KALP BÖLGESİ SAKİNLERİ
Burada yanımda olmayıp da kalbimde olanların yeryüzü adları; Neşe, Sumru, Hasibe, Müzeyyen, Handan, Fatih, Şule, Sultan, Türkân, Işın, Simlâ, Meral, Arzu, Mediha
bir’den başladı bine yayıldı bugünkü anmalarım…
Kalbimin nefes alışlarını çocukluğumda o güzel ev’de o güzel anne babadan öğrendim… Sonrası arkadaşlarımdan geldi, ciğerler dolusu…
“Seviyorum ve kalbimde taşıyorum” diyor uskumru balığı
Ben de ben de
Orada duruyor, durur da daha
orası sisler içinde bir hatıra…
artık aynı şeyleri paylaşmıyor olabiliriz ama o zamanlar o kadar bir ve beraberdik ki tüm ömrümüzce hatırı ve hatırası yeter… oradan ömrümüze ve hücrelerimize sızar, yayılır…
Kalbimiz nefes alır ve verir.
Buna kalp atışı deriz.
Nefesini güzel al ve güzel ver.
Kalbin ritmi bozulmasın
(kalbin ritmini bozan ey aşk); kalbimin zikrisin, hem nefes alırken, hem verirken: Hu, hu, hu ya da hay, hay, hay
Her şeye aşk’la girdim ben…
arkadaşlıklarım, yazılarım, işlerim, yollardaki adımlarım, gökyüzüne bakışlarıma kadar…
aşka bile aşkla girdim…
Rüzgârın yüzüme vuran serinliği bile yüreğime dokunur benim…
kuşun kanadı bile…
(ben de yazayım, ben de ahkâm keseyim)
Belki de değiştirmeye çalıştığın bazı durumlar, kişiler hiç değişmeyecek, o halde yeldeğirmeniyle savaşmak yerine, rüzgârda saçlarının uçmasına izin ver.
Sallama çay içme, çayın demine, keyfine ayıp etme.
Kahveyi de dostlarınla iç ki köpük köpük köpürsün içiniz…
(her şey kıvamında… her şey merkezinde… her şey ama her şey kalbimde)
Ormanda bir ağaca kurulmuş salıncağın tadı ile yarışabilir mi zengin bahçelerde kurulan salıncak kanepeler…
Dalgalarla boğuşanla, dalgaların arasında sörf yapanın bir olur mu ölüme bakışı…
Ömür geçip gidiyor,
kimi zaman boğuştuk dalgalarla, kimi zaman sörf yaptık.
Acıtan sözler duyduk kimi zaman
sonunun nerede durduğu belli olmayan…
kendinden büyük kelimeler
kimin kime haksızlık ettiğini kimsenin bilemediği…
Eski büyükler der ki; “bir gün gam odası, bir gün dem odası”
Dem’ler gördük, arkadaşlıklarımız dem’li dem’lidir bizim… çayımız, kahvemiz demli demli…
ve sözlerimizi, hâllerimizi, suskunluklarımızı içimizde demleriz… demli demli sohbetler ederiz…
(Dem bu dem, vakit bu vakit…)
Geçmişe tutulan fener
geçmişten geriye yansıyan ışık
Kazdım kazdım
içimde sıkışıp kalan bir yeraltı şehri buldum
Artık beynimdekilerin yatağını değiştirme vakti gelmişti
şehre daldım, meğer bir ejderha yuvasıymış şehrin altı… (içimin içi)
alevlerin közünü kalbimde söndüren…
kimi hatırladığın, kimi hatırlamadığın anılar bobini
kiminde “Son” yazıyordu
(Son yazmasa filmin bittiğini anlamayacaktık belki de)
Kimine kalbim uzaklaştırma da vermiş olabilir… uzaklaşan, upuzuuun uzayan aşk gibi…
uzaklık hiç kırmadı beni, kırılmadım…
ve
hiç kimseyi kırmamaya çalışmanın tatlı gururu
gözlerimden fışkırır durgun durgun (yorgun yorgun)
(Hümanist)
Ev; aile
vatan,
arkadaş,
“bir zamanlar” diye bir şey var biliyorsun değil mi?
acı da var tat da…
aşılmayacak kelime yok…
Her kelime içeriden dışarı çıktıktan sonra bocalayabilir…
bunu da gözönünde bulundurmak gerekir…
Bazen diğerlerinin kelimeleriyle de bir çarpışma olabilir
Çarpışmanın şiddeti
Şiddetin ‘ağır-çekim gücü’ne bağlı
Çarpışa-yazmak da olabilir…
teğet geçer bazı kelimeler diğerlerinden…
ve…
Doğruymuş…
zamanla azalırmış herşey…
hatıra’ya karışırmış…
yaşlanınca pıhtılaşma ihtimaline doğru
gençken deli deli akan kan
çok gençliğin herşeyi çok bilen hiçbirşeyi kırmızılığındadır.
(Burayı şöyle okuyoruz: “Herşeyi çok bilen hiçbirşey”)
Bazen biri çıkar içinde açan çiçekleri ezer
(Çimlere basmayınız yazısına rağmen)
Üstümde uçuşan kuşlara sesleniyorum
Dallarıma konun, cıvıldaşın
yapraklarımı dökmeyin, dallarımı kırmayın
kaç yaprak döküldü kimbilir içimin kuru dallarından
İçimdeki çocuk ne kadar da geç öğreniyor her şeyi,
hani bir şarkı var ya hep sonradan hep sonradan…
Bir dokunsan bin ah dökülecek satırları vardır bazı kitapların
şairlerin kitaplarında dize dize sırları vardır,
o sırra ulaşmaya çalışıyorum,
okuyor, okuyor bulamıyorum
yine de
dokunuyorum,
altını çiziyorum
dökülüyor harfler avucuma
panik oluyorum, bunca harfi nasıl tutturacağım birbirine
savuruyorum havaya
onlar nasıl olsa yolunu bulur
belki iyi bir yerde durur
Herkes bir gün yeniden çocuk olsa…
(burası kaçmak için iyi bir fırsat)
Kolay mı koca bir ömrü el kadar kağıda sığdırmak?
Bazen rahat bırakmalı… herşeyi, herkesi
ki…
kalbin orijinal dili çözülsün…
Bazı insanlar tam da kalbinizi işaret eder…
Kalbimin bağrını açtım, hiç kaçmadım…
ve tam da burada
durup durup eski şarkılar çalıyor içimde
eskiler…
eskinin gücü aşkın gücünden geliyor…
Dostlar…
Dostluklardaki lezzeti çok iyi bilirim. Kıymeti ölçülmez. Gecenin körü, gündüzün her anıyla kapıların açık olduğunu bildiğin ve şükür tadında şımarıklığı yaşadığın nadir insanlardır onlar.
Kaybolan anları, günleri telafi edecek tek şey derin dostluklar…
Sonu kalemin ucuna kadar gelen anılar…
birden kalp bölgesine hücum eder kanlı canlı…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


