Şimdi yükleniyor
×

SARI ZARF

Bu Yazı 5 dakikalık okuma süresine sahiptir.

ajax-loader-2x SARI ZARF

Daktilolu zamanlarda başladı bizim memuriyet desem, biliyorum ki yaşımız da çıkacak ortaya.

Olsun…

İş güç dışında da yazmayı sevenler, aşıktı o daktilonun ritmik sesine. Hatta ses kesildiğinde şöyle bir dönüp bakılırdı, bir aksilik mi var yazıda, daktiloda ya da yazanda diye…

Çok zevk alırdım ben de, öğle aralarında izin alır arkadaşlarımın daktiloları başına otururdum. Biraz seyrederek biraz uğraşarak on parmak olmasa da işimi görecek kadar öğrendim daktiloda yazmayı. Her fırsatta minik minik yazılar, notlar, şiirler yazardım. Sonra yoğun zamanlarda kendi evrakımı kendim yazmaya da başladım. İlk memuriyet yılları…

Zaman ilerledikçe, teknoloji de ilerledi. Daire (bugün bu kelime kullanılmıyor biliyorum) başına bir bilgisayar, sonra daha fazla, sonra her odaya, daha sonra da adam başı. Sonra herkesin kendi yazısını yazdığı zamanlar ve daha sonra da elektronik sistem üzerinden yazıp göndermeler…

İş yerimdeki masamı hatırlıyorum ve ara ara özlüyorum. En sevdiğim kalemim, benim zımbam, benim delgeçim, kalemliğim, bilgisayarım, kağıtlarım, notlarım.

Ataçları, dosyaları severek, özleyerek hatırlar mı insan? Ne güzel ki öyle hatırlıyorum. 

Bir de dolaplarda özenle sakladığımız yıllar içinde daha az kullanmaya başladığımız boy boy zarflar. Hepsi aynı renk.

“SARI”

Memuriyette sarı zarfla evrak gönderirsiniz ama genellikle gelen evraklar açılmış, numaralanmış, kayda alınmış, amirler tarafından görülmüş olarak geçer elinize. Elinize kapalı ya da açık, sarı zarfıyla geliyorsa evrak ya çok önemlidir; hassasiyet, zaman, uzun iş demektir ya da bir adım daha ötesi. Tedirgin eder.

Bir de başka bir “sarı zarf” vardır dillerde dolanan. Şahsınıza… İsminize gelen o “sarı zarf” öyle takdir, teşekkür değildir. Genellikle uyarı… Ceza…

Uyarı, ceza almadım galiba, hatırlamıyorum. Ama bana, iş yerime belki de ilk ve son gelen sarı zarfı hatırlıyorum. Canım oda arkadaşım Leyla ile birbirimize bakıp, anlam veremediğimiz, ne oldu acaba diye açmaya korkarak fikir yürüttüğümüz o anı hiç unutmam. Açtığımda hayatımın şoku… Kurum içi tayin. Ne mutluyduk halbuki… Evimiz gibi konforlu hale getirdiğimiz, kader arkadaşlığı yaptığımız, işimizi gücümüzü iki kadın el birliğiyle tatlı tatlı yürüttüğümüz, temizliğini bile kendimizin yaptığı, önünde çiçeklerimizi büyüttüğümüz tek katlı o yerden tayinim çıkmıştı. Kaç kere şehir, kaç kere kurum değiştirdim ama kendi isteğim dışında olan bu tayin beni çok hırpaladı. Her şey bir yana dostumdan bu kadar ani ayrılmak… Aynı kurum içindeydik, her öğlen arasında buluşuyorduk, akşam çıkışlarda da ama… Öyle işte, anlatması  zor. Halâ boğazım düğümlenir hatırlayınca. Belki de tek ve en üzüldüğüm “sarı zarf” olayıdır. Neyse ki dostluk, yol arkadaşlığı, kader arkadaşlığı baki, bir damla azaltamadı aramızdaki bağı o sarı zarf. Ah Leylam… Sen… Başka yazıların baş kahramanı…

Aynı kurum içinde o tek katlı, güzel, ev tadında iş yerimden kocaman ana binaya… 

Büyük bir kalabalığın olduğu, koşturmanın, hareketin bitmediği, baş döndüren o bina. Kıdemli memur olmama rağmen titretti beni ne yalan söyleyeyim. On yıldır çalıştığım o kurumda çoğunluğu karşılaşmadığım, çok azı birkaç kere gördüğüm büyük bir insan topluluğu. 

