HATTA’T
Konuşamam yazdığım gibi…
Gece olunca başka bir şeye dönüşüyorum. İçimde cümleler panik atak geçiriyor. Nefes alamıyorum.
Başlıyorum;
gerçi; Söz-cük’ler/kelimeler/cümleler başka şeyler yazacaklar ama napalım artık ne kadar dinlerlerse beni… bir yerden başlamalı.
çünkü;
İçimde harf sıkışması ihtimali…
çıkış vermem lazım…
söz’üm dinlenir…
yorgunluk çayı gibi içimde demlenir,
içim’i güzel olsun diyerekten…
yazarak da ağlayabilirsin, yazdıklarını da ağlatabilirsin ama artık yazılarının gözyaşını sil…
(söz…söz’ler)
(söz dinlemek)
(söz dinlendirmek)
dışarı konuşamasam da içeri içeri konuşabiliyorum
(içeri içeri mi konuşayım, yazayım mı bir kısmını…)
Tamam tamam başlıyorum;
Hiçbir şey kalmayacaktır yeryüzünde
Yaşanmış(lık)lar da dahil
ben de dahil…
oysa ben
ölmemek istiyorum, çocukluğumun hatırını kırmamak için…
(Gözlere baksana, gözler gitmiş… uyumuyor ki…)
mutlu mutlu doğan güneş
gözlerimdeki fırtınayı serin bir rüzgâra dönüştürmeye çalışıyor…
devam! diyor hayat. Başharfi büyük.
Devam!
Şehrin yüzünde ben var. Kalemle koyulmuş. (Yani) kalemle yola koyulmuş bir ben.
Aşkın bizi çıkardığı meydanda vuruluyorum
Kalbimdeki gece oturmaları, dinlediğim sesler… gürültü değil onlar…
okuduğum şiirler;
“vahşi bir melankolide… ağaçlarını yaktığım orman” diyor en sevdiğim şair…
bir başkası da “devrik eş dost” diyor, bu saatte hak vermeyip de ne yapayım…
İnsanlardan bu kadar uzak olma isteği ve bunun hüznü…
Bu hüznüme bir şarkı isteğinde bulunup…
ya da iyi bakacak bir koruyucu aile arıyorum.
(Düşünsenize hayal insana bir orman yaptırıyor, sonra da ağaçlarını yaktırıyor. Mümkündür)
Hatta’t Deneme
hayatın kalemtıraşıyla silgisi habire tüketiyorlar dilimdeki kalemi
(bu saatte ne güzel uyunur)
kar yağsa bari…
Kar çocukluğumdur çünkü…
Kar çocukluğumun kızkardeşidir, gelinlikli…
Yazıda araya yıldız tozları serpiştirmek istiyorum ama olmuyor,
sanırım içimde açılan yaylım ateşi her şeyi yakıp kavuruyor
(içimin mağma’sına yakın durma!)
Ben gidenlere…
giderken (götürdükleri) yanına aldıkları… konusuna girmek istemiyorum
Yavaş…
yavaş yavaş nefes alıyorum,
Nefes de zikir de yavaş yavaş… (orijinal)
Öğrenmeyi bırakın diyor, takılmayı bırakın, aklınızı önde tutmayı bırakın diyor
Kum saatini ben çevirdikten sonra…
(kum saatini saat olarak değil de kum olarak kullanıyorum. Kumun akışındaki seyirlik…)
anladım benim kafamda bir sürü ordusu var… sürüleri güdemiyorum… oraya buraya kaçışıyor, yakalayıp yakalayıp bir kısmını sürüyorum buraya…
bir şeyler yapabilir miyim. Özel şeyler;
ekmeği yemeğe banmak
sigarayı içine çekmek
elmayı ısırarak yemek
uçurtmanın ipini kesmek gibi…
Bu dünyada cümlelerin aşığı olarak yaşıyorum
(Sen aşk’a aşıksın diyor,
çok güzel)
bir yerden sonra hızlanan su (şelale)
(sen de bu şelaleye taktın ha…)
malzemeden çalmayalım lütfen,
ne anlatacaksan anlat adam gibi…
Dinlediğim şarkıya bakarsak çok uzun zaman geçmiş…
geçmiş işte…
(ağrın geçti mi diye sordun ya)
– geçmiş
Şarkıların kamçı izine sen ağrı mı diyorsun
Senin bir suçun yok
Zaman geçmek zorundaydı, unutmalıydık
Kaç kardeşsiniz?
Sana benzeyen var mı?
Orada boş boş duran kelimenin ya da cümlenin sonradan neye dönüşeceğini kim bilebilir…
Al işte bir çocuk da burda
(İşte bir çocuk daha)
Dallar benim için yaratılmış sanki, daldan dala atlayayım diye, çocukluğumda öğrendiğim en iyi şey buydu… Maymun gibi daldan dala atlamak…
Olmuştur,
geri dönmem deyip döndüğümüz
Kalbime indi
Bakışların
bundan sonrasına aşk olsun,
şiir olsun…
Konsantre cümleler,
açtıkça gir oku…
aç oku…
Şiir dedikleri ne ki;
altı üstü birkaç milimetre
kısa metrajlı
Kilitleyip kilitleyip cümleleri
birer birer satır
bir satıra sığdırmak bindokuzyüzyetmişini birden
ve de dünyanın tüm geçmişini…
isterse yazabilir bir şair
Yunus Emre mesela…
Murathan Mungan mesela…
Pir Sultan da olur…
dokuzyüz katlı insanı Mevlana’dan dinlemek veya…
İlk öğrendiğim harf A,
alfabenin ilk harfi mi?
Yok.
Aşkın ilk harfi…
Kaybolma bir yere
ortalığı ateşe verip susucam…
yanıma gel
biraz önce uzaklaşan, benim olmayan, tüm tanıdığım tanımadığım duygularımı nizami bir şekilde uğurladım…
unutmadığım her ânı…
a’sının üstüne inceltme koyunca acısını hafifleteceğini sanan, çatısında tutan o ânı unutacağımı mı sandın
sadece;
(Kapalı) Kapıların ardındaki sözleri döktüm,
anlaşılmaya gidiyorlar…
dış dünyaya uyum sağlayabilirler mi…
hı?
– bilmiyorum…
gerisin geri gelseler?
– almam gayrı içeri…
geçmiş olsun
geçmiş…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…



Çok ilginç bir yazı stiliniz var. Okumak sorun değil, anlatılanı anlamak için sizi tanımak mı gerekiyor bilemedim ama kelimeleri çok iyi kullandığınız kesin, hayal dünyanız geniş ve zengin.