1 Sarı Lira!

Çalışmaya hayatımın çok başları ve o zaman 20’li yaşlardayım. Üst düzey bir amirden randevu almaya çalışıyorum ama sekreterini geçmek mümkün değil.

Sekreter hanımın telefonda gayet net, berrak, vurgulu ve otoriter konuşması, görmeden nasıl biri olduğunu ister istemez düşündürüyor, insan onu zihninde şekillendirmeye çalışıyor. Randevum netleştiğinde çok önemli bir işi halledeceğim evet ama, beni sekreter hanımla  karşılaşmak kısmı daha çok heyecanlandırıyor ve içten içe meraklandırıyor. Randevu alıp alamadığımı soranlara onun ses tonu ve vurgularıyla taklit yaparak “beyefendi henüz müsait değiller, aramaya devam ediniz lütfen” diyorum. Eğleniyoruz, herkes onun gibi konuştuğumu söylüyor, hadi bir daha diyor, tekrarlıyorum, gülüşüyoruz.

En sonunda boş zaman yakalıyorum. 

“Buyurunuz ancak biraz beklemeniz gerekecek” demesi üzerine neredeyse koşa koşa gidiyorum. Makamın bulunduğu bina ve koridorun ağırlığını taşımayan, genelden farklı çok hoş bir odaya giriyorum. Ev desen değil, sekreterya hiç değil. Küçük modern bir sergi odası sanki. Her tarafta minik objeler, rengarenk taşlar, pencere önlerinde renkli saksılarda çiçekler,  çok hafif bir oda kokusu ve inanılmaz rahatlatıcı bir müzik. Sanki imzaya değil, hayatın tüm koşuşturmasına ara verip, işleri güçleri bırakarak terapiye gelmiş gibi. Ama ortada sekreter yok. Dakika geçmeden onun tabiriyle “beyefendi” nin makamından çıkıp bana başıyla selam veriyor ve ezberden ismimi söylüyor. İnanamıyorum telefondaki sesin bu vücud bulmuş hâline. İri-yarı izbandut gibi, sert ifadeli bir kadın beklerken, ufak tefek, bembeyaz tenli, simsiyah uzun saçlı, çok güzel gözleri olan bir kadın. Ama yaşı benden oldukça büyük. Hatta zannetmiyorum işe başladığımdan beri, burada bu yaşlarda birilerini gördüğümü.

Beni bir süre inceliyor, önce ismimle hitap ederek “kızım çok küçüksünüz, neden sizi gönderdiler. Sahi kuzum kaç yaşındasınız siz?” yaşımı söyledikten sonra da, “ah canım daha çok toysunuz, hay Allah oldu mu şimdi” diyor. Başkası söylese iş hayatının içinde bozulurum. Ellerini uzatıyor bana ve  öyle sıcak, öyle şevkatle bakıyor ve konuşuyor ki, masanın diğer tarafına geçip sarılacağım. Türk filmlerinden bir sahne yaşıyorum diye düşünüp, birazdan “size çok kanım ısındı,  anne diyebilir miyim?” diyecekken, anın büyüsünü beyefendinin araması bozuyor. İçeriye bir süre kimse alınmayacak, çünkü önemli telefon görüşmeleri yapılacak. İçten içe çok mutlu oluyorum. Onunla daha uzun vakit geçirmek için fırsat bu bana. 

Kalemiyle önündeki deftere birşeyler yazarken, başını kaldırmadan, “Umarım imza için geldiğiniz  konunuzu iyi biliyorsunuzdur, yoksa harcarlar sizi yavrum, isterseniz çalışın da gelin, ben idare ederim durumu” diyor. Konu hakkında bilgilerimin tam olduğunu söylediğimde rahatlıyor.

 Anlaşılan içeride zorlayacaklar beni (ki imza için içeri girdiğimde ne demek istediğini çok iyi anlıyorum) ama o an yaşadığım keyfi hiç bir şey perdeleyemiyor. Sohbete başlıyoruz hiç farketmeden. Nasıl tatlı tatlı anlatıyor…

Gördüğüm rengarenk objelerin her birinin yurt içi ve yurt dışında başka başka şehirden alındığını ve onun için çok önemli olduğunu, odanın aslında hatıralar ve anılarla dolu olduğunu öğreniyorum. O günde, bugün düşündüğümü düşünüyorum. Herkes bu dünyada  kendi cennetini kendi yaratıyor ve içinde bir cennet varsa bunu tüm çevresine yansıtıyor.

Sohbetin bir yerinde, hayatı ve kendini ertelememek, hayattan alınan zevkin değeri konuşulmaya başlanıyor. Çok şey bildiğimi sanıyorum, ben de fikir yürütüyorum,  konuşuyorum. Ama öyle yerlerden giriyor ki, konu hakkında onun da farkında olduğu tecrübesizliğim bilgisizliğim gün gibi ortaya çıkıyor… “Hayatınızın tedavülden kalkan bir sarı lira olmasına izin vermeyin” diyor. Tamam izin vermiyim de, hayat… sarı lira… tedavül…. Bir anlam veremiyorum. Nemli güzel gözleri ile bakıp,  bana hafifce gülümsedikten sonra, inanılmaz etkileyici sesiyle , hayatım boyunca hiç unutmayacağım ve her geçen sene daha iyi anlayacağım satırları okuyor. 

Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,

Bırakın Paris’te ılık rüzgârlarla taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz.
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler.
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini, ha babam erteledik,

20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere…
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize.
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek imkânına kavuştuğunuzda,

Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki tedavülden kalkmış…(*)

 Ne için gelmiştim buraya, ne oldu. Ofisimde taklidini yaptığım kadın, o günden başlayarak haftalar içinde hayran olduğum biri haline dönüştü . Diğerlerine kıyasla yaşı en büyük ama gönlü en genç  kıymetli dostumun, sesini duymak, yüzünü görmek, huzur bulmak, iki satır birşeyler öğrenmek için her fırsatta yanına gider oldum… 

Can Dündar’ın “ÖDÜNÇ HAYATLAR” yazısından şiirleştiren: Erel Bleda

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.