Aşık Olunur, Mesele Aşk’ta Kalmak!

1986 yılının Eylül ayında başlayan otuzsekiz yıllık bir aşkın kısa hikayesidir bu.

Henüz delikanlılığın bozulmadığı, genç kızların masum, çekingen, utangaç olduğu yıllarda, lise sonun ilk okul günü tanıdım onu. Okulun bahçesinde, bizim Hülya’nın yanında duruyordu.

Kimdi, hangi sınıftaydı, adı neydi acaba?

Hülya asker kızı olduğuna göre kesin asker kızı olmalıydı. Tanışma kısmı işin kolay kısmıymış meğer, sonradan anladım bunu.

Edirne’de okumak farklıydı aslında. Trakya’nın havasından mıdır? Suyundan mıdır? Bilmem… Eğlence iliklerine kadar işlemiştir Edirnelinin de Trakyalının da. Okul bahçesinde şenlik havası esiyordu o gün. Bütün yazı beraber geçiren arkadaşlar bile sanki hiç görüşmemiş gibi heyecanla sarılıyordu birbirine.

İşte öyle bir ortamda gözümün gördüğünü gönlüm de görmüştü.

Trakya’da gönül işleri kolaydı, daha lise birde çıkanlar, gizli veya alenen buluşanlar çoktu, ama yetiştirilme şekli, aile yapısı, babanın mesleği gibi etkenler bizler gibi memur ve asker çocuklarının hatırı sayılır bir kısmını direkt etkilerdi. İstisnalar elbette vardı ama biz o istisnalardan değildik.

Bugün bilinen teknolojinin çok gerilerindeydik o dönemde, sms ve whatsapp mesajlarını bırakın, MSN, ICQ, zurna vs gibi chat ortamlarına bile çok uzun yıllar vardı. İmkansızlıklar içinde yaşayan mutlu huzurlu gençlerdik aslında, medeni cesareti olan, gidip direkt açılırdı ama bizim gibiler için platonik aşktan başka çare yoktu.

Okulun ilk haftalarında başlayan gizliden derste süzmeler, gözünün önünde dolanmalar, dikkat çekme çalışmaları bir süre sonra yerini kısa mesajlar yazıp vermeye bıraktı. Belki sms henüz keşfedilmemişti ama sevenlerin birbirine mesaj gönderme şekli bizim kuşaktan çok önce belirlenmişti. “Ufak kağıt parçalarına mesajını yaz, güvenilir bir ulakla ulaştır. “

Duygusal açılmalar yaşamamış olsak da, sınıf içerisinde günlük olarak birbirimize verdiğimiz kısa notların heyecanını bugün telefon başında mesaj bekleyen gençlerin yaşaması mümkün değil. Her gün o ufak kağıt parçalarına yazılan notlarla mesajlaşır, birbirimize cevap verirdik.

Her şeyi platonik olarak masumca yaşıyorduk. Ne ben onun duygularından haberdar, ne de o benim duygularımdan haberdardı ama o mesajlar iki sevgilinin birbirine yazdığı mesajlar kadar heyecan vericiydi.

Seni seviyorum diyemeden, el ele bile tutuşamadan, baş başa geçirdiğimiz tek bir günün, şehir kütüphanesinde Milli Güvenlik ödevini hazırlamaktan ibaret olduğu, aşk açısından ziyan edilmiş koskoca bir sene ve sonrasında gelen zorunlu ayrılık.

O Ankara’ya ben İngiltere’ye.

Yurt dışında geçen 8 sene boyunca bir gün bile aklımdan çıkmamış, yaşadığım bütün ilişkilerin, gelecekle alakalı hayallerimin bir parçası olan lise aşkım çok uzaklarda ama benliğimde benimle beraberdi.

Uzunca bir süre bana yazdığı o kısa notlar gittiğim her yere benimle geldi.

Hayatlarımız hiç kesişmeden farklı yönlere aktı. Farklı hayatlar kuruldu.

Bir gün Mark Zuckerberg denen birisi çıktı ortaya ve Facebook diye garip bir platformla tanıştırdı bizi. Eski arkadaşlar, dostlar birbirini buluyormuş diye duymuştum. Başladım aramaya, o yoktu ama hemen hemen bütün lise arkadaşlarımı bulmuştum zaman içerisinde. Facebook hayatıma girdikten iki sene sonra da onu buldum… Profil fotoğrafında tekne turunda çekilmiş, yelkenlinin direğine yaslanarak oturmuş genç bir kadın vardı.

