Mutlu Son

Çocukluk yıllarım, masallardan etkilerle sonu rüya gibi düğünlerle taçlanacak cesur ve yakışıklı prens ya da ona benzer biri ile karşılaştığımızda yaşanacak şeyin aşk olduğunu yerleştirmişti aklıma.

İlk gençlik yıllarımda ise karnımda anlamadığım, elimde olmayan bir şekilde uçuşan kelebekler, onu her gördüğümde kızaran yanaklarım ve güm güm atan kalbim aşık olduğumu anlatırdı. Aşkın ne olduğunu çok iyi bildiğim (!) gelecekle ilgili büyük hayaller kurduğum zamanlardı. Bir gün hiç anlam veremediğim bir haber duydum. O benim idolümdü, tanıdığım en güzel, en güçlü, en akıllı kadın. Evlenmişti… Evde herkes bunu normal karşılarken, ben o yaşlarda insanın neden evleneceğini bir türlü anlamamış, bu evliliği anlamlandıramamıştım. O yaşta ne yapılırdı yada uygun yaş neydi nereden biliyorsam!

Üniversite sınavına hazırlandığım yıl Şubat tatilinde hızlandırılmış kurs için İstanbul’a gittiğimde ilk kez  evlerinde kaldım. Ayhan Amcayla tanıştığımda açıkcası çok etkilenmiştim ama yaşananları ilk ağızdan, teyzemden dinlediğimde, masalların sadece benim çocukluğumdaki kitaplarda yada filmlerdeki gibi olmadığını, farklı karakterler, farklı yaşlar, başlangıçlar ve sonlarla olabileceğini de ilk kez anladım.

Hayran olduğum bu kadının, yani teyzemin ilk eşi bana hayatta tek dedelik yapan insandı. Derin bir sevgiyle hatırlarım kendisini. Üç çocuğun babası, teyzemle aralarında büyük yaş farkı var. Ben neredeyse dedemin orta yaş sonlarını hayal meyal, ucundan hatırlıyorum. Ankara’nın iyi avukatlarından biri. Erken bir ölüm. Ama ölümünden sonra herkesin bildiği, benim ise aklım yeni yeni erdiği için öğrendiklerim, o yaşım ve aklım için şok. Aslında çok zor bir evlilik onlarınki. Teyzemin büyük acılar, üzüntüler yaşadığı, buna rağmen üç çocuğunu pırıl pırıl okuttuğu, büyüttüğü zor yıllar. Dedemin ölümüyle bitmiş mi tüm sıkıntılar? Hayır… Geriye çok yıpranmış, hala çok güzel ama yıllarca neredeyse bütün günlerini, ağrılarla yatarak geçiren bir kadın kalmış geriye.

Hikayenin gerisi İstanbul’da onun ağzından…

“Gelmelisin muhakkak, kaç yıldır söylüyorum sana. Öyle Ada gibi de değil. Datça bambaşka. İyi geliyor bana, aslında herkese iyi gelebilecek bir yer. Havası inanılmaz, denizi de… Ayhan Bey de çok seviyor. İkimiz de Datça’ya gitmek için gün sayıyoruz. Şu kışın bitmesini bekliyoruz. 

Nasıl buldun? Sevdin değil mi sen de? Tam bir İstanbul beyefendisi. Dün gece duydun mu? Nasıl güzel çalıyor ‘ney’ i. Çok da güzel resim yapıyor. Bak duvardakiler onun yaptığı tablolar. Abisi de iyi bir ressam. En önemlisi ne biliyor musun? Huzurlu bir insan. Hayatımda ilk kez birisi bana huzurla, aşkla bakıyor. Hem mutlu, hem özgür hem de sevgi dolu bir ev oldu burası. Tuhaf geliyor ama alışacağım. Güzel şeylere çabuk alışır insan…

Datça’da aynı sitede evlerimiz. Yıllardır hayranlıkla beni izlermiş. Ben farkında değilim. İlk görüşte aşk dedi bana bir gün, bir anda. Çok utandım ve çok da canım sıkıldı. Alışkın değiliz biz açık konuşmaya böyle şeyleri. Rica ederim bir daha gelmeyin kapıma Ayhan Bey dedim. Hiç vazgeçmedi, bir gün meyve, bir gün çiçek, bir gün ekmek, başka bir gün elinizden içmek ne güzel olur diye kahve. Biz zamanla, bahçelerimizde birbirimizi ağırlarken iki iyi arkadaş olduk. Görüşlerimiz aynı, kafa yapımız da. Ama tekrar beni sevdiğini niyetinin ciddi olduğunu söylediğinde, bir kez daha reddettim ve bir daha gelmemesini istedim, çok üzüldü…

