Zübük
Çok konuşan mı çok dinleyen mi? Elbette ilk aklınıza gelen çok dinleyen olur. Öyle öğretildi çünkü. Çok dinleyen hep kazanır denildi. Doğrudur dinlemesini bilen her zaman kazançlı çıkar.
İyi güzel de neden dinleyen değil de çok konuşan kazanıyor o zaman?
Bu memlekette ne konuştuğunun pek önemi yoktur aslında. İstisnaları bir kenera alıp genelleme yapalım.
Bir saat aralıksız konuş, nefes almadan, kimseye söz hakkı vermeden, arada sesini yükselt, sert ifadeler kullan, her on dakikada bir aynı konuda zıt görüşleri savun, iddia ediyorum her söylediğine evet doğru söylüyorsun diyecekler.
Bizim toplumun yapısı budur.
Sesi gür çıkana inanır, sorgulamaz, birader sen ne diyorsun demez, neden diye sormaz. Dinler ve onaylar.
Sorgulasalar bugün ülke olarak bu durumda olmazdık.
Bütün sorun yetiştirilme tarzımızda.
“Sus! büyükler konuşurken küçükler konuşmaz” la başlayan maceramız, “bacak kadar boyunla akıl mı veriyorsun” la devam etti.
Büyüklerin yanında konuşma, fikir yürütme hakkı verilmeden büyüyen nesiller, karşısında kendisinden bir gömlek üstün birini gördüğü zaman sesini çıkartmaktan korkar oldu ve bunun adına saygı dendi.
Hal böyleyken Aziz Nesin’in ZÜBÜK adlı romanını gerçek hayatta yaşar olduk.
Bu yazı için nasıl bir fotoğraf kullansam diye çok düşündüm, aklımdakini bulabilmek için de bayaa bir araştırma yapmam gerekti. Sonunda buldum.
Bu kalemler aslında çok şey ifade ediyor.
Bizim için önemli olan dış görünüştür. Kişinin kendisini nasıl gösterdiği, sunduğu çok önemlidir. Bilgi birikimi, tecrübeleri ikinci sıradadır. Bakın tekrar söylüyorum istisnaları bir tarafa bırakın ve genele bakın.
Çok değerli tarihçilerimiz, bilim insanlarımız, siyasetçilerimiz, hukukçularımız, doktorlarımız var. Ama nedense ortalıkta şarlatanlar cirit atıyor.
Deli raporlu adamın biri çıkıp tarih dersi veriyor, millet alkışlıyor.
Mesleki hiçbir başarısı olmayan dokturun biri çıkıp kariyerinin doruğundaki meslektaşlarını yerden yere vuracak cesareti bulabiliyor kendisinde.
Siyasete gelince;
Sadece ZÜBÜK diyeceğim. Ya kitabını okumuşsunuzdur yada filmini seyretmişsinizdir.
Bütün mesele kendini nasıl pazarladığındır aslında.
Sürekli kendini öven insan aslında yetersizdir. Övgü kısmı cilalamadır, egosunu tatmin etmektir. Mesleki olarak, birikim olarak, kişilik olarak kendini ispatlamış insanların ben şunu yaptım, bunu başardım, şöyleyim, böyleyim dediklerini duyamazsınız. O sadece işine bakar, çalışır, hem de deli gibi çalışır, daha iyisini yapmak için uğraşır.
Çok dinleyen kazanır gerçek olsaydı eğer, halk kazanırdı. Çünkü bu memlekette HALK dinler siyasetçi konuşur.
Dinleyen kaybeder konuşan kazanır.
Yazının fotoğrafına bir kere daha bakın.
En güzel kalemi seçin.
O çakı gibi duran, sivri uçlu, düzgün traşlanmış kalem varya.
İşte ZÜBÜK o kalemdir.

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


