Siyonizm – Bölüm 1

1897 yılında Basel de toplanan Dünya Siyonist Kongresi’ne Siyonizmin fikir babası gazeteci Thedor Herzl başkanlık ediyor. Dünyanın dört bir yanından iki yüze yakın zengin ve güç sahibi Yahudi, ilk defa bir Siyonist kongreye katılmanın heyacanı içindedir.

Herzl, kongrenin ilk gecesi Basel’de kaldığı otelin balkonuna çıkıp sigarasından derin bir nefes çeker ve kendi kendine mırıldanır “Bugün İsrail’i kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylersem herkes bana güler. Ama beş yıl yada en geç elli yıl içerisinde haklılığımı görecekler!

Bu toplantıdan 5 yıl sonra 1902’de bir grup Yahudi, padişah II. Abdülhamid’den randevu talep ederler. Daha önce de okumuşsunuzdur mutlaka burada amaç Osmanlı’dan altın karşılığı Filistin topraklarını almaktı.

Filistin topraklarına karşılık Osmanlı Devletine üç maddelik taahüt de bulundular;

  1. Osmanlı Devletinin otuz üç milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödemek
  2. İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın franka mal olacak deniz filosu yaptırmak.
  3. Devletin mali durumunu canlandırmak için otuz beş milyon altın lira faizsiz borç vermek.

Hemen burada bir parantez açıp heyette yer alan iki ismi size yazayım. Selanik Mebusu (Emmanuel Carosso) Emanuel Karasu ve Hayim Nahum.

Sultan Abdulhamit bu teklifi geri çevirir ve Herzl’in beş yıllık planı suya düşer. Ancak bu olaydan bir yıl sonra Emanuel Karasu’nun başını çektiği İttihat Terakki harekatı, Karasu’nun Üstad-ı Azam olduğu Mason Locasında, Selanik’te filizlenmeye başlar ki burası İttihat ve Terakki’nin ilk kuruluş nüvesinin atıldığı yer olur.

İttihat ve Terakki içerisinde milliyetçiler yok sanılmasın burada dikkatinizi çekmek istediğim şey İttihat ve Terakki’nin Siyonist etkiye oldukça açık olduğudur.

II. Meşrutiyetin ilanının hemen peşinden gelen 31 Mart Vakası ile tahtına veda eden Abdülhamitten sonra Emanuel Karasu ve ekibi yeni kurulan iktidarın bir parçası olurlar.

Osmanlı tarihine çok girmek istemiyorum o yüzden arada olan olaylardan bahsetmeden asıl konu üzerinden devam.

İngiltere, İsrail Devletini kurmak için en önemli adımı atan ilk ülkedir. İlk iş İsrail devletinin Ortadoğu’da kurulabileceği fikrinin bütün dünyaya duyurulması olur. Bunun için İngilizler, Ortadoğuda bir Musevi Devletinin kurulmasına İngilizlerin destek verdiğini açıklayan bir deklarasyon açıklar.

Balfour Deklerasyonu olarak anılır bu.

İngiliz savaş kabinesinde Dışişleri Bakanı olan Arthur J. Balfour’un adını almıştır bu deklarasyon.

Bu deklarasyonun asıl amacı, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisi altındaki ülkesinin arkasına, dünya Yahudi lobisinin parasal desteğini almaktır. Deklarasyon deniyor ama işin gerçeği bir mektuptu bu.

Düşünsenize Büyük Britanya İmparatorluğunun Dışişleri bakanı, dünyanın en zengin ailelerinden biri olan o meşhur Siyonist Lord Rothschild’e deklerasyon gibi mektup yazıyor. Mektubun içeriği de elimde var ama yazı çok uzamasın diye bu sefer eklemiyorum merak edene ayrıca gönderirim.

Deklarasyon kısa sürede yankı bulur. Fransa ardından İtalya destek verdiklerini ilan eder. ABD Başkanı Wilson da Ekim 1918’de desteğini ilan eder.

Böylelikle Yahudilere harita üzerinde yer açılmış olur daha doğrusu ön hazırlıkları yapılır. Bu planın gerçekleşebilmesi için de Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması gerekiyordu. Zaten iç ve dış borçlardan ciddi sıkıntı içerisindeydi, hanedanlık içerisindeki iktidar mücadelesinden yorgun düşmüştü ve savaşlardan yıpranmıştı. 

Osmanlının parçalanması konusuna da girmeden devam edelim. 