Üzgün üzgün giderken bahçe merdivenlerinden düştü. Bir sürü kırık, parçalı hem de. Ameliyat olması gerekti. Baktım kimse gelip gitmiyor yanına, ben de zaten kendimi kötü hissediyorum, aylarca baktım Ayhan Bey’e. İyileşti sonra, yine evlenmek istediğini söyledi. Zaten alışmıştık birbirimize, evlendik…

Mutfak masasında oturmuş, hiç bilmediğim ve tahmin etmediğim hikayeyi dinlerken, teyzem yemek yapıyor ama sesi keyifli, mutfağın içinde bir uçmadığı kalıyor. 

Onlar sabahları beraber kahvaltı hazırlıyor, sonra teyzem sabah kahvesini yapıp götürdüğünde Ayhan Bey kahvesini alırken teyzemin elini öpüyor, teşekkür ederim canım, seni seviyorum diyor. Gün içinde teşekkürler ve seni seviyorumlar ufak tefek sebeplerle havada uçuşuyor. Teyzem her defasında mahcup ama serçe gibi sekiyor ve aynı şekilde karşılık veriyor. “Ben de Ayhan Bey’cim.  Ben de… diyor”  Allahım, sanki klasik Türk Romanlarının arasından o eve düşmüş gibi nasıl zarifler. Yakın gözlüklerini takıyor, farklı gazetelerden birbirlerine köşe yazıları okuyor, memleket meselelerini saatlerce konuşuyorlar. Ya da yanyana bir manzaraya bakıp, saatlerce tek tük bir kaç kelime edip, kolkola oturuyorlar. İşte masal buydu, bu mutlu sondu.

Zannediyordum…

Ben nereden bilebilirim o yaşımda mutlu son nedir?

Mutlu insanlar için mutlu son diye bir şey yok. Mutlu devam var. Öğrendim ki sevgi değer vermek, yaşa başa bakmıyor, zaman ayırmak, düşünmek, ilgilenmek, canından, hatta canından öte bilmek, merak etmek. En önemlisi saygı duymak. Teyzem yıllar içinde sağlık problemleri başladığında çok korktu. Ayhan Amca’yı kaybetmek de, acı çekmesini de istemiyordu. Onların sevgisi o kadar büyümüştü ki, hepimizi kucaklamış, hepimizi kanatları altına almıştı. Hayrandık hepimiz onlara. Teyzemin korktuğu başına gelmedi, aklına gelmeyen geldi başına. Çok ani rahatsızlandı ve gitti. Gitmeden bize Ayhan Amca’yı emanet etti, incitmeyin, ona iyi bakın, çünkü bir gün bile incitmedi beni demeyi de ihmal etmedi. Ayhan Amca onu yolcu ederken oracıkta gidecek sandık. Teyzeme bakarken içi titreyen o  koca adam, o giderken küçülmüş tüm vücuduyla zangır zangır titriyordu. Hayat teyzemden sonra bitti onun için, çok kısa zaman sonra onu da gönderdik, ‘varsa öyle bir şey ki umarım vardır’ teyzemin yanına.

Aklımda teyzemle ilgili bir çok güzel anı var. Örnektir o bana, gücüyle, merakı, hayata ilgisiyle, sürekli okuması, bilgisi, öngörüleri, tespitleriyle. Çok şeyi o öğretti, o yıllarda çocukları yurt dışındaydı, banka, noter, kira, kiracı, hesaplara girdiler çıktılardan tutun da alış veriş , yemek yapmaya, ayaklarımın üstünde durmaya kadar vs, vs… Bunlar konusunda çok minettarım ancak asıl hayranlığım galiba bir gün bile azalmadan, hatta çoğalarak, saygıyı da yanında büyüterek Ayhan Amca ile yaşadıkları aşklarına…

Aşkın sadece masallarda olmadığının canlı kanıtı olmalarına…

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.