Odasız, masasız karışık biraz zamandan sonra aynı görevle şubece başka bir binaya geçiş ve (enerjisi ile hayatımı güzelleştiren) dünya tatlısı oda arkadaşım. Zamanla uzun süredir bir arada olan o muhteşem kızlar grubunun içine girişim ve hayatımda bambaşka bir dönemin başlaması…

Bambaşka… Sevgiyle, dostlukla örülü, ben dahil altı kişilik “kızlar” grubu. Başka başka hikayeleriyle aynı yerde buluşmuş, bugün emekli olanlarımızla ve sonra benim İstanbul’dan ayrılmamla uzak kaldığım ama halâ bir arada olan kızlar grubu. Kimse, kimsenin bir adım aşağıya düşmesine izin vermedi. İyi günlerimizi coşkuyla, kötü günlerimizi sarılarak yaşadığımız, beraber olmaktan çok zevk aldığımız, birbirimizi güçlendirdiğimiz o rengarenk çiçek bahçesi.

Gelelim sonraki “sarı zarf”lara…

Bundan birkaç ay önce emekliliğimin ilk sarı zarfını aldım ben. Anlaşılır mı duygumu anlatsam, bilmiyorum. O günlerin, o günlerden Seherimin, son görev yerimin kokusuyla geldi sanki. Daha zarfı açmadan koydum evdeki masamın üstüne ve seyrettim bir süre. Beraber olduğumuz günlere özlem mi? İş yerime özlem mi? Bana o zarfı gönderen gönüle özlem mi? Ortaya karışık duygular… Ağla… Ağla… Açtığımda ortak sevdamız Murathan Mungan’dan “Yüksek Topuklar” kitabım ve (emin olun ki kitaptan daha güzel) başlangıç sayfasında da bir notum oldu.

Çok seviyorum bu notları… Kitaba bin kat daha değer katıyor bence. 

Ve bundan bir hafta önce bir kargo daha. İçinde ne olduğunu biliyorum, bildiğimi sanıyormuşum daha doğrusu. Kargo naylonunu sıyırdığımda göremeyip, kendime şaşırıp, içimden geçirdiğim cümle: Bu kadar da özlemle sarı zarf beklenir mi? Bir sarı zarf daha bekliyordum ama neyse. 

Rengarenk bir hediye kağıdı, içinde de bir kat daha… Veeee işte onun da içinde benim ikinci sarı zarf. Eşimin karşımda benimle paylaştığı, telefonun ucunda Sehercan’ımın da aynı anları benimle yaşadığı o gözyaşlarıyla süslü muhteşem mutluluk anı… Üzerinde “Kutsal Emanet” yazısıyla. Yıllardan sebep, içindekine verilen emek, anlam ve değerden sebep dostluğun kutsal emaneti. Sonra sarı zarfı okşamak… Sarı zarfı koklamak…

Sarı zarfın içinde yıllardır beklediğim, tüm kızlar grubumuzun da beklediği o kitap. Çıkacak kitap. Yılların emeği, nakış nakış işlenmiş. Kendi çapımda ikinci göz olarak okuyacağım ve sonra da yazılanlar, işaretlenenler üzerinde “Yazarıyla” uzun uzun konuşacağımız kitap.  Seher’in kitabı… Ve yanına bir de hediye kitap yine ilk sayfasında notuyla. Notu okuyunca, gönderen tarafından tanınmanın, bilinmenin, sevilmenin şükrüyle… Çok yorulduğum, bu işlerden uzak kaldığımı düşündüğüm bir anda. İlaç gibi… Hayata dönüş gibi geldi bu sarı zarf… İçindekiler, içimden su gibi aktı gitti.

En sevdiğim işi getirdi bu sarı zarf… Aşkla, neşeyle, hevesle yaptığım işi.

İşte benden bir küçük sarı zarf hikayesi.

“Sarı zarf” ve hayatıma gelişleri, değiştirişleri, hissettirdikleri… 

Bu güzellikte nice sarı zarflar dileklerimle…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Genel oy oranı / 5. Oylama Durumu

Şu ana kadar değerlendirme yapılmadı! Bu gönderiye ilk değerlendiren siz olun.

Bu yazıyı beğendiğinize göre...

Bizi sosyal medyada takip ediniz.

Bu yazı size hitap etmediği için üzgünüz!

Kendimizi geliştirelim!

Hoşunuza gitmeyen noktalar neler oldu?

Abone Olun
Bildir
guest
4 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Aslıhan Özbek
Aslıhan Özbek
28 Mayıs 2024 10:32

Ne güzel hikayeleri ne güzel dostluklarınız var sizlerin. Harika anlatım ve duygu aktarımı için teşekkürler. Kaleminize sağlık.

BEAD
BEAD
28 Mayıs 2024 06:38

Keyifle okuyorum yazılarınızı, anlatım diliniz, yazılarınıza kattığınız içten duygularınız harika. Gerçek hisler olduğu o kadar belli ki okurken yaşatıyor. Kaleminize sağlık.

Okumaya Değer
Gönlümü kelamımı duyana söylerim,Gönlü kelamımı anlamayana selamım yeter. Yolda olana gönlüm yeterGöz görür dil yetmezDili yetmeyene hoştur gönlüm.
4
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x