KIRGIN
Kırgın: Kırılan herşey… (ışığın kırılması gibi yani)
Dünya şu anda bir kırılma yaşıyor. Hangi anlamda algılarsan algıla, hepsi olur.
Ben içimdeki kırılmaların, yıllardır içimde büyüyen ağacın dallarının kendine yol bulması için olduğunu düşünüyorum.
Neyse….
Şöyle devam edeceğim;
Bazı sokaklar yaşlanmıştır, eskimiştir… unutmuştur bizi, ama ben hâlâ oyum, o eski yaşlardaki çocuk.
İçimde biriken herşeyden bir dağ oluştu… bu dağa tırmanacak ciğere sahip olan herkes gelsin. Muhabbet meclisinin postunu serdim.
Dağın içinde mağara… ara sıra çekildiğim… ara sıra kaybolduğum…
Okuyorum, yazıyorum orada…
Sonra yakıyorum bütün ışıklarını satırların
Buyrun…
İçimdeki sayfaların sokak lambaları yanmıyor bazı zamanlar… okunmuyorum o zamanlarda…
Bi kırıklık oluyor üstümde…
Kırgınım,
Kırıldığım yerden birinci dönem, ikinci dönem diye ayrılıyorum.
Başka açıdan; ikinci dönemde çözdün sanırsın bilmeceyi… üstelik de artık ne bilmeceler meraklandırır seni ne de cevapları… bilmecenin kendi olursun… hiçbir şeyi bilmezsin…
Başka yere girelim;
Narsist bir elbiseyle başa çıkmaya çalışmak zorundaysan eğer, hep ikinci plandadır diğer eşyaların. Bu elbisene haksızlığını kabul ettiremedikten sonra, bütün kavgaların boşuna, kırılmış bir şişe gibi durursun içinde ve de o hep senin üstünde kurum kurum kurulur…
Başka bir yere girelim;
Yandığını bilmeyen birine gaz döküp alevi harlasan nolur…
Ben gidiyorum…
Yazıyorum,
içimde biriken kırgınlıkları da diğer şeylerin arasından dışarı çıkarmaya çalışıyorum.
İçindeki odalardan hangisine saklandın ya da sığındın diye soruyor beynim kalbime…
Kalbim hep en içeride… duymuyor şehrin uğultusunu…
Herkesin bir hesabı vardır başkasıyla ilgili…
suçluluk barındırması da gerekmiyor üstelik.
Devrik cümleler kullanmayı sevmemin illa da bir sebebi varsa… Olsa olsa akışı bozmak içindir.
Cümleleri son dönemecinde kırmaktır…
ya da tam öldü derken kurtarmaktır…
Sihirli kelimeler
ışıldayan kelimeler
yıldızlı kelimeler
güneşli kelimeler
bulutlu kelimeler
karla karışık kelimeler
karla karışık saatler
parçalı bulutlu duygular… vs.
Herkesin içinde uçsuz bucaksız bir bahçe, bahçenin köşesinde bir ağaç, ağacın tepesinde bir çocuk, çocuğun içinde bir bahçe…
Bahçenin içinde bir salıncak…
Salıncaklar artık avutmuyorsa bir çocuğu, artık gökyüzüne ermenin vakti gelmiştir demek ki…
Neye takılmak istersin, kaybettikerine mi kazandıklarına mı?
İçimde okunmamış satırlar
sayfalar
kitaplar
Kırgınım yani
Bazı çıkışlar sonrasında kalem kırarsın..
Geri dönüşü yoktur bazı anların.
En son sözü söylemek istemeyeli uzun yıllar oldu. Birilerini susturmak değil, cevap bekler hâle getirmek de değil maksadım…
Taştığım yer oraya çok gelir…
Taşmak…
Taşmak yıkar mı? (yıkmak anlamında mı yıkamak anlamında mı? Ne anladığın sana bağlı)
Ne anlamak istiyorsun
Ne anlamaya niyetlendiysen… oradan girersin cümleye
Kurduğun cümleler her zaman istikamet değiştirebilir.
Nasıl güvenir insan kendine bile
Tomurcuğu patlatan çiçeğin binbir türlü ihtimali varken…
Olduğun şeye adım adım giden yolda
Evet ya yıkar gidersin ya da yıkayıp gidersin…
Yıkar’sın yani…
Kırarsın…
Kırılma noktası budur ilişkilerin…
Başka bir yerden bakalım;
Kalp kapılarını açmakla kan akışını hızlandırabilir misin?
