DEĞİŞİM
Herşey gider ve biter bir gün
Hiç bir şey durmaz…
Bazen gitmek gerekir…
Bazen de bırakmak…
Bazen de kaybedersin bir anda.
Sesinde söyleyemediklerini gizlersin…
Son bakış’lar,
Her türlü uyarıya rağmen arsız inat’lar,
Hiçe sayışlar,
Hak yerini bulur sanmalar,
hiçbir şeyin garantisi yok diye boşvermeler…
Ey kalbim, baharı görüp açma pencerelerini artık…
Bu bahar mahsuruz evlerde
mahzunuz…
Ne çok yol ayrımlarına rastladık bu aralar… kırılma köşelerine…
Hazırlıklıyız dediğimiz hiçbir şeye hazırlıklı olmadığımızı anladık tam da oralarda…
Bir zamanlar yürüdüğün yollardan geri dönmek isteği,
sile sile,
sanki hiç yaşanmamış olsun diye…
İnsanı çocukluğuna taşıyan iğde ağacının kokusu başladıysa artık, çok şey değişmiştir bundan sonrasına ait…
İnsanı geçmişe taşıyan leylakların kokusu dolmuşsa beyninin odacıklarına yolculuk başlamıştır bilinçaltında kalan şehrine…
herşey gider ve biter birgün
kimseyi kalması için zorlayamazsın
Yalnız mıyız artık
ömür geçti mi bir solukta
Bayrağı göndere çektik mi?
Gençlik bitti mi?
Birazdan gece olacak…
Gökyüzünden maviler dökülecek birazdan
Zifiri karanlıklar saracak ortalığı
yalnızlıklar başlayacak…
yağmur paslanır mı?
gerçeği öğrenmenin metalik tadı bozar mı hayatını
Oysa gerçek diye bir şey yok biliyorsun. Her şey her an büyümede ve değişmede. Şimdinin gerçeği, yarının form değiştirmiş yalanına dönüşür…
Ölüler bile değişir…
Yürekler sorar,
şalteri indirme zamanı mı diye…
Akıl korkar ileri gitmekten
ürkütücü bir şimşek çakar
bütün damarlar patlar
şahdamarı oluk oluk
ve nefes geçen yerleri kan tutar
Çıkış kapısını bulamazsın
Boğulursun anıların ortasında…
İnsanın içi kurur mu? Sözler biter mi?
Bu sefer camların ardından seyretmeye razıyız ama,
hayat sen bize bir bahar borçlusun,
unutma bunu…
Bir çocuk masumiyetiyle karşılayabilir miyim artık onu?
aşk temizler mi içimi
hayattan söke söke aldığım aşk biter mi?
Artık hiçbir şey için iddia etmiyorum. Herşey olabilir…
Uğurlarsın en güzel cümlelerini ağlaya ağlaya,
kimse duymadan geceye söylediğin…
Aşk’a kaldırılan kadehleri kırdı çocuklar…
bir zamanlar masum olan…
herşey bir gün gider ve biter…
Herşey son bakış’tadır
gitmelerin özeti o son bakış’ta…
Kum saati gibi… tutamadığın bir sürü şu an’lar minik minik…
can yakmanın bile değerli olduğu ilgisiz zamanlar…
Kendini seyredersin bazen, başkasını seyreder gibi.
Sen’i oynayandan rol çalmaya çalışırsın…
Bazı kelimeler can yakar, bazı kelimeler ışık saçar.
İçime gece çökerken ve ben siyahın içinden geçerken,
gözlerimde ışıl ışıl bir İstanbul
aydınlatır mı yolumu?
sen,
içinde acıklı bir müzikle yola koyulmaya mı niyetlendin…
zaten,
içimiz hüzünlü şeyleri hep içine atar…
yapamadıkların için geç kalmışsındır ama yapabileceklerin için bir şansın daha var.
sen yine de gitmekte kararlı mısın?
Dünya birikir gözlerinin kalın perdelerinde
boşluğa bakar durur,
sırf bu yüzden hiçbir şey acıtmaz artık…
tohumu çatlayan suskunluk,
son sürat konuşur…
uykusu yoktur bu şehrin,
arka bahçesi mavi şiirlerle doludur…
o son bakışın içine saplanan ve çıkarırken daha çok kanattığın yerleri acır,
şiir basarsın yaraya…
yine de,
hiçbir şey kesmez bazen
en iyisi bir şarkı çalayım da dinleyelim;
“Sadece sevdim”

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


