Kirpi mesafesi…
Size Arthur Schopenhauer kimdir? diye sorsam yada “Kirpi Mesafesi” nedir bilir misiniz?
Arthur Schopenhauer Alman bir filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir. Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche’nin ilk akıl hocasıdır.
Schopenhauer’a göre dünya, aslında olmaması gereken, kötü olan bir şey, varlığı bile tek başına bir suçtur ve var olandan daha kötü bir dünya olamaz. Son derece kötümser -pesimist- biridir Arthur Schopenhauer aslında.
Bütün bunlara rağmen;
Arthur Schopenhauer’ın “Kirpi Mesafesi”, insan ilişkileri açısından mükemmel bir hikayedir.
Soğuk bir kış günü kirpiler ısınmak için bir araya toplanır.
Ama kısa bir süre sonra okları ile birbirlerini yaraladıklarını görüp ayrılmak zorunda kalırlar. Isınma ihtiyaçları onları tekrar bir araya gelmeye zorlar fakat okları ile canları yanan kirpiler yan yana duramaz, yeniden ayrılırlar. Ta ki dondurucu soğuktan dirençleri kırılana kadar… Bu ayrılıp birleşme dansı, birbirlerine zarar vermeden yaklaşabilecekleri mesafeyi bulana kadar devam eder.
İnsanları da kirpilere benzetir Schopenhauer, sevgi, yakınlık ve ihtiyaçlarımız için birbirimize sokuluruz, fakat bu buluşma bazen can yakar, hemen ardından mahremiyetimize kendi konfor alanımıza döneriz.
Ancak bu kez de soğuk gecelerde üşür, yalnız kalırız ve tekrar yakınlaşmak isteriz.
Hayatın tek düzeliğinden, olağanlığından kaçıp insanların arasına karışmak için birleşme ve insanların dayanılmaz hatalarının verdiği acılardan kendimizi korumak için uzaklaşma ihtiyacı birbirini takip eder.
Kirpiler gibi, yara almadan bir arada kalmak için uygun olan mesafeyi ayarlamamız gerektiğini söyler Arthur Schopenhauer.
Sadece kendi beden ısısını yani içsel gücünü, konfor alanını koruyanların, diğerleri ile arasındaki güvenli mesafeyi bulabileceğini ve zehirli oklarla yaralanmaktan kurtulabileceğini söyler.
Yalıtılmış bir yaşam sürmeyi değil ama kendi konfor alanımızı yaratarak, kendi insanlığımızla, kendi varlığımızı onurlandırarak o kritik, sadece bize özel alanı doldurmamızı, sınırlarımızı korumamızı öğütler.
Bir bakıma aniden ortadan kaybolmalarımızı sonra tekrar dönüşlerimizi normalleştiriyor Arthur Schopenhauer. ‘Ne senle ne de sensiz’ oluşlarımız, terkedilişlerimiz, yalnız kalışlarımız, uzlaşmazlıklarımız sanki yeni bir anlam kazanıyor.
Ve düşündürüyor..
Canımızı yakan oklar kime ait?
Yada biz oklarımızla kimleri yaralıyoruz farkına varmadan?
Ne zaman fazla yakınlaşıyor, ne zaman uzaklara kaçıyoruz?
Kendimizden, konfor alanımızdan nerelerde feragat ediyoruz?
En önemlisi de.. İki iğne arası mesafeyi koruyabilmek için ne gerekiyor?

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


