Çocukluğuma Giderken Yolda Neşe’ye Rastladım
Ne zaman yürek kabarıyor biliyor musun?
Bir şarkının yankılı müziğinde, bir filmin ağır çekim sahnesinde, bir yürüyüşün isyana dönüşünde….. Bir dostun anımsanma anında. Sessiz sedasız bekleyişinde, hep varoluşunda, varolduğuna kızışında, varolmayıp da yakma isteğinde…..
Seher vakti; dünyayı yak desen yakarım, yık desen yıkarım, gel desen gelirim vakitleri……
İşte bu sabah yine yollara attım kendimi, hüzün geceye yakışıyor, sabahın işi saçılan hüzünleri toplamak, yıkamak, yağlamak, seni gündüze sağ salim emanet etmek….
Bense yürüdükçe büyüdüm, büyüdükçe sen düştün aklıma.
İçime çektim bütün saatlerin en temiz an’larını, sabahı. Sen yine belki duydun, belki duymadın, olsun sen lazım değilsin o saatlerde bana, benim coşan yüreğim, seninle dolan içim, sana gelişim yeter.
Bu sabah abime yazdığım bir yazıyı buldum. Çok seviyorum O’nu, babamın yerine geçen o adamı. Az yazmışım ama öz yazmışım, seninle paylaşmak istiyorum.
Abi can’dır.
Kalitesine her seferinde hayran olduğum, sözleri elmas değerinde, yüreği yüreğime benzeyen, annemden bir parça….
İyi ki var’sın.
Dağ gibi duruyor orda
anavatan’da
Dağ, yürüyor bazen üstüne üstüne haksızlığın
Kanatlarını açıyor, savuruyor bütün iyiliklerini….
Gönlümü büyütüyor
İşte bu sabah yeniden varlığına şükrettiğim abim….
abimden sana gelişim, içinde şükür olan hislerim,
geldim işte….
ya sen
sen hiç geldin mi, gelmişsindir tabi de, dedin mi bana,
hep benden bekle, naz niyaz, edebiyatçı benim diye, hep ben yazayım öyle mi? Söyle Mevlana’mısın Şems’mi? Ne diyeyim sana? Hangisi ötekinden farklı ki….
Yazmıyorum, yürüyorum bu sefer…. Yürümek, yazmakla eşdeğer değil mi zaten. İkisinde de içini boşaltıyorsun. Birinde kağıda, diğerinde yollara…..
Yollar, odalar, kağıtlar, kitaplar
İçimiz şişti be Neş’e
Bomba gibi patlayıp saçılmak istiyorum.
bedduaya benzeyen adımlar, kalemin ucundan damlayan isyan…. güzellikler, çiçekler, aldığın nefes, kokusunu duyduğun hava, hepsi muhteşem
hepsinin, seninle paylaşmak istemek gibi bir anlamı var
sen olmalıydın, hep uzakta değil artık, biraz bazı zamanlarda burada, sabahın köründe, gecenin koynunda, Allah belanı versin dedirtecek her anda
herkesin bir sen’i yok tabii, ama benim var. Ama nerdesin? Orda mı? Orda da yeter misin bana?
Yetersin!
Sen lazım değilsin bana
Bazı günler yoğun duygularla geçer. Yükselirsin.
Öyle olduğu zaman ağlayasın gelir, yürüyesin gelir, yazasın gelir, konuşasın ve de susasın gelir.
Hüzünlü bomba gibi başlamışım güne. Bir de laf sokmuşun taşa toprağa. Oh yollara düşmüşüm. Daha önce beni kırmayan her hâl kırar olmuş.
Akşam, herkesin eve çekildiği o muhteşem örtülü zamanlarda, o duygu patlamasıyla abimle ilgili bulduğum yazıyı abime attım. Bizim nesil çok da cesur değilizdir ya duygularını anlatmak konusunda. Abim babam yaşında adam. Ben ona dümdüz seni seviyorum abi diyeli daha şurda bir iki sene olmuş. Adam şaşkın böyle şeylere alışık değil. Kardeşi bile olsam. Sevgi sözle değil, hareketlerle belli edilir onların nesilde üstelik. Bilsen bile duymak başka bir gezegende uyanmak gibi….
O belki yüreği çokça kabardı ama ancak şu kadarına cesaret edebildi; “Güzel duyguların ve sözlerin için sağol canım kardeşim her şey gönlüne göre olsun”
gerçek
riyasız
doludizgin
söyle
koyver gitsin, o düşünsün artık
sevildiğini, insan olduğunu hissetsin. Robotik ilişkilerden bıktık artık. Görevlerden, takıntılardan, sevgisiz günlerden, öp öp öp çocuğunu doyasıya. Bir dosta koş, sözlerinin tüm ihtişamıyla…
Sen?
Nasıl olsa yazmazsın, anlatmazsın, öyle geçer gider tek taraflı bir aşk gibi. Ama yine de sorayım.
Ya sen? Ne haldesin?
Nasılsın?
İşte el yazım. Bak dokunuşlarımı hisset. Kalemin kağıtla buluşmasını, ikimizin buluşması say. Canla başla
Ruhumun ferahlık bulduğu, kadim dostum, varlığına şükrettiğim,
Uzak sevgili
Neş-e
Oh karşı masadan çok hoş bir şarkı açıldı. Enstrümantel. Gamzedeyim deva bulmam…. Ud çok güzel.
Of be!.. Mektup da mektup oldu şimdi. Ah keşke ben bu satırları karalarken bu melodiyi de içine koyabilsem satırların. Benim gibi olsan (sen şimdideyken, ben geçmişinde kalınca şimdinin, arada geçen zamanı katlayıp yok etsek)
Tekrar bir araya gelsek zamanda yolculuk misali, sen üst mahalleden aşağı koşarken, ben de yokuş yukarı, tam ortasında buluşsak çocukluğumuzun….

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