Yoktan bir devlet kurmak, hele Müslüman ve Arap ülkelerle çevrili bir bölgede Yahudi devleti kurmak o kadar kolay iş değildi elbette. Bunun farkında olan Dünya Siyonist örgütü bölgede çevre temizliğinin de planlarını yapmaya başlar. Bu iş için örgütün 2. adamı David Ben-Gurion’un görevlendirdiği kişi Reuven Sloah olur. 23 yaşında Filistin’e komşu ülkelerde istihbarat çalışması yapar ve ilk durak Bağdat olur.

Bağdat da azınlıklar üzerinde durur, özellikle Kürt azınlıklarla ilgilenir. Irak yönetiminde meydana gelebilecek bir değişiklikte,olası iş birliği yapılacak etnik grup olarak Kürtleri belirler ve Siyonist camia bu görüşü benimser. Asıl amaç, kurulacak olan İsrail devletinin etrafı Arap ve Müslüman olmayan DEVLETCİKLERLE kuşatılmasıdır.

Buraya kişisel bir not bırakmak istiyorum; “BOP adıyla ortaya çıkan projeyi hatırlıyorsunuz değil mi? Irak’ta kurulan Kürt bölgesi, Amerika’nın PKK’nın uzantısı YPG’ye verdiği açık destek, Suriye, Arap Baharı vs vs… Şimdi yukarıdaki paragrafı bir kere daha okuyun.

Bölgede ciddi istihbarat çalışmaları yapar ve Yahudilerin en büyük silahı olan parayı kullanarak çok sayıda Arap ve Müslüman ülke liderleri ile gizli ilişkiler kurar Reuven Siloah. Bu ülkelerin başında da Ürdün ve Kral Abdullah gelir.

Yazının başında, 1897 de toplanan ilk Dünya Siyonist Toplantısının hemen ardından otel odasının balkonunda sigarasının tüttürürken ne demişti Thedor Herzl? “Bugün İsrail’i kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylersem herkes bana güler. Ama beş yıl ya da en geç elli yıl içerisinde haklılığımı görecekler!

İşte o toplantıdan tam 50 yıl sonra İkinci Dünya Savaşının hemen ardından İsrail Devleti kuruldu. Öngörü ve planlama budur.

Sadece Arap ve Müslüman ülke liderlerine rüşvet vererek basit bir şekilde kurulmadı elbette.

Öncesi de var.

Mesela Yahudi Soykırımı.

İsrail Devletinin kurulmasının zemini Yahudi Soykırımına dayanır.

Bu yazı için çok araştırma yaptım, konuyla alakalı olarak farklı web sitelerinde hep aynı içerikler çıktı karşıma. VPN kullanarak farklı ülke IP’leri kullanarak internete bağlanıp öyle arama yaptırdım çıkan sonuçlar daha da ilginçti. Arama sonuçları ülkelere göre değişiyordu. Toplumlar yaşadıkları coğrafyaya bağlı olarak kendilerine sunulan gerçek sandıkları bilgilerle besleniyorlar ama farkında değiller. Ne demek istediğimi ilerleyen satırlarda anlayacaksınız.

Yahudi soykırımı ile ilgili sonuçlarda ise ilginç olan benim karşıma hep birkaç tane sitenin sürekli çıkması ve içerikleri.

Bu yazı için alıntı yaptığım ve kaynak olarak kullandığım kitabı birkaç sene önce okumuştum. Sonra bir kere daha oturup okumuştum. Çok ilginç bilgiler içeriyordu. Kitap da adı geçen ve kaynak olarak kullanılan Fransız, Amerikalı ve Kanada da yaşayan araştırmacı tarihçilerin de yazılarını bulup okudum. Yazar kitabında ilginç ama isabetli bir tespitte bulunuyor ve diyor ki  “Yahudi Soykırımına ilişkin hemen hemen bütün referanslarımız da ilginç bir şekilde Hollywood filmlerindendir, Schindler’in Listesi, Piyanist, Holocoust ve yüzlerce film bunlardan yola çıkarak hazırlanan yüzlerce belgesel bu soykırımla ilgili temel kanaatlerimizi oluşturur. Hemen hepsi objektif bir tarih çalışmasından uzak, politik bir argümanın destekleyicisi çalışmalardır”.

Elbette Soykırım yapılmadı diye bir iddia ortaya almak mümkün değil. Hatta bu konuda ciddi çalışmaları olan tarihçiler ve bilim insanları bile “Yahudilere karşı soykırım yapılmadı diyemeyiz ama ölü sayısı abartılıdır” diyorlar ama daha ileriye gidemiyorlar.

