Şimdi yükleniyor
×

Zaman

Bu Yazı 6 dakikalık okuma süresine sahiptir.

ajax-loader-2x Zaman

Çok acımasızdır zaman, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Dur desen durmaz, yavaşla desen takmaz, yakalayıp zapt edeyim desen ne mümkün, öyle parmaklarının arasından kum gibi akar gider inanılmaz bir hızla.

Dost muhabbetinde eskilerden bahsederken ancak “hatırlar mısınız yada bir zamanlar…” diye başlarsın cümleye, bazen tatlı bir tebessümle, bazen acı bir gülümsemeyle devam edersin anlatmaya.

Bu fani dünyada hiçbir şeyin adil olmadığı gibi zaman da adil bir şekilde dağıtılmamıştır insanlara.

Kimine bonkörce, kimine bencilce verilmiştir zaman. Ama gençken tüketemeyeceğin tek şeyin zaman olduğunu sanırsın. O yüzden önemsemezsin, o yüzden bilerek ve isteyerek öldürürsün zamanı, hiç acımadan.

Neden?

Çünkü bedavadır.

Bedava olan her şeyin değersiz olması gibi zaman da değersizdir ta ki değerini anlayana kadar.

Anladığında da büyük ihtimalle iş işten çoktan geçmiştir.

Zaman…

Kimi kısacık hayatına koca bir ömür sığdırır, kimi de kendine bahsedilen hayatı bom boş geçirir.

***

Vur patlasın çal oynasın geçen yılların faturasını ödüyoruz şimdi ülke olarak.

Ülkeye kederden, sefaletten, hırsızlıktan, fakirlikten, düşmanlıktan, ayrışmadan, arsızlıktan, beladan başka hiç bir şey getirmemiş hesapsız geçen yılların ceremesini çekiyoruz.

Boşa geçen zaman bizden intikam alıyor.

Siyasilere kimsenin güveni kalmamış.

Gelen gideni aratacak korkusu ve beklentisi, umutsuzluk, bıkkınlık ve boş vermişlik.

Halbuki…

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.

Ben demiyorum.

Mustafa Kemal ATATÜRK demiş, bundan tam 95 yıl önce genç Türkiye Cumhuriyetinin gençlerine ve gelecek nesillere olan inancıyla söylemiş.

Ülke çıkmazda, kurtuluş yolu kalmadı, battık, bittik, tükendik, kim gelse düzelmez vs vs.

Bırakın bu söylemleri.

Açın NUTUK’u okuyun.

Yok çok uzun ben okuyamam diyorsanız o zaman Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini okuyun, o bile yeter.

***

Dolmabahçe Sarayında NUTUK’a son dokunuşlarını yapıp, son hali aldıktan sonra Atatürk arkadaşlarını saraya toplar ve “oturunuz ve dinleyiniz” der.

Afet İnan anılarında o anları şöyle anlatıyor.

NUTUK’un sonuna koyacağı satırları yüksek sesle okumaya başladı.

Dinleyicilerin nefes dahi almadıklarını sanıyorum. Çünkü ben kendimi öyle hissediyor ve ulusal bir heyecanın etkisi içinde yaşıyordum.

Bütün Milli Mücadele’nin tarihi olan NUTUK bu satırlarla son bulacaktı.

Atatürk bu metni okuyup bitirdiği zaman, derin bir nefes almış, fakat iki damla gözyaşını da bizlerden saklamamıştı.

Kısa bir sessizlik yaşanır.

Atatürk, devam eder; Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği Cumhuriyet’e inananlarla onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır…

Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfan müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine geçtiği vakit Türk milleti yükselecektir.

***

Atatürk’ün, 15 Ekim de başlayıp 20 Ekim 1927’de, Gençliğe Hitabe ile bitirdiği Nutuk, CHP’nin İkinci Büyük Kongresi’nde kabul edilir ve ayakta alkışlanır.

Atatürk, Nutuk’u okumayı bitirdikten sonra;

Muhterem efendiler; Sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet mazi olmuş bir devrin hikayesidir.

