Hayaller, Umutlar ve Gerçekler

“Doğmamış çocuğa don biçilmez” diye ata sözümüz vardır ama sen daha portakalda vitaminken seninle ilgili planlar yapılmaya başlanmıştır bile. Ana rahmine düştüğün anda adın bellidir mesela. Cinsiyetin belli değildir ama iki ihtimalli olarak ismin belirlenmiştir. Kız olursa “bu”, erkek olursa “bu” .

Geleceğinle ilgili planlar, seninle ilgili hayaller kurulmaya başlanmıştır.

Umutsundur.

Geleceksindir.

Senin hayatınla ilgili kurulan hayaller masal kahramanlarını kıskandıracak kadar güzeldir.

Daha dünyaya gözlerini açmadan omuzlarına öyle bir yük bindirilmiştir ki haberin bile yoktur.

Hayat acıdır, kalleştir, gözünün yaşına, iyiliğine, kötülüğüne bakmaz.

Şanslı olarak dünyaya geldiysen kumlu denize girmek gibidir hayat, ayağının altında hafif gıdıklanma olur ama emin adımlarla basarsın yere, korkmadan.

Şansın yoksa, taşlı denize girmek gibidir hayat, dikkatlice yere bassan da ayağının en hassas noktasını bulur ve batar o taş, canın yanar, devam edersin gene gelir bulur seni, ta ki ayağın yere değemeyecek derinliğe gelene kadar. 

Bizim zamanımızda özel okul vs yoktu.

Düz lise, Anadolu Liseleri, Fen liseleri ve Meslek Liseleri vardı.

Gerçek anlamda sınavla girilirdi.

Anadolu ve Fen liselerinde okumak prestijdi. Herkes aşağı yukarı eşit seviyelerde eğitim alır, eşit şanslarla sınava girer, başarılarına göre okullarda okurdu.

Geçim derdi yoktu.

En düşük ücretli çalışan bile ay sonunu rahat getirir, çoluğunu çocuğunu rahat okuturdu.

Sonra birden bire herşey değişti.

80 öncesi sağ sol olayları, yokluk, kuyruklar, karaborsa, ölümler vs. vs. derken ihtilal. Sıkı yönetimle yaşamaya tam alıştık derken yeni Anayasa referandumu ile heyecanlandık, çok partili siyasi yaşama geri dönüşle umutlandık.

Ve

Merhaba dünya.

Batıya açılmaya başladık, yeni dünyalar, yeni yaşamlar keşfedilmeye başlandı. 

Biz onları keşfederiz de dünya bizi keşfetmez mi!!!

Dünya da bizi keşfetti.

Önce Amerika, peşinden Batılı ülkeler.

Yavaş yavaş günlük hayatımızda egemen olmaya başladı.

Yavaş yavaş tabelalar değişti, yabancılaştı.

Dünya devi McDonald’s geldi önünde kuyruk olduk.

Her yerden ama her yerden vurmaya başladılar.

Yediğimizden içtiğimizden tutun, üstümüze giyeceğimize kadar içimize işlediler. Öyle güzel sundular ki, ihtiyacın olmasa bile ihtiyaç sahibi oldun. Yavaş ama emin adımlarla ilerlediler.

IMF belasını başımıza sardılar, doğmamış çocukla ilgili bütün hayalleri yıktılar yetmedi sırtına borç bindirdiler. Yıllarca ödedik o borçları.

Eğitim sistemimiz değiştirilmeye başlandı.

Önce dershaneler.

Sonra özel okullar mantar gibi bitmeye başladı.

Eğitimde eşitlik ortadan kalktı.

Zeki olandan çok parası olana şans tanıyan sistem oturtulmaya başlandı.

Kalite düştükçe yetişen nesiller aptallaşmaya başladı.

Cumhuriyet döneminin son on beş senesi kadar kötü bir eğitim sistemi olmadı bu ülkede.

Hile ile sınav kazananlar, sahtekarlık ile mezun olanlar söz sahibi olmaya başladı.

Dibe vurduk.

Modern insanlık tarihinde kurulan ilk on üniversite arasında yer alan İstanbul Üniversitesi, ki kuruluşu İstanbul’un fethine dayanır, bütçe kısıtlamaları yüzünden öğrencilerine 3.5 TL den verdiği üç öğün yemeği sadece bir öğüne indirerek ikinci öğün için 18.50 TL talep etti.

İşte “taşlı denize girmek” budur. 

Sen bir fincan kahve ve bir Clup Sandviç’e 50 TL verirken, o öğrenci fazladan ödemek zorunda kalacağı 18,50 TL nin aylık yemek bütçesine yükleyeceği 450 TL’nin derdine düşer. 

Tok açın halinden anlamaz.

Türkiye Millet Meclisinde her ay 22.200 TL yazı ile YİRMİ İKİ BİN İKİ YÜZ Türk lirası maaş alan 600 tane (hiç bir işe yaramayan) sözde Milletin vekili ve bir de bunların yemek yediği dillere destan Meclis Lokantası var!

Bir tarafta kuruluşu 1453’e kadar dayanan koskoca eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi öğrenci yemekhanesi diğer tarafta Türkiye Millet Meclisi Milletvekili Lokantası.

Sen ana rahmine düştüğün zaman kurulan hayaller arasında “Gidecek yerim yok yaşanmaya değer bir hayatım da” diye birşey yoktu.

UMUTTUN

GELECEKTİN

MASAL KAHRAMANIYDIN.

Comrade Ulrike (Sibel Ünli)

7 Kasım 2019
“Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var”
“Bir liraya karnımı doyurabilir miyim enter”
“Bir lira kırk kuruşmuş”

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı. 2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını  okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.