Mucize Doğada

Şahmaran Efsanesi’ni bilir misiniz? Kuşaktan kuşağa aktarılan, ikibin yıl öncesine ait, yerel bir efsane.

Tarsus ve çevresine ait. Şahmaran’ın  yarısı insan, yarısı yılan. Şah farsçada kral, maran ise yılan demek. Yani yılanların şahı. Yeraltında, yılanlarla beraber kendi ülkesinde yaşıyor. Bu efsanenin zamanla değişen bir çok versiyonu var. Hatta mitolojideki Medusa’da bile Şahmaran efsanesine benzerlikler görülmekte. Bu versiyonların en bilinenlerinin birinde, aşk, aşkın ölümsüzlüğü, aldatma, hilekarlık vs. konudur. Bir de başka bir versiyonu var ki bu benim daha hoşuma gider:

Tarsus civarında yaşayan bir hekim vardır. Bu hekim öleceğini anladığında, hamile olan karısına bir defter verir ve bunu doğacak çocuklarına vermesini ister. Çocuk doğduğunda Lokman ismini verirler. Ancak kısa süre sonra babası ölen Lokman, okuma yazma bile öğrenemez ve odunculukla hayatını kazanmaya başlar. Bir gün ormandan dönerken inleme sesi duyar, nereden geldiğine baktığında yaralı olan Şahmaran’ı görür ve çok korkar. Ancak Şahmaran ona korkmamasını, kendisine yardım ederse bunun karşılığını muhakkak vereceğini söyler. Lokman kucağına aldığı Şahmaran’ı tarifi üzerine yer altındaki ülkesine götürür. Görülmemiş güzellikte bahçeler ve sarayın olduğu bu ülkede Şahmaran iyileşir ve Lokman’ı her gün birbirini takip eden bilgiler, hikayelerle ağırlar. Kırk günün sonunda Lokman evine dönmek ister. Şahmaran bunu hiç istememektedir. Ölümünün insan elinden olacağını, bu sebeple bulunduğu yeri kimseye söylememesi getektiğini, ancak bu şartla Lokman’ı bırakabileceğini söyler. Ayrıca öldüğünde yapılması gerekenleri, bitkiler hakkında kimsenin bilmediği bir takım bilgileri, bunlardan ilaçların nasıl yapıldığını, hangi bitkinin hangi hastalığa iyi geldiğini anlatır. Lokman’a hayatını kurtarması karşılığında verdiği ödül budur.

Lokman evine döner, sözünü tutar ve kimseye bişey söylemez. Artık bambaşka bir Lokman vardır. Okumayı yazmayı öğrenir, durmadan çalışır ve araştırır. Babasından kalan defterdeki tüm bilgileri de hatmeder. Gel zaman, git zaman, Şahmaran sarayındaki aynadan dünyayı seyrederken, bir gün Tarsus Bey’inin kızına denk gelir. Deli gibi aşık olur. Onun güzelliğini seyretmeye doyamaz ve yakından görmek için onun hamama gittiği bir gün dışarı çıkar ve hamama gider. Ama büyülenmiş şekilde kıza yaklaşırken, ıslak mermerde kayıp düşer ve kızın çevresindekiler tarafından öldürülür.

Bunu haber alan Lokman Tarsus’a gelir. Bu arada Tarsus Bey’i de amansız bir hastalığın pençesindedir. Bey’in yerine geçmek isteyen vezir, Şahmaran’da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden Bey’e ilacı elleriyle Şahmaran’ın gözleri ve ciğerinden yapmak istediğini söyler. Maksadı öldürmektir Bey’i. Lokman ‘da ilacı yapmaya taliptir ve sonunda görev Lokman’a verilir. Lokman Şahmaran’ın kendisine anlattığı gibi üç farklı kazanda, üç farklı iksir hazırlar. Vezir ilk iksirden içer, ölür ve cezasını bulur. Kendisi ikinci iksiri içer ve üçüncü iksirden içen Tarsus Bey’i de hızla şifa bulur. 

Görevini bitiren Lokman, saraydan ayrılıp kırda yürürken birden tüm bitkiler dile gelir. Hangisi hangi hastalığa iyi geldiğini anlatır. Babasının defteri, Şahmaran’dan öğrendikleri, bitkilerin anlattıklarını birleştirerek “Hikmet-ül Lokman” kitabını yazar. Artık Lokman, hekimlerin hekimidir.

Her gün akciğerleri olan ormanlarını kaybeden, bu binalar, yollar, gökdelenler şehrinde, yeşilliği, aralarda bir yerlere sıkışan parklarda, bahçelerde bulmaya başladık. Ben biraz şanslıyım bu konuda. Bu şehrin tam da ortasında vaha gibi bir yerde yaşıyor ve çalışıyorum. İnanılmaz zengin bitki çeşitliliği var. Kuzeye daha yakın olması nedeniyle Marmara’dan çok Karadeniz iklim ve bitki örtüsü özellikleri gösteriyor.