Gitmek istemeyene mesela…
Yolların çıktığı yeri kalp seçer…
İnsanın gitmek istediği yeri de…
Kalmak istediği yeri de…
Kalmak istediğin yer ev’indir…
Evlerin canı vardır üstelik…
İçinde sizin olmadığınız bir dünyada çığ düşse nolur? Kıyamet kopsa nolur?
Bu, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ile karıştırılmaması gereken bir çıkıştır…
Konuşmalıyız bunu.
Herşey konuşarak çözülür. Kesin hüküm (kesin hükmünde)
Ölümsüzlüğün sırrını bulduk diyor,
ne? diye soruyorum…
“sevgi” diyor.
Herkes emin olmak ister.
Kimin içinden ne geçtiğini bilemezsin.
İçimdeki su kırgın akıyor
Bazı müziklerin kırgın tonları… içine işleyen yanları
İç’li müzikler kimbilir kimin içi…
İçimde bir kuyu!
(Konuşan bir kuyu, su dile gelirse, yarın gel derse, sohbet meclisini açarsa…)
İnsanın içinde bir dünya döner… eğik… hiçbir şey düzgün değildir içeride… düzgün diye bir şey yoktur çünkü.
Herkesin derdi boyu kadardır derler…
Derdin varsa kalabalığa sığınırsın, koşuşturmaya sığınırsın…
ya da çıkıp gidersin odalardan…
Kimse kimsenin umurunda değildir oysa
Herkes kendi gürültüsünün arasından laf ayıklamaya uğraşıyor, karşı tarafa uzatmak için…
Mutlu olmak yerine haklı olmayı seçmek de bir alternatif ya, öyle görmeyi, öyle bakmayı bırakırsak dünya değişecek…
Dünya zaten değişecek…
Asu’de göklerden gelen sohbet… ne demişti…
Dünya değişmekte, bi yükselmekte, ışığı görebilme durumları…
eleğin üstünde kalanlar, altında kalanlar diye iki bölüme ayrılıyor dünya…
Dünya kırılma noktasında…
Dünya yola çıktı geliyor…
Kırgınım!
Sessiz sakin otururken içimde, kırılmalar, çatırdamalar peydah oldu birden bire…
Bazen arka fonda sessizlik çalar… sen gümbür gümbür bağırırken…
Olaylara yüklediğin anlam çok mu ağır gelmiş olabilir…
Başka bir kırılmaya geçelim…
Yorgun kalp…
Kalp sevmekten yorulur mu? Ritmini bozar mı?
Tek caddesi olur bazen duyguların,
Tek sokağı
Tek kapısı
Sevdiğinin “çok kırıldım” sözünün yıllara yayılan yankısı
Kırılmak mı daha etkili, kırmak mı diye düşündürmüştür beni…
Herkes bir kere kaçar…
O yüzden
Bu dünyada bi odası olmalı insanın… ya da içindeki odalardan biri boş kalmalı…
Her zaman kalabalılar değildir sığınak…
Her küslüğü dünyanın sonu gelmiş gibi yaşadım. Sanki iyi günler bir daha gelmez sanarak… Tabii düzeldiğinde unutarak…
Bazen hesabı kapatırsın
Hesabı kapatıp yoluna devam edersin
Kapattığın herşey içine batar…
kırıldıysa kapılar…
Dil herşeyi söyler, yakıp yıkar… önemli olan kalbin ne söylediği
Bazen sözler küstürür insanı… Yazıya dökülünce en çok da…
Öyle günlük, haftalık küsmelerden değil, gönlün değişir, şarkıların değişir… büyüsü bozulur…
İpler çat diye kopuverir… Yer yerinden oynar, ürkek bir çocuk gibi sinersin bir köşeye, bütün emeklerin gözlerinden bir bir dökülür, ağlamaktan bitersin… bitmekten yorulursun her seferinde…
Sözlerinden yaralanan sevdiğinin eski yaralarına bakıp bakıp kanarsın…
Ölene kadar içinde kalacak bir iz sanırsın, herşeyi o gözle görürsün. Oysa iz’ler yanıltır, takip etme…
Bazen bazı şeyler göründüğü kadardır. Belki biz fazla dramatize ediyoruzdur.
Bazen olaylar biter sen de bomboş, başıboş kalırsın
Ne zaman görüntüler bulanıklaşır… ne zaman netleşir?
Akıl mı siler, kalp mi?
Bekle gör
Hayat hep sana sürprizler hazırlar
Bazı kırgınlıklar hesap sormaz
Bazen elinden birşey gelmez,
dünya kırılır, sen seyredersin…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


