Gülümse

Hep bildim aslında, en büyük sihir gülümsemek hayatta.

Suratsız günlerim olmadı mı? Oldu… Çok hem de. İki günlük dünyada boş yere uğraştığım, aklıma taktıklarım, bunlarla zehir ettiğim asık suratlı ölü zamanlarım. İnsan aklına koyunca oluyor. Bana sorsanız sabah insanı değildim. Neden dedim bir gün kendime, bunun için bir tane geçerli sebep söyle. Yok tabi…Son beş yıldır, canım da yansa, ağrım da olsa, zor bir gün de beklese gülümseyerek kalkıyorum yataktan. Evden mutlu çıkıyor, tanısam da, tanımasam da gülümsüyorum herkese. Yepyeni bir gün ve ben gülersem, gün de bana gülecek. Denedim… Tecrübeyle sabit, biliyorum.

Hiçbir şeyde aynı olmak, aynı telden çalmak zorunda değiliz. Ten rengimiz, dilimiz, inancımız, görüşümüz farklı olabilir ama hepimiz gülmeyi isteriz ve biliriz. Bazen sevinçlerimiz, bazen mutluluklarımız, umutlarımız, hayallerimiz gülme kaynağıdır. Bazen de olumsuzlukları gülümseyerek atlatırız. Bir gülümseme zincirleme olarak birçok kişinin gününü güzelleştirir. Senden başlar, gülümsediğin kişi bir başkasına gülümser, bir diğeri bir kaç kelimeyle birleştirir, bir başkasıyla sesli güler, belki bu böyle artarak, azalarak devam eder gider. Bir tek sinirli, fevri tavrın, kırıcı bir tek kelimenin günü karattığı gibi. 

Bir minik gülümseme, bir çok kelimenin yerine geçebilir. Gerginliği önler, duvarları inceltir, bariyerleri indirir. Sadece bize değil, çevremize de iyi gelir. Hiçbir ücreti olmayan bir tedavi yöntemidir. “Sevdiklerinize gül verin, gülünüz yoksa gülüverin” demiş Mevlana. Ne güzel demiş, peki ne olur sevme ve tanıma şartı olmadan da gülüversek.

Şehir içinde, bazen de şehirler arası seyahatlerde, önde giden arabanın ya da otobüsteyken yanyana geldiğimiz diğer otobüsün camından bakan çocuklara gülümseyip, el salladınız mı hiç. En kötü ihtimalle, arabanın içindekilere söylerler ve onlar da anlamsız bir şekilde bakar, herkes yoluna devam eder. Ama bir de iyi ihtimal var ki, genellikle benim başıma bu geliyor. Çocukların bir kısmı şaşırıyor, sonra hoşuna gidiyor bu durum. Ağız dolusu gülerek, gözden kayboluncaya kadar el sallıyorlar. Bir kısmı da aracın içindekilere söylüyor, hep beraber  selamlaşıp gülümsüyoruz. Bulutların arasından süzülen ışık huzmesi gibi. Güldüğümüz yerden aydınlanıyor dünya. 

Çocuklarının bir gülümsemesi için kılı kırk yaran anne, babalar var. Sevdiğinin bir gülüşü için can vermeye hazır aşıklar, “yüzümü güldürdün, Allah da senin yüzünü güldürsün” diye edilen dualar.

Bir gülümseme, durgun bir suya atılan taş gibi. Dalga dalga büyüyen, genişleyen, ilerleyen güzelliklere sebep. Ve kesinlikle hızla bulaşan en güzel virüs. Komik bir filmi evde tek başınıza seyredin. Ne kadar kahkaha atabilirsiniz? Ya sinemada?  Herkesin kahkahalarla güldüğü kısımlara, hiç güleceğimiz yoksa bile güleriz. Bir keresinde sinemaya beraber gittiğim bir dost, herkes gülmeyi kestiğinde, gülmeye devam etti. Salon da onunla beraber tekrar gülmeye başladı. Ben de dahil hepimiz bir süre filme değil, onun bu kadar keyifli gülüşüne güldük.

Çünkü herkes gülmek ister, gülmek bir ihtiyaçtır, rahatlatır ve güvende hissettirir. 

Tabi bilimsel tarafı da var. Mesela gülümsemek için 17, somutmak için 43 kas devreye giriyormuş yüzümüzde. Yani somurtmak daha zor. Yapılan deneylerde insanlar ağlama, söylenme, çığlık atma seslerine, mutluluk ve gülme seslerinden daha az tepki veriyormuş. Hepimiz doğamızda, olumlu seslere ve görüntülere daha duyarlıyız. İşte o yüzden gülümseyen bir yüz günümüzü aydınlatır ve gülmeye başlarız. Sihir gibi… Kahkahalarla gülenlere, istemsizce biz de katılırız.

E o zaman ne duruyoruz…

Hadi gülümse, sebep ol güzel bir gülüşe, güzel bir ana, bir güne.

Hadi gülümse…

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.