Bahar’da farklı farklı bir çok ağaç ve çiçeklerle rengarenk ortalık. Annanemden anneme ve ondan da bana geçen bir özellik var. Bitkinin her türlüsüne derin bir merak ve sevgi ile bakıyoruz. Hatta annanemin bu konuda çok bilgili olduğunu, özellikle baş ve vücut ağrıları konusunda bir anlamda şifacılık yaptığını anlatır annem. Burada her gün, özellikle de baharda, yürüdükçe, dolaştıkca farklı bitkileri, çiçekleri görmekten büyük keyif alıyor, onları herkese anlatmak istiyorum. Bazen de denk geliyor anlatıyorum. Nereden öğrendim? Annemin bana bazılarını memleketinde, bazılarını buralarda, bu şehirde anlattıklarından. Daha sonra da, merakla araştırmaktan. O artık elinden geleni yaptı diye düşünüyorum. Benim hamuruma, hayatıma kattı bunları. Sıra bende, ben anlatmaya çalışıyorum şimdi çevreme.

– Şu pembe çiçekler ne güzel!

– Onlar “Çuha Çiçeği”. Karadeniz’de fındıkların altında kendiliğinden yetişir. Sadece güzel değil, çok da faydalıdır. Yeşil yaprakları, bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve metabolizmayı hızlandırmaya iyi gelir. Akneler ve başka cilt sorunları, kireçlenmeyi tedaviye yardımcı olduğu söylenir.

Çuha Çiçeği

– Şu sarı çiçeler ne kadar arsız değil mi? Her yerde var!

– Karahindibaları mı diyorsun? Çiçeği bittikten sonra tüylü hali kalır ki bu da tohumudur. O yüzden bu kadar yaygındır. Top şeklinde, üflediğimiz zaman uçuşur gider. Çocukken aman dikkat burnunuza, kulağınıza kaçar derlerdi. Üf çiçeği de derler. Onun da yeşil yaprakları, kökleri karaciğere inanılmaz faydalı. Ama zamanında yemek gerekiyor yoksa zehir gibi acı oluyor. Ayrıca safra kesesi ve sindirim sistemi için de iyi ve kanı temizliyor.

-Bunlar yani, her zaman duyduğumuz karahindiba, sarı papatya gibi olan?

Karahinba

– Peki şu beyazlar…

– İşte onlar benim favorim. Sütlücen diyorlar bizim memlekette. Soğandan çoğalan çiçeklerden. Yemeğini yaparlar, Ordu’da Ünye’de. Çok sevilir. Çok da lezzetlidir. Çiğ soğan hali aknelere iyi gelir, pişmiş hali de ülsere, kansere derler…

Sutlucen

-Şu ağaca bayılıyorum. Meyvesi de var değil mi?

– Olmaz mı? Karayemiş o, taflan da derler Karadeniz’de ya da laz kirazı. Şifa deposu o da, antioksidan. Şeker hastalarına yedirirler. Ayrıca C vitamini bol miktarda, yaprağı kaynatılınca da öksürükde kullanılıyor…

Ama bunları hep dikkatli ve usulüne göre tüketmek gerekiyor. Bilinçsiz tüketimle toksik hale gelebiliyor.

-Peki şu morlar?

– Bilmediğim yerden soruyorsunuz. İsmini de bilmiyorum, ne işe yaradığını da. Ama seyretmesi çok hoş, ruhuma iyi geliyor, onu biliyorum.

Doğada her bir canlının varoluş sebebi var. Akıl sır erdiremediğimiz yaşam döngüsünde, her bir canlı bir başkasının yaşam ya da ölüm sebebi. Hayran olmamak elde değil. Binlerce yıldır insanlık şifa bulmak için bitkileri kullanıyor. Papatyalar mesela, bu mevsimde her yerde. Uyku bozukluklarına iyi geldiğini çoğumuz biliyoruz ve en basit kullanımı olan bitkilerden. Ihlamur gibi, adaçayı gibi, hayatımızın her yerindeler. Çorbamıza sıktığımız limon gibi, salatamız gibi. Ve gün geçmiyor ki her gün gözümüzün önünde olan bir bitkinin yeni bir yararı öğrenilmesin.

Bu gün Lokman Hekimimiz yok belki ama çare bulunan ve bulunacak bir çok hastalık var. O zamandan bu güne, nesilden nesile gelen kadim bilgiler, modern dünyada devam eden araştırmalar, çalışmalar, laboratuvarlar, bitki bilimciler, eczacılar, doktorlar, bilim insanları sayesinde. Doğa inanılmaz… Mucize, güzellik, yaşam ve bereket kaynağı.

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.