İyi de nedir bu Soykırım meselesi? Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için biraz daha derinlere inmemiz gerekiyor.

19.yüzyılın başlarında birçok Avrupalı devlet adamı ve siyasetçi için Yahudilerin ülkelerini terk etmeleri ve Ortadoğu’da bir “getto devlet” kurmaları en akılcı çözüm olarak gözüküyordu. Elbette bu düşünceye Siyonistler memnuniyetle yaklaştı, hatta alkış tuttular.

Siyonizmin kuramcılarından Jacob Klatskin diyor ki; “Eğer bizler antisemitizmin haklı bir hareket olduğunu kabul etmezsek, kendi milliyetçiliğimizin haklılığını reddetmiş oluruz. Eğer bizim halkımız kendi öz kimliğini korumak ve kendine ait yaşam tarzını sürdürmek istiyorsa, o halde aralarında yaşadığı uluslar içinde bir yabancıdır. Dolayısıyla kendi ulusal bütünlüklerini korumak için bize karşı savaşmak da bu ulusların hakkıdır. Bize düşen görev Yahudilerin sosyal haklarını azaltmak isteyen anti-semitlere karşı mücadele etmek değil, Yahudilerin sosyal haklarını arttırmak isteyen dostlarımıza (asimilasyonist Yahudilere) karşı mücadele etmektir.

Yukarıdaki son iki cümleyi bir kere daha okuyun lütfen ve kendinizce yorumlayın.

O dönem yaşayan bütün Siyonist liderlerin ortak söylemleridir bunlar ve tek hedefleri vardı Bağımsız İsrail Devletini kurmak. Bu uğurda kendi soydaşlarını bile kullandılar. Sizin sosyal haklarınızı artırmak isteyenlere inanmayın dediler, mücadele edin dediler, açık açık düşmanlık edenle uğraşmadılar. İlginç değil mi?

Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir köşesine dağılmış Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmesini sağlamak öyle kolay bir şey değildi, olmadı da. Avrupa’da yerleşik düzene alışmış, gelir düzeyi iyi Yahudiler her şeyi bırakıp kaos içerisindeki Filistin’e gitmek istemiyordu, kendilerini orada neyin beklediğini bilmiyorlardı. En önemlisi de dedikleri gibi İsrail Devleti’nin kurulup kurulmayacağını bilmiyorlardı.

Siyonist grup çok uğraştı ama 1920’de Filistin’e ancak 120 bin kişi getirebildi. Devlet kurmak için yeterli değildi bu sayı ve bir şeyler yapılması gerekiyordu.

1930’a gelinmişti bile ama hala Devlet kuramamışlardı. Yeni ve büyük bir operasyon gerekliydi.

Bilin bakalım ne oldu?

Alman Nasyonal Sosyalist Partisi, Siyonistlerin desteği ile kuruldu. Adolf Hitler tam olarak Siyonistlerin istediği seviyede Yahudi karşıtıydı. Peki nereden geliyordu bu Yahudi karşıtlığı. Avusturya’da beraber yaşadığı Yahudi nüfusun içine kapalı olması, kendilerinden başka kimseye itibar etmemeleri, içeride başka dışarıda başka olmaları Adolf Hitlerin kininin kaynağıdır.

Adolf Hitler’in antiseministliği bütün Siyonistlerin ağzının suyunu akıtıyordu.

Hollywood filmleri bu bilgileri kullanmaz, Adolf Hitlerin partisinin Siyonistler tarafından kurulduğunu dillendirmez. Burada Hitlerin siyaset sahnesinde yükselişini anlatmayacağım, o bilgiler her yerde mevcut.

1930’a kadar siyaset sahnesinde etkili olamayan Adolf Hitler, ekonomik buhranla beraber biraz güçlenmeye başlar ve işte bu noktada Siyonistler devreye girer, Hitler’e doğrudan ve açık bir şekilde destek verirler.

Düşünsenize Yahudi düşmanı Hitlerin bankacısı olarak ünlenen kişi Max Warburg, Siyonist bir Yahudi ve Almanya’nın en büyük BankeridirNazi partisinin en büyük finansörü olur. Partinin bütün ihtiyaçları, reklam kampanyası onun tarafından Siyonist bir Banker tarafından karşılanır.

Burada hemen bir dip not geçmek gerekiyor Max Warburg’un kardeşi olan Paul Warburg’da Amerika’da Federal Rezerv’in yani Merkez Bankasının kurucusudur.

