GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

(Lütfen tüm anılarınızın önünde ayağa kalksın içiniz) 

O anlar yalnız sizin değildi, bizimdi de… 

                eskiden hayat hepimizindi…  bir’likte geçinip gidiyorduk…

                şimdi çoğaldık, çoğaldıkça küçüldük.

ah o uzak  bahçeler…

geçip giden gençlik…

gülüp geçebildiğimiz, üstünden atladığımız şeyler…

güzel çocuktuk,

                tıkabasa sevgi dolu…

her duyguyu tanır bizim nesil,

                her zaman herşeyin dört dörtlük olmayacağını bilir…

vitesi boşalır insanın bazen,

                yokuş aşağı,

hayatın  manevra gücü… makas atma biçimi… insanın tükenmişliği ile yer değiştiren enerji patlaması…

                gökyüzünde dolaşan yağmur kokusu…

                               gökyüzünden aşağı inen bahar mevsimi…

Sese, gözyaşlarının karışması…

Evrene duyurulan üç sözcük…

Bu şehrin fonundaki müzik,

müziğe uygun klipler (film icabı değil)

Ben zaten bir filmi bile sahici sanacak kadar çocuğum. Bir kitabı da öyle…

Bunca kitap kapaklarıyla geçen ömür… bunca satırlar, bunca altını çizip himayeme aldığım cümleler… hiç okuyanla okumayan bir olur mu,

Hiç gezenle gezmeyen bir olur mu şiirlerden kurulmuş bir dünyayı…

Benim içimde hiç bitmeyen kelime savaşları…

söylediklerim,

                söylemediklerim…

söylemediklerimden kendime sakladıklarım,

ve yazarken demlediklerim üç noktayla…

ve

mektuplarım…

mektuplar bomba yüklü tırlar gibi…

(Hiç yazanla yazmayan bir olur mu?

Hiç mektup okuyanla okumayan bir olur mu?)

Şımarıktı ağzımızda uçuşan bazı cümleler,

Bazılarıysa ayakkabısıyla dalardı içeri…

Bazı cümleler ise çocukluk arkadaşımızdı, hiç unutmadığımız.

Geceli gündüzlü her türlüsü…

Gece’si olmayan cümle mi olur?

Gece bir çalkantı hâlidir.

Gün ağarır ve herşey durulur, huzura erer.

Her akşam mutlaka çay içilen evler kadar dingin ve huzurlu

Bazı insanlarla yaşamak kitap okumak gibidir. Kapağı güzel olup orada kalanlar, içi derin olup yakıp yıkanlar… huzur verenler

Bazı insanlar şiir etkisi yapar. Tahribat gücü aşka eşdeğerdir.

bazılarında kalırsın, gidemezsin, uğurlamaz seni,

sen gittiğini sanırsın, o seni içinde yaşatır bırakmaz…

Herkesin toplamı bir insandır bazen… Nereye baksan herkes yerine O’nu görürsün…

Her kalbin hayatı farklı (her odada her evde ayrı hayat)

Hiçbir yol birbirine karışmaz. Herkesin yolları var.

Duraklama, konaklama yerleri var.

Bazen de içinde kat ettiğin yollara bakarsın…

İçimizdeki yollar

İçimizdeki yıllar…

Davası başlamıştır artık yılların…

Gereği düşünülmüştür…

İçimize pusu kurmuş onca kitap, onca söz, onca şiir…

Onca insan…

Yalnızsın işte onca kalabalığa rağmen,

tek başınasın,

tut kendi yalnızlığının elinden…

tut kendi aşkını kalbinde…

Aşk kayıt tutar

Ay ışığında

İmzasını atar…

İmzasında saklı adımın baş harfi,

ezelden  beri…

(Yok ağlamıyorum, gözüme şarkıların tozu kaçtı)

Eskinin koynuna sakladığımız dünlerden kalma…

kabukları kaldırıp, yarayı kanatan şarkılar…

(Bu davada birbirinin zıt istikametine giden birşeyler vardı…)

Bazılarıyla öyle farklı pencerelerden bakıyoruz ki yazılana… ama bunun için kimseyi suçlayamam…

kim anlayabilir ki beni benden başka,

kim yazılanı anlayabilir…

bir şairin, kan kusup kızılcık şerbeti içtim demesi kadar kolay bir şey var mıdır?

onun gibi işte…

İstikamet değişsin!

İstikamet değiştirdiğinde sürprizin oradan belirmesi…

Tesadüfün coşkun tadı…

kurgulanmamış karşılaşma…

Kapıdan içeri girebilmek, beklenen biri gibi karşılanmak isteği…

Beklenen biri gibi…

Beklenen biri gibi yazmak isteği,

çok beklenen biri gibi gelen ilham…

ve bir de yazıp yazıp sildiklerimiz,

silip silip yazdıklarımız…

sildiğimiz satırlar hakkını arar mıydı bir gün

yaşam hakkını elinden aldığımız, kürtaj ettiğimiz satırlar öbür dünyada hesap sorar mıydı?

Birçoğunun içinde kalan satırlar vardır elbet kağıda dökmediği,

kapısına kilit vurup semtine uğramadığı…

çok gerilerde gizlidir anahtar… çocuklukta…

Hepimizin herşeyi çocukluğunda…

Ergenliğimiz, gençliğimiz bile çocukluğumuzda kaldı.

Kimler neredeler?

Dünya nasıl taşıyor, neresinde taşıyor…

bunca birikmiş anılarını insanların?

Bir gece vakti çıkıp anıları dolaşmak mümkün olsa… geride bırakılmış ve unutulmuş bir şehri dolaşır gibi…

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.