BAHÇE
Kuşların yağmurda ıslanması…
ağırlığı çok olan yolculuk…
arkada bırakılan bahçe…
Alabildiğine uzanan geçmişte tek başına kalmış bir ağaç gibi anılar…
yosun tutmuş denizin dibinde kalanlar…
Zihnin zengin dili, kıvrak yolları, devasa kütüphane gibi… herşeyin büyütüldüğü bahçe…
bahçenin içinde “küçük ev” dedikleri ardiye… herşeyin tıkabasa atıldığı, unutulduğu, arandığında bulunamadığı…
Her hatıranın kapısı aralık ama içerisi karanlık… ben elimde fenerle dalıyorum içeri… raflardaki toza aldırmıyorum. Bana uzanan tüm ipuçlarını topluyorum bir bir. Sonra başımı öne eğiyorum… çarpmamak için, çarpmamak için…
Bütün hatıralar dikkat kesilmiş, bana bakıyor…
Bakışlarında laf kalabalıklığı yok, net ve temiz; gözbebeklerinin ta içine davet eden bir uzayış… çok derinlerde başlayan uzun bir sohbet gibi… gece geç saatlere kadar sürer gibi…
gözlerinin tonu kestirilemiyor… ağır bir ses tonuyla konuşuyor… şairane… içinde sadece o tek bir kişinin bildiği cümlelerle…
Elmas gibi keskin gece
zümrüt rengi orman
bahçe kapısı…
ÇİLİNGİR
Kapattım kapıları
kilitledim
attım anahtarı
bir çilingir oldu kalbin…
açtı(m) kapıları
izin verdim
Anahtar aç kapıları benim için
Kelimeler yola çıkmış geliyor amma yolu kesmiş suskunluk
geçit vermiyor
Ulaşmıyor yerine o muhteşem sözler
KİTAP
Kabuğu tıklama, içine gir
Aşkın etrafında
(Aşk kendi ilacını kendi yapar)
dolanma…
Kimseler bilmez onu arayan gözlerin telaşını
İçinde büyüyen panik duygusunu
ateş topuyum
döne döne soğuyorum
kara parçalarım oluşuyor, denizlerim zaten vardı…
Bir yemin edip dönemeyen insanlardan hiç olmadım ben.
Benim kalbim yemin tutmaz, oruç bozar…
pusu kurmuş bakışları…
ha değdim ha değecem dokunuşların tadı…
kalp okumak
kitap kitap…
her kitap bir kalbe eşittir.
Kanlı arena…
Sözcüklerin gövde gösterisi… Hepsi bu. Hepsi bu.
KALP MASAJI
(Aşk bir kalp masajıdır. Hayata döndürür duran kalpleri)
Gür sözcükler ormanında kaybolmuş gibiyim.
Sözlerinin peşine düşüyorum. Tereddüt etmeden gürültünün içinde ilerliyorum. Yanlış yöne sapmamak için mimiklerini takip ediyorum. Olmuyor kaybediyorum. Ayrılığın kokusu etrafı sarıyor. Sağanak yağmur başlıyor… Sağanak yağmurun diğer yağmurlardan farkını iliklerime kadar hissediyorum.
Nabız gibi atan sözcüklerin daracık geçitlerinden geçmeye çalışıyorum. Sonra geniş bir düzlüğe çıkıyorum; aşk görünüyor. Aşkın etrafında dolanıyorum. Kalbim duruyor.
Bakışlarında bir cümle patlıyor, patlamanın etkisiyle kalbim tuzla buz oluyor. Ufak noktalara dönüşüyor kalbimin her parçası…
(Ufak bir nokta neler değiştiriyor insanın hayatında görüyorsun)
Desenler oluşturuyorum dağıldığım yerlerde…
Birisi toplayıp beni, sözlerle dolu bir odaya atıyor… şiir oluyorum bir anda… sözlerin ötesini görebilmek için…
dağın arkasının
ve
ufuk çizgisinden sonrasının şiiri…
SÖZLER
Desenli sözler
Cömert sözler
Çocuk gözünün ve çocuk sözünün farkı…
Baştan çıkaran sözler…
Sözlerin (de) geceye girip çıktığına dair inandığım (oluşturduğum) rivayet.
Her ayrı kişide ayrı kişi olmak sanatıdır ilişkiler… ilişkilerin de gece ve gündüz (y)anları…
sözlerin gölgesinde serinlemek… sonra berrak güneş gibi parlayan sözlerin altında yürümek ve kamaşan gözlerini ovalayan sözlerin etkisine kapılmak… bazı sözler soğukta buhar çıkarır gibi çıkar ağızdan… gözle görülür…
Bazı sözler ise ateş olur… etrafında toplar herkesi ve ısıtır. Işık şöleniyse onun görsel hediyesi gibidir. (Işıklı sözleri bi gözünde canlandır)
Bazı sözler de ateşten geriye kalan kül yığını gibi yığılıverir kalbine. Ateşe birkaç dal parçası atar sevgilinin sözleri, yeniden alevlendirir.
Sözleri ve bakışları sindirme süreci.
Kandırmak için; sözleri,
düzeltmek için; bakışları kullanmak…
Bakışların uzunluğu, an’ların kısalığı… bitmeyen öykü… kısa kısa…
aşk mı hayat mı bu dünyanın öteki adı… kısa kısa… kısa kısa…
Unutulan cümleler kervanı,
unutulmayıp kasıtlı vazgeçilenleri
(daha doğmadan kürtaj ettiğim nice sözlerimi)
bu sefer de sen duy…
bu sefer de sen duy…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


