YAZININ UĞRAK YERLERİ -2-
![]()
..:: SES VER, SÖZ VER, YAZI-VER ::..
Evet ne diyorduk;
İçimdeki odalardan, mahzenden ve tavan arasından ses gelmeye başladı mı, bilin ki geliyordur gelmekte olan, işte ılık ılık olan bu çıkışı seviyorum. (Kan ve can meselesi) Bu son parantezli cümleyi açıklıyorum; tüm yazdıklarım kanımdan ve canımdan. Canımdan can kopar gibi, evlat gibi kollarımın arasına düşüveriyor. İçimizde oluşan yazıların sahibi olamayız bu anlamda da… Olsak olsak emanetçisi oluruz, zamanı geldiğinde gerekli kalplere, gözlere teslim etmek üzere…
Ve zaten içimize gelirken de, içimizden çıkarken de yolu bir yerlerden geçer elbet yazdıklarımızın, hepsi salt bize ait değildir. Birileri ekler, birileri yontar, birileri budar, kimi de içimizden geçen cümle fidelerinin köküne can suyunu döker… Yanisi şu ki; ben yazdım derim ama hepimizindir bu cümleler, hepimiz varızdır içinde. Ben, sen, o, biz, siz, onlar… Bunları ilkokul dilbilgisi dersinde boşuna öğrenmedik. Hep şimdi için… hep yazı için…
Yelpazesi çok geniştir yazı kavramının… Deneme diye başlayıp, kimilerinin, romana, kimilerinin şiire, kimilerinin öyküye, kimilerinin eleştiri yazılarına evrildiği olmuştur. Hepsine, ama hepsine hayranım yazı çeşitlerinin.
Amma… şiirin yeri başkadır tabii ki.
Edebiyatın beş çayı gibidir şiir…
Edebî hayatımızın ara nağmesi…
Şiir kalbi açar
Ve sokulur kibar kibar
Yazının yolu, yolculuğu karda da, karada da devam eder. Bir kartopuyken çığa dönüşmesi de mümkündür; bir çığken kopup yücelerden, dağın eteklerinde parçalanıp, birkaç cümleyi altına alması da…
Yolda yanımıza aldıklarımız ya da ayrıldıklarımız da olur…
Kimileri çok güzel kurgular yazıyı, başını sonunu çok iyi hesaplar, hep hayran kalmışımdır bu kadar disiplinli yazılmışlara. Ben dağınık kafa, daldan dala olanlardanım. Cümlelerimin kimini sever okşarım, elini ayağını kınalar askere gönderir gibi uğurlarım, kimini topa tutarım ve kimini yakarım çıra gibi… Küllerini bırakırım size…
Gizli geçitler, damarlar, kan dolaşımları durumları var bir de…
Her yazının bir aurası var, o kesin. İnsan gibi, ev gibi, bahçe gibi, ilişkiler gibi…
Hava boşluğuna düşme, türbülansa girme tehlikesi de var tabii ki,
kara delikler falan (benim çok olur, yazacağım onca şey varken aklımda, yazı bittiğinde fark ederim ki bazıları kara delikler tarafından yutulmuş, geri de gelmiyor, orada duruyor belki ama ben göremiyorum, geri gelse de artık yörüngeye oturmama ihtimali falan…)
Yıldırım çarpması, kararması, kafasına saksı düşüp aydınlanması da… (insanlardan değil, kelimelerden, cümlelerden bahsediyorum ha) (anlamıyoruz senin yazını falan demeyin bir daha) (tamam tamam şaka yaptım) (büyük yazarların çoğu da anlaşılamadan bu dünyadan göçmüşler zaten) (tamam susuyorum)
Benim yazma biçimimden ziyade okuduklarım var ya, kıskandıklarım, bazı şairlerin dediği gibi “ah keşke bunu ben yazsaydım” dediklerim, soluğumu kesen yazılar, üsluplar, kurgular… İçlerinde; aranılan definenin gizlendiği yazılar…
Her harfin tepesine adeta yıldız konduranlar, sayfayı yıldız savaşlarıyla donatanlar, sayfaların arasında konfeti yağdıranlar… Benim hayranlığım hiç bitmeyecek, edebimle oturup bir köşeye, el-pençe divan duruyorum ey edebiyat…
Tabii beğenmediklerim, eleştirdiklerim de var. Bazı yazılarda; yazarının misyoner bir dille ahkâm kestiği, okura adeta emirler yağdırdığı, ben bilirimci-öğreten adam modunda olanlar… Sanırım bunları sevmiyorum. Hatta bazı romanların karakterlerinde de bunu gördüğüm zaman (kurgudaki gereklilik dışında tabii ki) biraz kıyı bucak kaçabiliyorum.
Kucaklayan, gül kokan yazılar var ya…
Gece yazmaları var bir de,
Onlara da yarın bakalım,
Bugün bize ayrılan sürenin sonuna geldik.
YAZININ UĞRAK YERLERİ Bölüm 1 : Başlangıç

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…