Aradan geçen onca seneden sonra ilk kez 2008 yılının sıcak bir Temmuz akşamında Kuruçeşme Balıkçısı’nın terasında düzenlediğimiz lise yemeğinde, 1986 yılının Eylül ayında okul bahçesinde görüp aşık olduğum o genç kız karşımdaydı ve gülümseyerek bana doğru geliyordu.

Közlenmiş ama unutulmamış, bastırılmış ama kaybolmamış duyguların yüzüme yansıması gibiydi o gülüş. O an aklımdan geçenleri tarif edecek kelime dağarcığına sahip olduğumu sanmıyorum. Geçmiş geçmişte kalmıştı belki ama aradan geçen onca senenin kaybını telafi etmek için sorular birbirini kovalıyordu. Bir solukta her şeyi öğrenmeye çalışıyorduk.

Geçen yılların soruları bittikten sonra çocuklara geldi sıra. İkimizin de birer çocuğu olmuş.

Kızımın adını sorduğunda “Adaşın” demiştim.

İliklerime kadar işlemiş bir platonik aşkın, hayatımın her döneminde benimle beraber olmasını sağlamanın, sevdiğiniz insanı her gün bıkmadan, usanmadan anmanın, hatırlamanın bir başka yolu olabilir miydi?

Son derece saf ve masum duygularla başlayan o platonik aşkın sahibiyle, yıllar sonra tekrar yollarımız kesişti, bu sefer ikimiz de boşanmış çok daha farklı hayatlar kurmuştuk. Arada buluşmalar, mesajlaşmalar telefonlar ve sonunda yakınlaşmalar.

Liseli platonik aşkım, artık platonik değildi, o zamanlar söyleyemediğim bir çok şeyi artık rahatlıkla söyleyebilirdim.

Söyledim de.

Eğer, yeryüzünde bir cennet varsa, o da sevdiğiniz, aşık olduğunuz insanın yanı başıdır. Ölmeden cenneti yaşayabilen ender insanlardan biri, hatta en şanslısı benim diyebilirim, çünkü hayatımda iki Simla var…

Biri hayatımın aşkı Simla diğeri gururum kızım Simla Su.

Osho‘nun dediği gibi “Aşık olunur, Mesele Aşk’ta Kalmak!” ve sanırım ben bunu başardım.






				            					        

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı. 2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını  okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Abone Olun
Bildir
guest
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Gülseher Türkdönmez
Yazar
9 Ocak 2024 08:38

Muhteşem iki insan, muhteşem bir aşk. Ayrılık da aşka dahil olmuş onlarda. Birbirlerinde tutuklu kalmışlar. Çok duygulandım, çok beğendim. Patronumu ilk defa bu kadar duygusal ve romantik bir yazıda gördüm. Müthiş olmuş. Gerçek duygular ifade edilince böyle yüreğe işliyor, yerlerine ulaşıyor. Simlacanım ve patronum siz hep aşkta kalın, hiç gitmeyin, sizi seviyorum.

Aslıhan Özbek
Aslıhan Özbek
7 Ocak 2024 12:48

Gerçek aşk hikayesi ama biraz da detay olsaymış keşke. Hep aşkta kalın

msgaye
msgaye
7 Ocak 2024 11:58

Ne güzel aşklar var hayatlar var, mutluluğunuz daim olsun. Ayrıca Une Belle Histoire güzel bir dokunuş olmuş

Şale Köse
Yazar
7 Ocak 2024 01:05

Sevginin en saf hali daha güzel nasıl anlatılabilirdi bilmiyorum. Okurken gülümsemeyle duygulanma arasında gittim geldim. Ve tekrar ve tekrar kanaat getirdim ki bu dünyayı ve insanları sevgi kurtaracak. Sevgiyle kalın

Simla Tezcan Bayrak
7 Ocak 2024 00:59

Canım benim, nasıl duygulandırdın beni. Sen benim gönül şehrimin denize çıkan sokağısın. Tüm dileğim hep Aşk’ta kalalım.

9
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.