HAYAT YOLUNDA
Doktorun attığı şaplakla başlar bu dünyadaki yolculuk. Hemen oturursun direksiyona, şanslıysan yanında annen, baban.
Sana nerede yavaşlayıp, nerede hızlanacağını, havaya, zamana, duruma göre nasıl gideceğini tecrübelerine dayanarak göstermeye çalışırlar. Onların rehberliğinde, bu yolda bir süre beraberce gidersin.
Sonra torpido gözünde kullanma klavuzu bile olmayan bu arabanın direksiyonunda yalnız başına kalırsın. Kimi gün sımsıkı sarıldığın o direksiyona kimi gün dokunmak istemez, arabanın nasıl gittiğini umursamazsın. Başlarda pür dikkat, kurallara sadık, öğretildiği gibi giderken yolda, manzarayı kaçırırsın. Manzaraya bakacağım dediğinde de yolu şaşırıp, kuralları unutursun.Zamanla öğrenirsin hem düzgün gitmeyi, hem de manzarayı keyifle seyretmeyi.
Yorulup arada kenara çekmek isteyebilirsin ama kesin kural; son durağa kadar böyle birşey mümkün değil. Araba daima gidecek. Buzda kayacak, bazen hızlanacak, uçuyor gibi olacak, arada patenaj yapacak. Aşkın semtine uğrayacak, frenler tutmayacak, belki anne ya da baba olma duraklarından geçecek, heyecanlanacak, coşacak, sakinleşecek, dostluk mahallesini çok sevecek, sevgi durağına bol bol uğrayacak, bazen tekleyecek, hatta kazalar yapacak ama hep gidecek.
Yolda bazen efkarlanacak “bir garip yolcuyum hayat yolunda, yolunu kaybetmiş” diye, bazen de keyifle “haydi kalk gidelim bu şehirden, gün batarken yada güneş doğarken” diye şarkılar söyleyeceksin. Bazen günlük güneşlik olacak hava, bazen de yağmur, çamur, engebeler, engeller çıkacak yoluna. Uçurum kenarından geçen dar yolların olduğu gibi, otobandan gidilen zamanların da olacak. Yanlış yola gireceksin, dönecek yada dönmeyeceksin. Şaşıracaksın doğru dediğin yol yanlış çıkacak, yanlış bildiğin yolsa doğru olacak. Bacakların tutulacak, ellerin uyuşacak, gözlerin ağrıyacak, mola vermek yada inmek isteyeceksin, inemeyeceksin. Devam edecek, devam edecek ve sen aslında bu yolu çok seveceksin.
Bir çok yol arkadaşın olacak. Kimi doğduğun günden itibaren yanında, kimi belli kısımlarda. Kimini bir duraktan alıp sessiz sakin son durağa kadar yanında götürürken, kimini de müsait ilk durakta bırakacaksın. Bazısı kendi inmek isteyecek, yada sen onunla yolculuğunu sonlandıracaksın.. Sonunda yanında gerçek, bitmeyen ve gönüllü yol arkadaşların kalacak.
Devam ederken yola zemin kaygan, ortalık puslu, çukurlarla dolu olabilir. Savaşların, barışların, acıların, sevinçlerin, yenilgi ve zaferlerin semtinden geçer, zamanla aydınlıktan sonra karanlıkların içinde de yolunu bulabilmeyi başarırsın. Bagajına sevgiler, hassasiyetler, değerler, istekler, amaçlar, tutkular, kırgınlıklar, kıskançlıklar, utançlar, dargınlıklar yüklersin. Arada bagajı düzenler gereksiz alışkanlıkları, duyguları, yükleri ayırır, kalanlarla yoluna devam edersin. Senin ve arabadaki diğer yolcuların yolunu ve yolculuğunu güzelleştirmek için çaba gösterirsin.
Aklındaki yer neresi? Nereye gitmek istersin? Dağın zirvesi midir hedefin, ovada dümdüz bir yolu mu seçersin, ıssız bir adanın tek yön yolunu mu, düğüm düğüm trafikli yolu mu tercih edersin? Yada yol nereye giderse kabul eder misin? Bazen sokaklar bataklığa, bazen de denize çıkacaktır öğrenirsin.
Kimi zaman gittiğin yolda kendi izine rastlar, aynı yoldan geçtiğini anlar, almadığın derse pişman olur yanarsın. Tabi, dikiz aynalarını kullanıp, geriye bakacaksın arada ama orada takılıp kalmayacaksın, ilerlemek için önüne bakmak zorundasın.
Ne kadar hızlı gittiğin değil yolculuk, anlarsın ki neler biriktirdiğin, ne tecrübe edindiğin. Ne kadar olduğun, olgunlaştığın, ne kadar bilgi aldığın, kime ne fayda verdiğin, ne kadar mutlu ettiğin ve hala neleri merak ettiğin, ne kadar öğrenmeyi arzu ettiğin, nereye kadar gitmek istediğin ve en önemlisi sevmeyi ne kadar başarabildiğin, sevgiyi ne kadar yoluna katabildiğindir yolculuk.
Yol devam ediyorsa hayat devam ediyor, olmak devam ediyor. Amaç yeni yerler öğrenmekten çok kendimizi öğrenmek, keşfetmek. Sonunu bildiğimiz, sonlanma zamanını bilemediğimiz yol, yolcuya dair, yolcu da yola ve hedefe.
Gün gelir kafan karışır, yol ayrımlarında bocalayabilirsin. Sormaktan, harita kullanmaktan korkma. Ama asıl harita yüreğin. İşte o gün Susanna Tamaro’nun yazdığı gibi; Önünde pek çok yol açılıp, sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, hiç birşeyin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle, gene bekle. Dur sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git.
E o zaman, yolculuğunuz güzel, yolunuz açık ve daim olsun.

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


