SÖZÜN FAZLASINI ATMAYI BİLMEK

Şairleri ve şiirleri severim. Hep farklı gelmiştir bana.

Ahmet Haşim, şiiri; “musiki ile söz arası bir şey” diye tanımlamış. “Şiir sıkı kapılar ardında kalan sözdür. Herkesin kuvveti yetmez onu açmaya” demiş.

Ben de sağlam şiirleri severim. Derin olmalı, zeki cümlelerle, ışıltılı bir müzik gibi sarmalı insanın içini, tam da bu halimi ne güzel özetlemiş dedirtmeli…

Şiir okumayı ve yazmayı özledim. Eskiden şiir kitapları alınca eve gelir onları kırmızı battaniyeli yatağıma yayar önce incelerdim. Okumaya başlamazdım. Gecenin derinliği gelmeden anlaşılmaz bunların kıymeti diye beklerdim. Yaraya neşter, derde derman, huzura katmer olurdu o satırlar. İllaki çizecek bir şeyler bulunurdu. Törene hazırlanır gibi girerdim şiirin şehrine. Kelimelerin damarlarından kaç kez geçerdim dönüp dönüp. Şairin kimbilir ne maksatla söylediği sözleri kendime dökerdim bir kezzap gibi. Aynı yara aynı hazla kaç kez dağlanabilir bilmezdim. Kaç gece aynı ayin tekrarlanırdı ve kimbilir kaç gece gökyüzü katmanlarında dolaşılırdı…

Şiir öyle çabucak geçiştirilecek bir okumalık bir şey değildir. Şiir her okunduğunda kendinden yeniden anlamlar doğuracak kabiliyette olmalı. Duygular ete kemiğe bürünmeli her bir cümlede. Bazı satırlar dev anlamlar ifade etmeli, yerde yürüyüp, gökyüzü gibi anlatmalı… şiir dümdüz olmamalı, biraz okuyana da iş bırakmalı. Ayrıca iz bırakmalı kalbinde, etkili olmalı. Ya biraz yıldırım düşer gibi aniden ya da bir kedi gibi usul usul sokulmalı ruhuna.

Öte yandan şairler insanların işini kolaylaştırıyor bence. Aşıkların, dertlilerin, korkakların, cesurların, mutluların, mutsuzların…. Kısacası söylemek ya da bir şeyler duymak arzusu içinde olanların ihtiyacını gideriyor. Herkesin bir aşk yolu var ve kimininki şiirlere uğruyor. Güzel laflar ettiriyor insana. İçine baktırıyor. İnsanın içindeki gizli çekmeceleri ortaya döküyor.

Düz yazılar doğayı kaplayan yeşil çim gibiyse, şiir çimler üstündeki nadide çiçekler gibi… zarif… hoş kokulu…

Şiir yazmak gibidir şiiri okumak da… az biraz aynı yolun yolcusu olmak gerekir. O yol ki sadece girenlerin ve yürüyenlerin tanıdığı… Renkli ve illa ki farklı….

Şairler de tıpkı şiirleri gibi özel gelmiştir bana. Sanki onların ruhları hep yükseklerde gezip, yüksek frekansta devam eden yazma hali içinde… Bu durumda kalp çatlar diyorsun, beyin yanar, tansiyon artar, geceler ayrı yoğunlukta geçer, gündüzler ayrı. Durur durur bir yanardağ patlaması gibi, etrafını yakıp yalayan bir ateş seli gibi dökülüverir cümleler…

Bir çoğunun baş edemediği bu haller onları yalnızlığın, alkolün, deliliğin kucağına atabilir. Bu dünyanın kahrını çekemeyecek olmak değil sadece, kabarıp büyüyen yüreği taşıyamayacak olmak yüzünden. Neyzen Tevfik’in Allah’a tatlı serzenişindeki zekayı, isyanı, deliliği görmemek mümkün değil;

            Serserinim, düştüm aşkınla meye,

            Nasıl girdin elimdeki şu ney’e;

            Hem seversin beni Neyzenim diye

            Hem de sarhoş diye destan edersin.

Söz şiirden açılır da Murathan Mungan’dan bahsetmeden geçilir mi? Ne diyor ünlü şair;

            “Hayatım, içimden gecen cümleler içinde geçti”

            “Zamanın demi önemlidir. Şiir bir dem sanatıdır çünkü. Rodin, heykelin tanımını yaparken, taşın fazlasını atmayı bilmektir demiş ya, şiir için de sözün fazlasını atmayı bilmek diyebiliriz. Şiirde seyreltmeyi bilmeyi önemli bulurum. Gençken insanın kolay beceremediği bir şeydir bu. Şiirinle birlikte sen de haddeden geçersin. ‘Az çoktur’ sözüne yıllarla erer insan.”

Söz ustası olmak böyle bir şey işte….

Öyle şiirler yazacaksın ki; kelimelerden bomba üretmiş gibi ya tamamen infilak ettireceksin okuyanı, ortadan kaybolacak…

            ya da öyle içine işleyecek ki cümleler, gönlünün kıvrımlarına kaydettiğini bilmeden yıllar sonra bir benzerini kurdurtacaksın… sen bilmeden, kendi de bilmeden….

Şiir bir fetih hikayesidir diyorum ben, içinde yıkımlar, buluşlar, yenilikler, iç içelikler, aşklar, ayrılıklar, kavuşmalar barındıran.

“Şiir süittir” diyor Küçük İskender ise. Ne zarif, ne hoş bir yakıştırma…

Yahya Kemal; “Şiir, kelimelerle yapılan bestedir” diyor.

Ama bana göre en güzel tanımı Salah Birsel yapmış; “Bir şiir, yalnız o şiire giren sözcüklerden değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana gelir.”

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.