Şimdi yükleniyor
×

e-Dostluk

Bu Yazı 3 dakikalık okuma süresine sahiptir.

ajax-loader-2x e-Dostluk

(Baş-not: Bu yazı; Vedat Bey’in “Toksik İnsanla Başa Çıkma Kılavuzu” yazısındaki “Dostum demek kolay…” diye başlayan paragrafın etkisiyle yazılmıştır.)

Bu yazıya başlarken niyeyse “Dostum dostum güzel dostum, bu ne beter çizgidir bu” şarkısı da dilime dolandı… belki bahsederek size de bulaştırmış olabilirim, şarkıyı mırıldanarak okuyabilirsiniz yazıyı:

Dost kavramını hepimiz biliyoruz. Hakiki dost hakiki dosttur. Uzatılacak bir tarafı yoktur. Tek başına DOST kelimesi herşeyi karşılar. Otobüs firmalarındaki gibi Hakiki Adana, Öz Hakiki Adana, Öpöz Hakiki Adana tarzında çoğaltmaya gerek yok.

Dostluk hayatın kendisi gibi, iklimler eşliğinde büyür. Her iklim yaşanır dostluklarda. Bu gereklidir.

Müsaade var mı ey aşk, seni andıran bir şeyden bahsedeceğim, gel gir koluma… gesi bağlarında dolanalım, dostun kapısına yüz sürelim…

Kahve ve çaylar şirketten…

1. PERDE:
Ne arıyorsunuz?
Dost dediğiniz şu aşağıda yazanlar mı, bir bakın bakalım;

Gözlerinin içindeki kalbiyle bakıyor ve konuşuyor
o tanıdık ses
duyduğunda içini dolduran büyülü ses
tanıdık yani işte
Aydınlık karşılamalar
İnsanın içine ışık dolduran tatlı konuşmalar

Kalp sesi…
Şunun da altını çizmek lazım burada;
Gözlerle konuşanın kelimelere ihtiyacı yoktur.

“Kalp nereye akar göz oraya bakar”
Mevzu bu kadar sade.

Çay ile suyun bir araya gelmesi ve demlenmesi işin aslı. Çay mı suyu demlemiştir, su mu çayı?
(tavukla yumurta ilişkisine girmeyelim hiç sırası değil)

Gönülden gönüle yollar açıktır bazılarıyla,
güllerle döşelidir. Pir Sultan Abdâl’ın “Şu ellerin taşı hiç bana değmez, İlle dostun gülü yaralar beni” sözünü de anmadan geçemeyeceğim.

Dostluğun defteri ortak doldurulur, seyir defteri misali.
Bir kitabı ortaya alıp birlikte okunur
birlikte yürünür
birlikte sevilir
birlikte bakılır

– Ben senin gözüne değil, gözünden içeri ruhuna bakıyorum, upuzun yolculuk gibi bir şey bu…
– O kadar kimseye ihtiyaç duymuyorum ki
– Sen benim ayarlarımı öyle bozmuşsun ki, herkesi sen gibi sanırmışım meğer
– Güzel bir laf var “İnsanın memleketi çocukluğudur” diye. Sen de benim çocukluğumsun, özümsün…
– Daha dikkatli, yavaş yavaş gitmek lazım insanların üstüne. Herkesle paylaşımlar, herkesi sen sanmalar. Oysa sen yorulmadığım yegâne insan.
– Yeteriz birbirimize bunu biliyoruz ama,
– Kusura bakma desen komik olur
– Boşver geldi geçti
– İnsanlardan çok mu uzaklaştık. Yoksa zaten hep uzak mıydılar?
– Hem herkesin sevdiği insan olmak hem de uzak
– Bana kalırsa biz hep böyleydik. Birbirimiz olduğu için kimseye ihtiyaç duymuyorduk. Bunu tanımayan, bilmeyen insanları düşündükçe gizli bir mutlulukla şükrediyorum. Bu şükrüm sensin.
– Yalnızlığını duyarım, kalabalığını duyduğum gibi…

(ARA)

2. PERDE:
eeee?
dost gibi sandıklarımız ne olacak?

dost gibi sandıklarımız gelsin sahneye…

Erken ilkbaharlarda çiçekli dallarını uzattığın sırada dolu yağdıranlar?
Sahte olanlar?

Kim kırar öbürünün dallarını,
hızlı şeritte eskittiğimiz yalancı baharları kim koyar araya…

Hayatımızda figüranlar da olacak elbette, herkese de başrol biçemeyiz amma,
önce bilemezsin,
başköşeye buyur edersin,

aynı hamurdan değilsinizdir, ancak sevebilirsiniz bu farklılığı, ama bazıları bozuverirler herşeyi…

düzeltmek için çırpınıp durursunuz ve ortada yanlış anlaşılan koca bir halsizlik kalır. Bir kenara koyup yürüyemezsiniz de…
ama sonra…

çaba durur, çapa durur.

Gerçek haklı ve gerçek iyi olduğunda bunu anlatmak için çabalamazsın; ol’ma halindesindir sadece.
Saf ve temiz bakmak’tır tek istediğin.
Kendine sözler verirsin;
Kaldır kafanı bak, sonra sakince işine bak!
Sonra sakince içine de bak!

Hep aynı tepkileri verme.
Mutlaka olumsuz davranmak,
dövene el, sövene dil uzatmak zorunda değilsin.
SUS zamanı… kendinin en kıymetli hâli…

Bir zamanlar bu boş kubbede kalan boş sadaları dinlediğin kapıları kapat!
Kapattığın kapıları açma artık.
Dost olmayanların labirentinde kaybolmaya gerek yok,
kimse bilmediği şeyin içinde yürüyemez…
(buradaki “içinde” kelimesini “izinde” ile değiştire değiştire okuyabilirsiniz)

Eskidi artık o şarkılar;
Eski dostlar, eski şarkılarla anılıyor,
ve biz zamanın ne kadar çok geçtiğini eski şarkıları dinledikçe anlıyoruz.

Şimdi e-dost zamanı kimileri için, hızlı ve tehlikeli…

(Son-not: bu yazının çıkışında Simlacan’ın İstanbul yazısında bahsettiği dostlukların da etkisi vardır ve 1.Perdeyi ilgilendirir.)

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Genel oy oranı / 5. Oylama Durumu

Şu ana kadar değerlendirme yapılmadı! Bu gönderiye ilk değerlendiren siz olun.

Bu yazıyı beğendiğinize göre...

Bizi sosyal medyada takip ediniz.

Bu yazı size hitap etmediği için üzgünüz!

Kendimizi geliştirelim!

Hoşunuza gitmeyen noktalar neler oldu?

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Okumaya Değer
Kendimizi yine kendimizle vurmakta üzerimize yok… Bunu tekrar anladım! Ne yaşadıysak geçmişte veya hâlen ne yaşamaya devam ediyorsak bile isteye;…
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x