Thedor Herzl’in 1897’de kaldığı otel odasının balkonunda sigarasını tüttürürken kurduğu Tam Bağımsız Yahudi Devleti hayali, Yahudi düşmanı olan Hitler sayesinde gerçek oluyordu.

Yazının başında Büyük Britanya İmparatorluğunun Dışişleri Bakanı aracılığı ile açıkladığı bir deklarasyondan bahsetmiştim. İngilizler durduk yerde böyle bir şey yapar mı sizce? Yapmaz değil mi?

O zaman şu soruyu soralım “İngiltere’nin payına bu işten ne düşüyor?

Bu sorunun cevabını bize Siyonism’in sağ kanat savunucularından Jabotinsky veriyor.

Diyor ki; “Siyonizm’in esas amacı tüm Akdeniz’i Avrupa’nın ellerinde tutmaktır… Bu durumda, örneğin Suriye’nin bağımsızlığı söz konusu bile olamaz… Bu konu Fransa, İtalya ve İngiltere tarafından anlayışla karşılanacaktır çünkü kendi koloni imparatorluklarının korunmasına yöneliktir… Biz her türlü Doğu-Batı çatışmasında Batı’dan yana oluruz… Biz bugün bu kültürün an sadık ve önce gelen taşıyıcılarıyız. İngiliz İmparatorluğunun yayılması bizim İngilizlerden bile daha çok işimize gelir.

19. yüzyıl da dile getirildi bu düşünce. Ortada gözüken aktörler şimdi farklı olsa bile emin olun Amerika falan hikayedir, aslolan İngiltere’dir. Bugün Suriye’nin üzerinde oynanan oyun BOP adı altında gerçekleşen 19 yüzyılda dillendirilen projedir ve sırada biz varız emin olun.

Yazı uzadıkça uzadı farkındayım, daha da uzar ama asıl benim bu yazıyı kaleme alırken aklımdaki konuya geçiyorum şimdi. Bundan sonrasını okurken şimdiye kadar seyrederken göz yaşı döktüğünüz Hollywood filmlerini unutunuz ve konuyla ilgili ön yargınız varsa bir tarafa bırakınız lütfen.

Ben kendi adıma, 1993 yılında Schindler’in Listesi adlı filmi Londra’da Leicester Square’da vizyona girdiği ilk gün seyrettikten bir hafta sonra sorgulamıştım. Son derece rahatsız edici bir filmdi, inanılmaz derece irrite olarak çıkmıştım sinemadan. Herkesin gözleri ağlamaktan kızarmıştı. O film de beni rahatsız başka bir şey vardı ama adını koyamıyordum bir türlü. O günden sonra da bir daha Yahudi Soykırımını konu alan, Yahudi propagandası yapan hiçbir filmi seyretmedim.

Yahudi Soykırımının gerçek olduğunu savunan çok yazar, bilim insanı, senarist, tarihçi var ama sayıları az da olsa bu konuya soru işaretleri ile yaklaşan bilim insanları ve tarihçilerde var.

Şimdi asıl soru geliyor. “İsrail’in yıllardır dillendirdiği Yahudi Soykırımı acaba bir tasarımın eseri olabilir mi? Daha açık sorayım Siyonistlerin projesi olabilir mi? ” Antisemitist bir soru oldu değil mi? O zaman hemen yukarı çıkın ve Siyonizm’in kuramcılarından Jacob Klatskin söylediklerini bir kere daha okuyun derim size.

Soykırım tartışmaları 1950’lerden beri devam eden bir şey. İkinci Dünya savaşı sırasında Yahudilere karşı baskı ve zulm yapıldığını kabul etmemek mümkün değil, bazı gerçekler inkar edilemez asla ama anlatıldığı gibi büyük çaplı bir soykırımın olmadığı savı az da olsa tarihçiler tarafından dile getirildi. Değişik ülkelerden tarihçiler bu konu üzerine ciddi çalışmalar yaptılar, yaptılar ama başlarına gelmedik şey de kalmadı.

Yahudi Soykırımı diyoruz ama Holokost deniyor aslında. Yakarak imha etmek…

İşte iddianın can alıcı yeri burada YAKARAK İMHA ETMEK. 6 milyon Yahudinin yakılarak öldürüldüğü iddia ediliyor Soykırım da. İddia kelimesini özellikle seçtim burada. Ben tarihçi ya da bu konunun uzmanı değilim. Ortada somut ispatı olmayan her şey iddiadır bana göre, o yüzden iddia diyorum.

