Esaretin Gölgesinde!!
Küresel krizin temelleri belki de Nelson Rockefeller’in 1956 da dönemin ABD başkanı Eisenhower’e gönderdiği mektupla atıldı. En azından Türkiye Cumhuriyeti de dahil bir çok ülkenin kaderini bu mektubun değiştirdiğini kabullenmek gerekir.
Nelson Rockefeller mektubunda “Birinci grup ülkeler, bizimle dost olan ve bize uzun süreli sağlam askeri paktlarla bağlanmış antikomünist hükümetlerin iktidarda olduğu ülkelerdir. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.
OLTAYA YAKALANMIŞ BALIĞIN YEME İHTİYACI YOKTUR;
Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım – örneğin Türkiye’ye – bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani BAĞIMSIZLIK eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere –Türkiye gibi– doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu, bize düşman muhalifleri ZARARSIZ bırakacak BİÇİM ve MİKTARDA olmalıdır.”
İşte dostlar, bu güzelim ülkeyi bir mektupla ele geçirmeye başladılar.
Bu emirler doğrultusunda ABD ile
- 23 Şubat 1945 te yardım antlaşması,
- 27 Şubat 1946 da kredi antlaşması,
- 07 Mayıs 1946 da ödünç verme kiralama antlaşması,
- 06 Aralık 1946 da ABD’nin Türkiye’de mülk edinebilme antlaşması,
- 10 Şubat 1947 kredi anlaşması.
- 14 Şubat 1947 de Dünya Bankasına üye olundu,
- 11 Mart 1947 de IMF ye üye olundu,
- 12 Temmuz 1947 de yardım ve misyonerlerin rahat çalışabilme antlaşması,
- 27 Aralık 1949 Milli Eğitim antlaşmasıyla, Türk Milli Eğitiminden vazgeçilip, eğitimin ABD’ye teslim edilmesi antlaşmaları yapılmıştır. Bakınız Fulbright Anlaşması
- 1948 de de Marshall yardımları kabul edildi.
- 1950 den sonra, hızlandırılan, borç alma anlaşmaları, tarım ürünleri üretim ve pazarlamasını ABD ‘nin emrine bırakma anlaşmaları,
- 1980 den sonra, tüm fabrikaların, üretim tesislerinin satılmaya başlanıp, Türkiye’nin yoksullaştırılması.
Adım adım, akıllıca yürüttüler planlarını, acele etmeden sinsice.
Her yolu denediler.
Yapılan bu anlaşmaların etkilerini her yıl artan oranda iliklerimize kadar hissettik. Türkiye’nin kalkınmasını durdurdular, üretimi sıfır noktasına indirip dışa bağımlı hale getirdiler. Politikacılarımız yapılan herşeyin farkındaydılar, biliyorlardı. Engellemek, önlem almak ya işlerine gelmedi yada beceremediler.
İmzalanan bu anlaşmaların ilk uygulamaları bakın nasıl gerçekleştirildi;
- Devletin tüm bakanlıklarına, her kurumuna ABD’li danışmanlar yada sonradan Amerikan vatandaşı olmuş Türkler yerleştirildi.
- Devletin her türlü, Askeri, İstihbari, Ekonomik, Kültürel, Tarım, Ticaret ve Eğitim kurumları bu danışmanların denetimine girdi.
- Bunların zorlamasıyla, KÖY ENSTİTÜLERİNDEN vazgeçildi ve kapatıldı.
- Uçak üretimimiz durduruldu. Nuri Demirağ’ın ürettiği uçakların yurt dışı satışı engellendi. Türkiye’nin de bu uçakları satın alması durduruldu. Nuri Demirağ iflas ettirildi.
- Enver Paşa’nın kardeşi, İşadamı Nuri Killigil‘in, Atatürk’ün de büyük destek verdiği, silah fabrikası vardı. Ortadoğu’ya da silah ihraç ediyordu. 1948 de İsrail kurulup ilk tanıyan Türkiye olunca, Killigil, İsrail’in gizli tehditleriyle karşılaştı. Üretimini durdurması istendi. Vazgeçmeyince, silah fabrikasına büyük sabotaj düzenlendi. Killigil, birçok teknik eleman ve işçiler, 2 Mart 1949 da havaya uçuruldu. Killigil’in cesedinin küçük parçalarına uzaklarda ulaşılabildi. “Ceset bütün değil, onun için cenaze namazı kılınmaz” diyen, Allahsız din adamlarımız oldu. Cenaze namazını başka hocalar kıldırdılar. (sadece bu konu için ayrı bir yazı hazırlamak farz oldu)
- Ülkenin kalkınmasına, ilerlemesine katkıda bulunanların katledilmesine, Nuri Killigil ve Sebahattin Ali’lerle başlandı. Aydınlarla, düşünürlerle ve komutanlarla devam edildi.
- ASELSAN cinayetlerini hatırlarsınız değil mi?
- Atlas Jet’in 2007 de düşen Isparta uçağınnda hayatını kaybeden Prof. Dr. Engin Arık, araştırma görevlisi Özgen Berkol Doğan, yüksek lisans öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve araştırma görevlisi Mustafa Fidan.
- ve Tarikatlar. Dün FETÖ idi. Bugün başka bir isimle ortaya çıktılar. Dur demedikçe yarın farklı bir isim alıp gene ortaya çıkacaklar.
Kendi çıkarlarına dokunacak hiç bir gelişmeye, çalışmaya, buluşa müsaade etmeyen güçler, engellemek için önce tatlı tatlı sen yapma biz sana satarız dediler, baktılar dinleyen yok sert uyardılar, uyarılarının dikkate alınmadığını görünce de hiç çekinmeden ÖLDÜRDÜLER.
İşin acı tarafı bütün bunlar olurken, ne iktidar kanadı nede muhalefet kanadı olup bitenleri engellemek için birşey yapmayıp seyretmekle yetindiler.
Ya biz?
Bizler farkına varmasak da onların bize hak gördükleri sınırlar içerisinde esaretimizin özgürlüğünü yaşıyoruz…

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


