MAVİYİ SORUYORDUN
Madem “Mavili Masallar” denildi burada bulunduğum yere.
Maviden bahsedeyim size…
İlk olarak küçücükken, 4 yaş civarı, babamla en büyük yaramazlığımız, vapur ve Beşiktaş kaçamaklarında, Kızkulesini seyrederken, çeşit çeşit hikayelerini dinlerken, dalgaları izlerken, boğazda sevdim. Sonra İstinye’de, Yeniköyde, Çengelköy’de, martılarında sevdim. İstanbul’un rengi demekti benim için…
Sonra İzmir’de, hala çok küçüktüm. Balık gibi attılar beni denize. Küçücük yaşımda öğrendim ben yüzmeyi. Her sene omuzlarım su toplamış döndüm tatilden. Beni attılar da denize, sonrasını hesaplayamadılar, denizden çıkarmaları mümkün olamadı. Hiç doyamadım yüzmeye, kışın omzumdaki çillere özlemle dokunup, denizle aynı renk gördüm onları. Yüzmek demekti benim için…
Uçağa ilk bindiğimde rüya gibi geldi bana, uçsuz bucaksızdı bulutların üstünde. Küçüktüm anlayamadım nasıl bulutların üzerine çıktığımızı. Ne heyecanlıydım, hiç inmesin istedim yere. Sonra, bulutuyla kuşuyla, güneşi, gökkuşağıyla gökyüzü de demek oldu…
Kardeşime de bulaştırdım bu sevgiyi. Ne zaman Isparta’dan Antalya’ya yola çıksak, mola verilsin istemez, gözümüzü kırpmadan beklerdik Toros’lardan aşağıya inmeyi. Denizi ilk gördüğümüzde çığlıklar atardık. Denizden uzaklaşan yolları sevemedim ben Antalya’da. Denizi olan şehrin tüm yolları denizi görmeliydi. Tatil bitip geri dönerken deniz görüntüden kayboluncaya kadar izlerdik. Görünmez hale gelince, küskün yerimize oturur, kim bilir bir daha ne zaman göreceğimizle ilgili tahmin yapardık. Denizi görmediğim gün eksik kaldı bana. Deniz demekti benim için…
Şiirlere düştü gönlüm sonra. Onun geçtiği şiirleri daha çok sevdim. Okudum, okudum, okudum, ezberledim.
“Hayat hiç mavi yerinden vurmadı
Çünkü ben maviyi beyazı koruyan masumiyet olarak tanırım….” diye başlayan
“Maviyi soruyordun
Gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
Bir renk değildir, mavi huydur bende….” diye devam eden Edip Cansever, en güzel mavi şiirleri yazan, Nazım Hikmet, Orhan Veli, Turgut Uyar , Gülten Akın ve daha niceleri hayatımın parçası haline geldi. Yetmedi kendimce ben karaladım…
“Mavi olsun bugün günlerden
Aylardan masmavi
Deniz kadar
Gökyüzü kadar
Bakışlarım, kaçışlarım
Gidişlerim, dönüşlerim
Yanışlarım, sönüşlerim
Şarkılarım, sözlerim
Hayallerim, keyfim masmavi
Rüzgar mavi essin
Yağmur mavi yağsın
Bahar bile masmavi
Kelebekler her tonundan
Haberiniz yok mu
Martılar bile bu gün açık mavi”…Şiirin rengi oldu benim için.
Her sıkıldığımda mavi görmeye koştum. Denizde, gölde, akarsuda, su birikintisinde, hiçbiri yoksa gökyüzünde. Ancak onunla rahatladım. Huzur oldu benim için…
Özgürlüğün rengiydi, sakinliğin rengiydi,
Ve bir gün, bir baktım “aşkın rengi” oldu. Kimine göre kırmızı, kimine göre pembe olabilir. Benim aşk diye bildiğim, maviydi. Çünkü ne zaman baksam gözlerim, ne zaman dinlesem içim mavi doldu, ne zaman dokunsam ellerim mavi oldu.O denizdi, gökyüzüydü, şiirdi, huzurdu, mavinin anlamına sınırsızlık, özgürlük, sakinlik, yaşam eklendi.
O maviydi, her yer masmavi oldu.

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


