YAZININ UĞRAK YERLERİ -1 –
..:: Başlangıç ::..
Sen yola çıkma sakın, ben çıktım.
Hani derler ya, sen bu satırları okuduğunda ben çoktan… (pardon bu başka bir yazının repliğiydi)
İnsanı yazmaya iten şey, öncelikle yazının kendi itme kuvvetidir diye kıvrak bir cümleyle giriş yapayım da yolum açık olsun.
Sonra da, Ben, Ben, Ben diye devam edeyim de tam olsun.
İnsan niye yazar, ne zaman yazar, nasıl yazar? Bana ne bundan… Demeyeceğim, çünkü ben çok merak ederim. Tahminlerde bulunurum tabii ki, üç aşağı beş yukarı bildiğimiz şeyler var aralarında ama vardır bilmediklerimiz de…
Neyse ne… Herkes için ayrı bir sebebi vardır yazma’nın. Dökülüp saçılmak, haykırmak, bilinmek, beğenilmek, ortak bir paydada buluşmak, buluşup anlaşmak…
Ruh-içi’nde oluşanlara; süs püs yapıp, azıcık melodi, bazen dramatik eklentilerle çıkış izni vermek. Çarşı iznini almış asker gibi hevesli hevesli gezinmek…
Senin olanı görücüye çıkarma sanatı… Her ne kadar kendim için yazıyorum desek de yazıya dökülüp bir yerlere sunulmuşsa, artık bizden çıkmıştır ve biri/birileri mutlaka vardır orada.
Yazı sayfada durduğu gibi durmaz artık biri okuduğu zaman…
Yazı yazmaya oturmak ise bir sandala binmek gibidir, açıl açılabildiğin kadar; boğulmak da var, sağ salim dönmek de…
Şimdi gelelim bana…
Beeeen…
Benim sebebe, sonuca, ortama bakmadan bulduğum her yere çöküp, hatta bazen ayakta, bazen uyku-uyanıklık arasında, en çok da geceyi bölen şimşek çakımlarında yazmak gibi bir adetim vardır. (Konuyla hiç alakası yok ama aklıma gelmişken, bi arkadaş bana demişti ki “bunlar nasıl cümleler, kızım sana yazdırıyorlar bence”, ben de ona “niye ben yazamaz mıyım?” demiştim. Burada gülmek serbest)
(Burada bir daha bir girinti yapayım, nedense benim caaanım arkadaşlarım benim yazılarımı hem anlamazlar, hem de deli gibi beğenirler. Hepsini çok seviyorum. Kimse üzülmesin haftalardır süren bu konu, burada kapansın diye yaptım bu girintiyi. Sizin söylediğiniz hiçbir şey beni geri durduramaz, olsa olsa yukarı taşır sevgiyle. Zaten ben de durduramam ki içimde kaynama noktasına gelmiş sözcüklerin çıkışını. Bundan sonra da yine o anlamadığınız haline dönerim elbet, sabırlı olun, değerlendirin bu az ısınmış yazıları)
Cümleler gelince içi kaşınır insanın, kıpraşmalar başlar… Dökülür artık bir bir sıraya dizilmiş, kelime ve cümleye dönüşmüş, kıpır kıpır harfler.
Elimizden çıkan sözlerin büyüsü sarar ortamı, kasvet ya da huzur kokar…
Herkesin yoğurt yiyişi farklıdır.
Kiminin dili sivridir, kiminin eli lezzetlidir.
Elinin lezzeti demişken gelelim bana (gülücük)
Şimdi şöyle yapalım. Ben, benim yazma halimi anlatayım;
1. Aşama : Sözcükler ısınmaya başlıyor, ılık ılık yükseldiğini hissediyorum suların…
2. 100 derecelik kaynama noktasına varıyor ve 90 derecelik açıyı yakalıyor (bu kadar zorlama yazıyı istersen)
3. İçeride faylarda bir hareketlenme, bir doğum sancısı kıvamında rahatsızlık, bir bulantı…
4. Koşun leğen getirin… Ya da kağıt kalem de olur.
Lavlar dağın tepesinden aşağı kartal inişi gibi süzülerek akarken, kor olmadan yaklaşmayın… Göze sürme niyetiyle buyurun…
Önce kalbimde açıyorum defteri kalemi, yazıyorum büyütüyorum, ciğerleri oluşuyor, 9 ay 10 gün sonra kıçına (biiiip) vura vura ağlatıyorum. Buyurun… Bir maşallah takmaya gelirsiniz artık.
“İçimde ılık ılık dolaşan sözcüklerin ısısı yükselmeye başladığında, 100 derecelik kaynama noktasına vardığında ve yanı sıra 90 derecelik açıyı yakaladığında; önce kalbimde yazılan, sonra başıma gelen, bazen bir çırpıda, bazen 9 ay 10 gün sonrayı bulan ilahi bir süreçtir benim için” diye başladığım paragrafı aşağı alıp (ben aldım gerçi) yukarıdaki şekilde açımlayıp da okuyabilirsiniz.
Şimdi şöyle devam edelim, biraz ciddi olmakta fayda var.
Aaaa süre doldu. Arkası yarın…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…



Serinin ilk bölümü “Başlangıç”, yazı yayına girmeden önce okuma ayrıcalığına sahip biri olarak gönül rahatlığıyla diğer 4 bölümü de büyük bir keyifle okuyacağınızı garanti ederim. Tarz değişmiş olsa da kurgu, anlatım, kelimelerin ahengi ve uyum içinde dans edişi değişmiyor.
Şahane bir anlatıma eşlik eden zevkli bir okuma gerçekleşti tam da şu anda. Burada, tarafımdan (kocaman içten bir gülücük)