Bu konuyla ilgili araştırma yapanların sorduğu ortak soru şu “Altı milyon insanı yakabilecek kapasitede kaç fırın vardı ve bir insanın yanması ne kadar zaman alır?”

Araştırma yaparken Toronto davası diye bir şeyle karşılaştım. O davada bütün bu teknik ayrıntılar ele alınmış. Kanada’nın Calgary kentinde yer alan bir ölü yakma merkezinin müdürü olan Yvan Lagace bilirkişi olarak çağrılıyor.

Lagace, o günün teknik şartlarında Birkenau toplama kapındaki fırınlarda 24 saat tam kapasite çalışsa bile günde en fazla 184 cesedin yakılabileceğini açıkladığı teknik raporda, fırınlar hiç arıza yapmadan ve hiç ara verilmeden 1942-1944 tarihleri arasında yapıldığı iddia edilen soykırımda en fazla 150.000 cesedin yakılabileceğini söylüyordu.

Peki 6 milyon nereden çıktı? Medyanın gücü savaş yıllarındaki gazete haberlerinde de kullanılıyor.

3 Haziran 1942 de New York Times günde bin Yahudi’nin kamplarda öldüğünü yazıyor. Kimse sorgulamıyor, haberi teyit etmiyor. Sadece kabul ediliyor.

Savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemesi Sovyet kaynaklarını açık delil olarak kabul eder. Bu kaynaklara göre dört milyondan fazla Yahudi hayatını kaybetmiştir. Binlerce klasörde ince ayrıntılar yer alır ama nasıl öldürüldüklerine dair bilgi yoktur. İşte konuya objektif yaklaşan bilim insanlarının takıldığı nokta da buydu. Eğer ortada bir suç varsa suç aleti de olmalıydı.

Fransız yazar ve düşünür Roger Garaudy yaptığı araştırmalar sırasında Soykırımla alakalı şu soruları soruyor;

  • Tesirini göstermesi için Zyklon-B gazı için ne kadar süre gerekiyordu?
  • Kapalı bir yerde bu gaz ne kadar süre etkili kalıyordu?
  • Bu gazın kullanılmasından yarım saat sonra aynı alana maskesiz girmek mümkün mü?
  • Bir ölü yakma fırınında yirmi dakikada kadavrayı tamamen yakıp kül etme imkanı var mıydı?
  • Ölü yakma fırınları gece gündür aralıksız çalışabilirler mi?

Nürnberg mahkemesinde bu ve benzeri soruları sormak kimsenin aklına gelmedi nedense.

Toplu ölümlerin Zyklon-B ve dizel motorla çalışan kamyonların egzoz gazı kullanılarak gerçekleştirildiği söyleniyor. Bu yöntemlerle öyle veya böyle nereden bakarsanız bakın sadece Auschwitz kampında en az bir milyon insan öldürüldüğü iddia ediliyor ama kaç kamyonun, kaç günde kaç kişiyi öldürebileceği sorusuna cevap verilmiyor.

Fred Leuchter, yıllar sonra gaz odalarının duvarlarından kopardığı parçaları Amerika’ya götürüyor ve analiz ettiriyor ve hidrosiyanik izine rastlanmıyor. Zyklon-B gazı yıllar geçse de kullanıldığı yerde mutlaka iz bırakıyor.

Yahudi soykırımına karşı görüş bildiren istisnasız herkes Nefret Yasalarına karşı gelmekten yargılanıp ceza alıyor. 

Robert Faurisson, David Irvın, Roger Graudy, Ernst Zundel, Fred Leuchter hepsi yargılandı, ceza aldı, itibarsızlaştırıldı.

Robert Faurisson bir adım ileri giderek “32 yıldır birilerinin bana gaz odalarını göstermesini bekliyorum” der ve ekler “Eğer gaz odası varsa ben o odada gazla öldürülmeye hazırım

Farkındayım yazı çok uzadı. Konu çok dallı budaklı. Bir yazıma gelen yorum üzerinde bulaştım bu konuya, daha yazacak çok şey var, onlar da bir başka yazının konusu olsun. Ama şu kadarını söyleyim, Nürnberg mahkemelerinde yargılanan Nazi savaş suçluları kendilerinden o kadar eminmişler ki davayı başlarda gülerek izlemişler.

Haftaya buradan devam ederiz.


 Kaynaklar: 

  • Roger Graudy “The Founding Myths of Israeli Politics”
  • Ernst Zundel “Did Six Million Really Die?”
  • Fred Leuchter “Leuchter report”
  • Gürkan Hacır ” Saklı Tarih”

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı. 2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını  okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.