Bunda milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat teyakkuzu (tetikte olmak) devam edebilecek bazı noktalar teberrüz (meydana çıkarma) ettirilmiş isem kendimi bahtiyar addedeceğim…

Efendiler, bu beyanatımla milli hayatı hitam (son) bulmuş farz edilen büyük bir milletin istikbalini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vasıl olduğumuz netice asırlardan beri çekilen milli musibetlerin uyanışı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum

der ve Gençliğe Hitabeyi okur.

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Atatürk’ün, yazdığı ve okuduğu Gençliğe Hitabe, ertesi günün gazetelerinde birinci haber olur. Ankara ve İstanbul’daki Üniversiteli öğrenciler topluca “Gençliğe Hitabeyi” okurlar. Ankara Hukuk Fakültesi öğrencileri, Atatürk’ün açtığı yoldan, gösterdiği hedeften vazgeçmeyeceklerine dair yemin ederler ve aşağıdaki metni yayınlarlar.

Ey Türklüğün büyük şahsiyeti, Ey bizim aziz babamız;

Ruhlarına heyecan, dimağlarına ışık saldığın gençlik sana diyor ki:

Senin sevgini gönlünde, gösterdiğin doğru yolu bilinçli adımlarının yönünde bulan gençlik, şüphesiz ki senin dehan ve azminle Türk’lüğe hediye edilen Cumhuriyeti, hayatından daha aziz ve kutsal tanımıştır.

Onun müdafaası için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyecek, onu gözlerken çok kıskanç davranacaktır.

Bugün de seni görmekle bahtiyar olan gençlik, tarihte masum ve asil kalmış olan milletimize her köşede içten ve dıştan tuzaklar hazırlayan bu tarihi nasıl değiştirdiğinizden ve bunların acı sonuçlarından habersiz ve hissiz kalamaz ve kalmayacaktır.

Dedelerinin gafletiyle yuvarlandıkları çukurlara bir daha düşmemek için bugünün dersini pek kara ve karanlık olan dünden, kurtuluş ve uyanışının hassasiyetini ise senin varlığından ve iradenin ateşinden alacaktır.

Milletinin hissiyatı ve sevgisini ondan aldığı saf ve mert kanla damarlarında dolaştıran gençlik, Türk’ün geleceğinin evlatları, milletin varlığına ve onun kalbi olan aziz Cumhuriyetine en ufak yan bakışların hayal ve düşüncelerine uyuşuk ve hareketsiz kalamaz.

Adı Türk, kanı Türk, bütün varlığı Türk olan millet ve onun gençleri, kendisini yokluktan varlığa, ölümden hayata, karanlıktan ışığa ulaştıranların açtıkları kurtarış çığırında her zaman bağımsızlığın ve geleceğin koruyucusu, kan ve candan çizilmiş hudutların bekçisi olacak ve sonsuza dek de öyle kalacaktır.

***

Zaman acımasızdır.

Biri gelir 3 senede ülkeyi düşmandan temizler, küllerinden bir ulus yaratır, gencecik bir Cumhuriyet kurar, yokluk içerisinde, okullar yapar, fabrikalar kurar, bilim insanları yetiştirir, esaret altında yaşayan ülkere umut olduğu gibi gelişmiş ülkeler için de ilham olur.

Zaman her şeyin ilacıdır derler doğrudur, ama her ilaç gibi zamanın da kendine göre bir etki süresi vardır, düzeni vardır, planı vardır…

Zaman…

Kimi kısacık ömrünü dolu dolu yaşar, o ömre koskoca bir ulus sığdırır…

Kimi de…

Neyse…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Genel oy oranı / 5. Oylama Durumu

Şu ana kadar değerlendirme yapılmadı! Bu gönderiye ilk değerlendiren siz olun.

Bu yazıyı beğendiğinize göre...

Bizi sosyal medyada takip ediniz.

Bu yazı size hitap etmediği için üzgünüz!

Kendimizi geliştirelim!

Hoşunuza gitmeyen noktalar neler oldu?

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Okumaya Değer
Burada yanımda olmayıp da kalbimde olanların yeryüzü adları; Neşe, Sumru, Hasibe, Müzeyyen, Handan, Fatih, Şule, Sultan, Türkân, Işın, Simlâ, Meral,…
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x