuda.
Bir çocuk kadar saf sevemem belki ama, beklentisiz, olduğu gibi kabul ederek, bugünkü kalbimle, aklımla çok da güzel seviyorum, değeri anlayarak, kıymet bilerek.
Korkularım film tadında değil, yenmeyi, başetmeyi öğrendim çoğuyla. Bir kısmı yok oldu, bir kısmı da renk değiştirdiler ama çocukken aklıma gelmeyen korkular da kazandım. Anlamlı olan korkuların, sevdiklerini ve sağlıklarını kaybettiğini görmek olduğunu gösterdi zaman, yaşatarak.
Sonsuz hayatı düşlemiyorum. Biraz daha kalıcı olmanın, dünyaya bıraktıklarımla, sevdiklerimle, onların akıllarında, yüreklerinde bana dair kalanla ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne için çaba gösterirsem, neye emek verirsem, eserim neyse kalıcılığım ondan ibaret.
Değiştim mi? Değiştim.
Her şeyin bir zamanı var.
Şimdi…
Evet, hala hayallerim var. Olmasını çok istediğim var gücümle de uğraşacağım hayaller. Vazgeçmeyeceğim, son güne kadar. Hayallerim için şartlarımı biliyorum ve gücümü de öğrendim çoktan. Gücü de şartları da zorlayacağım. İmkansızı istemiyorum çocuk halimden farklı olarak ama vazgeçmiyorum. Maymun iştahlı değilim artık, her gün hayallerimi değiştirmiyorum, artık geliştiriyorum.
Hayat neler gösterdi, neler öğretip törpüledi, şekillendirdi. Yaşadığım her şeyin bir anlamı olduğunu biliyorum. Karşıma çıkan her insanın bana bir şeyler kattığını. Hayatım başkalaştıkça, çocukken aklıma gelmeyen, bilmediğim kavramlar katıldı benliğime. İçimdeki çocuğu yaşatmaya çalıştım hep. Zorlanınca, onun cesaretinden cesaret aldım. Onu hiç unutmadım. O saflığa hayranım fakat, geri dönemem ve aslında bunu da istemem.
Şimdi “iyi” önemli. İyiyi görmek, anlamak, kirletmemek, en önemlisi iyi olmaya çalışmak. Güzelliğin ne ince noktalarda saklandığını anlamak, hoşgörü ve anlayışın değerini bilmek, kalbimdeki yükleri azaltmayı öğrenmek zamanı şimdi.
Hayatı içtenlikle, duygularımı olduğu gibi yaşamak, deneyimlediklerimden ders almak, yanlışlarımın ve doğrularımın sorumluluğunu almak, içimdeki sevgiyi büyütmek, sevgiyle bakmak zamanı.
. Değişecek miyim? İşte onu bilmiyorum.
Tıpkı şairin anlattığı gibi (Selçuk Yöntem’den de dinlenmeli)
Bacak kadar bir çocukken
Adam gibi görünmek için çok yüksek sesle konuşurdum
Ve derdim ki, biliyorum, biliyorum, biliyorum, biliyorum
***
Başlangıçtı, ilkbahardı
Fakat ne zaman 18 yaşıma geldim
Biliyorum dedim, bu defa biliyorum
Ve bugün dönüp baktığımda
Bolca mekik dokuduğum dünyaya bakıyorum
Ve hâlâ nasıl döndüğünü bilmiyorum
***
25 yaşıma doğru her şeyi biliyordum
Aşkı, gülleri, hayatı, parayı
Ah evet aşk! her şeyi öğrenmiştim
***
Ve ne mutlu ki,
arkadaşlarım gibi
Elimde avucumdaki her şeyi bitirmemiştim
Hayatımın ortasında (yarısında), yeniden öğrendim
***
Öğrendiklerim,
üç dört kelime tutar:
Sizi birinin sevdiği gün, hava çok güzel (harika) olur
Daha iyi söyleyemem,
hava çok güzel (harika) olur
***
Hayatta beni hâlâ şaşırtan
bir şey
Ben ki hayatımın sonbaharındayım
Birçok hüzünlü gece unutulur
Şefkatli bir sabah ise asla
***
Tüm gençliğim boyunca, biliyorum demek istedim
Ne var ki ne kadar çok aradıysam o kadar az biliyordum
Saat 60’a geldi
Bense hâlâ penceremdeyim, bakıyorum, ve sorguluyorum
***
Şimdi biliyorum, hiçbir zaman bilinmediğini biliyorum
***
Hayat, aşk, para, arkadaşlar
ve güller
Hiçbir şeyin gürültüsünü
ve rengini bilemezsin
***
Tüm bildiğim bu!
Ama bunu, biliyorum…
O kadar çok şeyi bilmiyorum ki, yarın ne yaşayacağımı, kimlerle karşılaşacağımı, neyden vazgeçip neyi arayacağımı, hayatıma neleri katıp neleri bırakacağımı. Başıma ne geleceğini, aslında 1 dakika sonrasını bile bilmiyorum. Herkesin kendiyle ilgili bildikleri var. Temeli yapı taşları. Ben de biliyorum ki hep hayal kuracağım, gerçekleştirme çabasında ve umutlu olacağım. Ve sevmekten vazgeçmeyeceğim… Biliyorum.

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


