ŞİRİN

Kalbini süsleyen kelimelerle uyudu. Rüyasında bir bahçe gördü. Yemyeşildi ama çiçeksizdi. Bir şeyin eksikliğini hayatı boyunca hissetti. Bir şey eksikti ama ne eksikti. Bir kediyle dost oldular. Kediden hiç-bir şeyi umursamamayı öğrendi. Dünyaya cam arkasından bakmak istemediğini….

salıverdi kediyi… o özgürleştikçe… içinden de salıverdi kepenkleri kapalı nice duyguyu… Hiç kurulmamış cümleleri bulmaya çalışırken bir şey farketti. Anlaşmak için gerekli olan, harfler (cümleler) değildi. Kediden öğrenmişti bunu. 

Cam arkasında özlemle dış dünyaya bakışları, sanki ona karşı suç işliyormuşuz duygusu  yaratıyordu… 
gözlerinden kalbimize uzanmayan, küskün, ne düşündüğünü anlamadağımız derin bakışları yüzündendi… onu son kez dışarıya salışım…

O ağaçlar, o yeşillik, o sessizik
onun özlemi bu muydu?
    Kızlarla da arası iyiydi, peşlerinden ayrılmıyor, pamuk gibi uyuyordu onlarla
Ben bilemem…. ama sen söyle
Aklımdan çıkmayan, o son bakışın bir anlamı var mıydı, dönüp de bana “gelme” diyen,
    özgürlüğe doğru son sürat gidişin…

Ah sen benim ömrüme yara’sın
Hiç gitmeyenimsin
Bırakıp bırakıp geri aldığımsın
Şirin
Sen benim daha önceki bütün kedileri sevişimin özetisin.

Duruşun, bakışın, sesin, isteklerin,
    isteklerinin dili…

Okunmuş bitmiş bir kitabı kapatır gibi içini herkese kapatışın…

Çekip gitmek mi bütün derdin?
Yoksa seviyor musun ardındakini düşünmeden hareket etmeyi?

Tutabiliyor muyuz….
Hiçbir şey bizim değil. Bunu en iyi senden öğrendim.

Yaptığımızın bencillik mi, çok sevmek mi olduğunu anlat bana dedim…
    Bir daha gelmedin o yüzden…
        Sen benim içimdeki özlemimsin…

Kelimesizliğin tadına baktım seninle…
Kızgın kalpleri yumuşatacak birkaç kelime seçmiş gibi bacaklarıma sürünmen, 
Gözlerindeki müzik…
Bakışlarındaki mahzunluk,
    Benimse içimde ince bir sızı
            sana dair…

Terk-etmek kelimesini masaya yatıralım mı güzel gözlüm…
Terk etmek eşyanın da huyunda vardır. 
Can terk eder, canan terk eder, evlat terk eder, mevsimler terk eder…
    gençlik
        sağlık
ve de sen…

Kendimi teselli etmek istiyorum… ama kendimi dinlemiyorum ki ısrarla…
Sana dair herşey ağlatabilir çünkü beni…

Gözyaşı
    terk eder göz pınarlarını…
Son bakış’lar…
İçimin de son bakışları…

Aç mısın?
    Üşüdün mü?
        Mutlu musun?
            Özlüyor musun?
                Korkuyor musun?
                    Sağ mısın?
beni yalnızlığıma gömüp giderken ikimiz de suçluyuz biliyorum. Sen gitmeyi seçmiş olabilirsin ama ben de bıraktığım yerlerden suçluyum.
Senin hep gözün dışarıdaydı,
    isteğin olsun dedim,

Minik kalpler dayanır mı bilmiyorum ama,
onlar da boyun eğişin ilk halkasını geçirdiler;
    suskunlukları bundandı…
        sözleri dinlenmeyen…
Büyüdük ve unuttuk çocukluk acılarının anlamını…
    derinliğini,
        yıllara yayılan yankısını…

Acılı bir aşk filmi biter gibi…
    sen gitmeyi seçersin
    ve
    çocuklar en sevgili yerlerinden umutlarını yitirirler…

Hepsi son bakış’ın yüzünden

Arayı açtıkça açılıyor yara…
Büyüyor
    hasret,
        pişmanlık…

İnsan sesini duyduğu kalpten vazgeçebilir mi?
Vaçgeçebilir…
    Son kez arkasına bakıp, alıp başını gidebilir.

Geri gel,
    soru sorma,
        açık kapılardan dal içeri,
bul beni, küllerime üfle, ateşimi yak, içime bak. Ben geldim! de, hangi “sen” dersem üzülme, işte şımarma anı bu andır. Ben işte ben, sen yani. Ben-Sen işte. Yanındaki boşluk falan sen konuş ben zorlarım seni…
    eskisi gibi sessiz harflerle konuş,
        anlarım ben seni,
beni de bir tek sen anlarsın şu an…
boşver bırak beni şimdi… sen gel
yoksa
içimden hiç gitmeyecek seni arayışım…

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.