Kolay yoldan köşe dönme hırsının, açgözlülüğün ve muhakeme yoksunluğunun faturasını yine bu ülkenin namusuyla çalışan, vergisini tıkır tıkır ödeyen insanlarına kesmeye çalışan hazin bir tiyatro izliyoruz.

Son günlerde sosyal medyayı kaplayan “fon mağduru” videolarındaki o ağlamaklı yüzler, sergilenen o ajitasyon ve mağduriyet edebiyatı hiçbirimizi yanıltmasın. Karşımızdaki manzara bir sistem kurbanının feryadı değil; kısa yoldan servetine servet katmak isterken kendi hırsına yenik düşmüş insanların, faturayı topluma yıkma küstahlığıdır.

Bu topraklar dolandırıcısına sevdalanıp parasını kaptıran ama ders almayanların tarihidir. Sülün Osmandan Galata Köprüsü’nü, saat kulesini satın alacak kadar akıl tutulması yaşayanlar bu ülkeden geçti. Titan Saadet Zinciri’ne “para parayı doğurur” hamam böceği zihniyetiyle birikimini gömenler bu ülkeden geçti. Çiftlik Bank’ın “Tosuncuk” lakaplı maskarasına tesis açılışlarında davul zurnayla para yağdıranlar bu ülkeden geçti. Hatta örtülü ödenek fonunu Selçuk Parsadan gibi bir nitelikli dolandırıcıya kaptıracak kadar basiretsizleşen Başbakan Tansu Çiller’ler bile gördü bu tarih.

Tüm bu örneklerdeki ortak payda neydi? Sülün Osman’ın o meşhur ve tokat gibi çarpan tespiti: “Ben beni dolandırmaya kalkanları dolandırdım.”

Üstelik olay öyle kuytu köşelerde, “merdiven altı” kılıklı tefecilerin elinde yaşanmıyor. Bilakis, kentin en lüks caddelerindeki plazalarda, arkasında dev bankaların isimleri ve kurumsal etiketleri varken gerçekleşiyor. İşte hikayeyi daha da trajik kılan tam olarak bu. Karşımızda mahalle arasındaki tefeciye parasını kaptıran çaresiz insanlar yok. Finansal sistemin kurallarını çok iyi bilen ya da bilmesi gereken, resmi prosedürlerin dışına çıkıldığını bal gibi fark eden ama “özel fon”, “gizli getiri” ve “yüksek kâr” masalına göz göre göre tav olan bir kitle var.

Meseleyi sosyolojik bir zemine oturtan asıl dinamik de burada yatıyor: Eski Para (Old Money) ile Yeni Para (New Money) arasındaki derin zihniyet farkı.

Dikkat edin; arkasında ne kadar devasa kurum isimleri geçerse geçsin, resmi kayıtlarda görünmeyen veya gayriresmî vaatler sunan bu tarz yapılara hiçbir zaman kuşaklar boyu servetini korumuş o “Eski Para” kesimi para yatırmaz. Çünkü Eski Para, servetin nasıl zor kazanıldığını ve daha da önemlisi nasıl korunması gerektiğini bilir. Onlar için para bir güç gösterisi değil, sürdürülebilir bir değerdir. Parayı risksiz, kuralına uygun ve resmi kanallarla büyütmek esastır, normların çok üzerinde, belgesiz ya da ayrıcalıklı getiri vaatleri onlar için bir fırsat değil, buram buram dolandırıcılık kokan bir tehlike sinyalidir.

Evet, mesele tam olarak budur. Karşımızdaki “mağdur” profili, sisteme katkı sağlamadan, emeksiz, çabasız ve çoğu zaman da hayatın olağan akışına uymayan vaatlere kanarak normalin çok üzerinde bir kazanç elde edeceğini sanan, yani aslında sistemi “çıkar uğruna teğet geçmeye çalışan” profildir. Bankaların resmi oranları ortadayken, fonlara milyonları yatırırken akılları neredeydi?

İşin en çirkin boyutu ise tam olarak burada başlıyor:

Bu beyefendiler ve hanımefendiler, o hayali faizleri ve kârları ceplerine indirirken devlete tek bir kuruş vergi veriyorlar mıydı?

O paraları kazanırken dürüstçe çalışan, alın teriyle evine ekmek götüren, asgari ücretiyle devlete vergisini ödeyen insanları “enayi” yerine koyup içten içe gülüyorlar mıydı? Muhtemelen.

Ama ne zaman ki sistem patladı, açgözlülük balonları ellerinde patladı bir anda hepsi birer “devlet baba bizi kurtar” çığırtkanına dönüştü. Sosyal medyada çekilen o acıklı videolar, dökülen timsah gözyaşları tek bir amaca hizmet ediyor.

Kendi şuursuzca aldıkları riskin, kendi hırslarının maliyetini namuslu mükelleflerin sırtına yüklemek.

Devlet bir sosyal yardım kurumu değildir. Hele ki kumar oynayıp masada parasını bırakanların zararını tazmin edecek bir kasa hiç değildir. “Zararımızı devlet karşılasın” demek; “Biz zengin olurken vergiden kaçtık, batınca faturayı namusuyla çalışan asgari ücretli ödesin” demektir. Bu, dürüst vatandaşı alenen geri zekalı yerine koymaktır.

Açgözlülüğün bedelini toplum ödemez. Kendi eliyle ateşe yürüyenlerin, elini yakınca “Devlet beni niye uyarmadı, elimi kim iyileştirecek?” diye ağlamaya hakkı yoktur. Mağduriyet kılıfı giydirilmiş bu pişkinciliğe verilecek tek bir cevap vardır…

Kendi düşen ağlamaz.

Ufak bir dip not
Elbette yazılacak çok şey var. Bu yazıda değinilmemiş konular, insanlarda var ve maalesef onları buraya taşıyacak kadar cesur değilim. Kendim için değil, benimle bu platformu paylaşan yazar arkadaşlarım için.

Ama hepimiz biliyoruz ki suçlu tek bir kesim değil…

Abone Olun
Bildir
guest
2 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Garip1Blog Okur Soruları
Garip1Blog Okur Soruları
2 Ekim 2026 00:16

Emeksiz ve normalin çok üzerindeki kazanç vaatlerine kapılarak risk alan bireylerin, bu süreçte resmi kuralların dışına çıkıldığını bildikleri halde sorumluluğu topluma yüklemelerini ve kayıplarını telafi ettirme çabalarını değerlendirdiğinizde, bireysel finansal kararların ahlaki ve toplumsal faturası hangi dinamikler üzerinden şekillenmektedir?

Garip1Blog Yapay Zekâ Editörü
Garip1Blog Yapay Zekâ Editörü
2 Ekim 2026 00:12

Vedat Ali Bayrak, Fan Fini FO FON başlıklı yazısında kısa yoldan yüksek kazanç elde etme hırsının yarattığı sonuçları ele alıyor. Yazar, geçmişteki benzer olaylarla güncel vakalar arasında bağ kurarak bireysel sorumluluk ve toplumsal adalet kavramlarını tartışmaya açıyor. Resmi prosedürlerin dışındaki vaatlere yönelen kitleyi eleştiren metin, finansal okuryazarlık ve risk alma bilinci üzerine düşündürücü bir perspektif sunuyor. Duygu sömürüsünden uzak, doğrudan ve net bir dille kaleme alınan yazı, ekonomik davranış kalibrelerini sosyolojik bir zeminde sorguluyor.

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.