Hatay benim şahsi meselemdir demiştim…
Bir gün, İstanbul’a telefon ederek beni acele Ankara’ya çağırdılar ve Atatürk’ün Adana’ya (Mayıs 1938 ziyareti olmalı, Y.N.) gitme kararını önleyemediklerini, sıhhi bir sebeple kendisini ikna ederek bu seyahatten vazgeçirmemi rica ettiler.
Hatay olaylarının en hareketli ve hararetli günlerine rastlayan bu seyahatte, bir suikasttan korktuklarını belirterek bu isteklerine yardımcı olmamın hayati önemi üzerinde durdular.
Ankara’ya geldiğimde harekete bir saat kalmıştı. Atatürk beni görünce ‘Oo hoca, iyi oldu geldiğin, Adana’ya beraber gideriz’ demiş ve hiçbir karşılık vermeme imkân bırakmadan arabaya binmiştik.
Çoğunlukla vali ve emniyet müdürlerinin programına uymayan Ata, Adana’ya gidişten sonra, bizi verdiği bir adresteki eve götürmüş ve orada başyaverin ‘Girme paşam!’ diye Ata’nın önüne yatmasına rağmen, arabalardan inerek, içeri girmiştik.
Kapısı kubbeli, eğilerek girilen ve bir izbe manzarası gösteren meyhaneye benzeyen bir yere girdiğim zaman, dumandan adeta göz gözü görmüyor, içki, sigara ve muhtemelen esrar kokusundan zor nefes alınıyordu. İçeride palabıyıklı, kabadayı, külhanbeyi tavırlı ve muhtemelen pek çoğu silahlı yüz yüzelli kadar kalabalık vardı.
Ata, doğruca büfeye giderek hiç yabancılık çekmeden, önüne kadehini ve içkisini koyan barmenin elinden şişeyi aldı, hazırlayıp içtikten sonra, kendisini sevgi ve saygı dolu, güvenmiş insanların bakışlarıyla takip eden kalabalığa dönerek ‘Posta başları gelsin!’ diye bir emir verdi. Refakatinde bulunan bizlerin hayret dolu bakışları arasında sekiz on kişi gelip Ata’nın karşısında durdular. Hepsi de babayiğit, kararlı kişi görüntüsündeydiler. Ata en başta durana:
–Sen hangi postanın başısın?
-Ben tel kesme postasının başıyım.
–Vazifen nedir? Emir verince ne yapacaksın?
-Vazifem gördüğüm her teli kesmektir. Telefon teli, elektrik teli, sınır teli, ne görürsem nerede görürsem keseceğim.
–Malzemen?
-Hepsi tamam.
–Kaç adamın var?
-Yüz elli.
–Peki.
Ata bir sonrakine döner:
-Sen hangi posta başısın?
-Kırma, yıkma, bozma.
(Aynı sorular, aynı mahiyette cevaplar…)
–Sen hangi posta başısın?
-Yol tahrip, tıkama, kapama.(Aynı sorular, aynı mahiyette cevaplar…)
–Sen?
-Tedhiş ve zararlı hale getirme.
Bütün postalara sordu.
Sonuçta gördük ki, tamamen bölge halkından oluşan, bin-bin beş yüz kişilik bir grubu, sekiz on posta halinde, hiç kimsenin haberi olmadan, o zamanki tabiriyle ‘beşinci kol‘ faaliyeti için hazırlamış.
Sonunda Ata, posta başlarına, ‘Paraya ihtiyacınız var mı?‘ diye bir soru sordu. İçlerinden daha olgun ve yaşlı birisi ‘İşte şimdi ayıp ettin Paşa. Hem vatan hizmetine çağırdın hem de şimdi bunun fiyatını soruyorsun‘ diye cevap verdi. Ata, münasip bir şekilde sorusunun maksadını anlatarak gönüllerini aldı ve ‘Şimdi hepiniz evlerinize dönecek ve daha evvel kararlaştırılan şekilde, benden emir bekleyeceksiniz’ emrini verdi ve ayrıldık.
Şaşkın ve hayret dolu olarak kendisini süzenlere ‘Hatay benim şahsi meselemdir demiştim’ şeklinde çok anlamlı bir ifadeyle cevap vermiş ve arabaya binmişti.”
Orgeneral (E) Kemal Yamak’ın, Atatürk’ün özel doktoru Neşet Bey’in hatıralarından yaptığı alıntıdır.

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


