KARİN
(08 Aralık 2004, Saat:02.20)
Şemsiyenin yağmura kafa tutması….
Kayaları döven deniz gibi hırçın bazen bu yürek, vura vura yazıya, bütün damlalarını döküverir ortalığa…. Dalgalardan korkmayan yırtıcı kuşlar gibi içinden geçip gider….Bazen kanat çırparak, bazen süzülerek….
Mevzu, doğru zamanda doğru sözü söylemek…. Kabarıp kabarıp durulmanın başka yolu yok…
Birşeyleri yerle bir etme zamanları gelir…. Bütün perdeleri indirirsin, çünkü başka boyuta geçmek için oyunu başlatmak gerekir.
Hatırlıyorum göğün yedinci katına çıkmıştım… Dinliyordum… Deliriyordum… Anne karnında bir bebeğin ilk kalp atışları bunlar…. dünyanın en güzel ritim bas aleti gibi…
O an!…
İçimde onun kalbinden yankılanan bir gümbürtü kopar ve dağılır beynimin tüm kıvrımlarına… güm güm güm… Bu minicik bir kalp… nasıl bu kadar büyük ses çıkarabilir… nasıl ağlatabilir kocaman iki insanı… gözyaşlarım kayaları döver… orda içerde büyük bir ses; güm güm güm… içimin bütün kayaları tuzla buz olur… bu benim ilk iflah olmayışım…
O’nu… içindeki o can’ı alıp yola koyulursun… Bütün dünya ayaklarının altında ışıklı bir podyum olmuştur artık… sen en karizmatik yürüyüşü takınıp, yamuk bir gülüşle ve meydan okuyan tatlı bir boyun eğişle Yaradan’a… şükürleri döke saça, iki evrenlik halinle kâh yeryüzünde kâh gökyüzünde yıldızlarını savura savura geçersin…
Sonradan…
Zifiri bir karanlığın ortasında,
zifiri bir çığlığın ortasında,
hamurunda can olan bir yeni çığlık doğar.
Çığlık çığlığa karışır…
ve sonra durulur herşey… bütün sesler susar… Yüreğim bu sükûneti içine çeker ve nefes nefes adını fısıldar… dostum, dost canlım…
Gözler buluşur. İlk buluşma yeri, sevinç gözyaşlarına boğulur.
Gözleri kara. Kapkara. Gecenin en güzel yeri kadar anlamlı derin… Adı Karin…
İnsana en yakın melek, dost canlısı…
Gözleri kara, evet karanın bu kadar aydınlattığı daha önce hiç görülmemiştir. Gözlerine örttüğü şık bir elbise gibi kirpikleri… içimin bütün kaygılarını süpürür…
Bir şarkı olursun bebeğim, defalarca dinlediğim, dinlemekten vazgeçmeyeceğim.
Gülüşünün melodisinden bir nota alıp bu şarkıya eklerim. Arşı sallar bu ses. Ben dinlerim, yürürüm, yollar kayar ayaklarımın altından, içine çeker beni… İçime çekerim seni… dünyanın en güzel kokusu olursun, daha önce hiç bilmediğim…
Nerden geldin kuzum, cennetin hangi köşesini getirdin…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


