KANATSIZ BİR MELEĞİM
Bir yol bulmalıyım artık kendime giden. Haddinden fazla kalmışım başkalarında. Merak etmeyin kimseyi suçlamayacağım. Hatta kendimi bile! Kendimi görebilmem için karşıdan bakmam gerekiyormuş, ben de bakmışım. ‘Tabii ki bu kendi rızamla olmadı. Mecburiyetten diyelim.’ Kendimde kalsaymışım eğer burnumun ucunu göremeyecek kadar körleşebilirmişim. ‘Kendinde kalanlar size sesleniyorum. Burnunuzun ucunu görebiliyor musunuz? Dikkatinizi verince burnunuzu görmeye başladınız ama değil mi?’
Bir zamanlar ne kadar öfkeliydim, görmeliydiniz. Tamam, tamam kabul ediyorum. Hâlâ da pek sakin olduğum söylenemez. ‘Bunu geçtiğimiz son senede anladığımı size söylemeyeceğim tabii ki!’ İlk yazmaya başladığım zamanlardaki yazılara bir göz atayım dedim birkaç gün önce. Demez olaydım! ‘Ne bu hiddet, bu celal!’ dedim yazdıklarımı gördüğümde. ‘Mehmet Âkif Ersoy’un ruhuna rahmet’ Sonra da “Sen kimsin!” diye bir de fırça attım kendime. Vallahi hepiniz birleşip çıksaydınız karşıma “Sen kimsin!” diye, bu kadar saldıramazdınız bana. O yüzden heveslenmeyin hemen.
Ne kadar da ciddiye almışım kendimi. Hele hayatı… Siz insanları söylemiyorum bile! Canavarmışsınız; bundan haberiniz var mıydı? ‘Bense melekmişim. Hem de tartışmasız’ Allah ne verdiyse yazmışım. Ne bencilliğiniz kalmış yazmadığım; insanlığınızı çoktan kaybetmişsiniz zaten, eminmişim bi’ de… Hem kör, hem de nankörmüşsünüz. Ben ise kanadı kırık yavru bir kuş! ‘Ah ya… Bak şimdi yine çok acıdım kendime’
Hadi bakalım size bir soru! Olayın mağduru, sizlerin kurbanı, zavallı narin papatya ‘yani ben!’ nereden bakıyordum hayata? Hadi tembellik etmeyim ama! Düşünün biraz. Hemen cevabını yazmamı beklemeyin benden. Koç inadı vardır bende. Tuttu mu, tutar. ‘Tamam, inat etme sürem bitti. Saman alevi denilen türdenim; hadi iyisiniz.’
Sürekli başkalarında kalmış bir insan nereye bakar? Karşıya! Karşıda kim vardır peki? Tabii ki kendisi! ‘Başka kim olacak, ya da ne?’ Ve düşünsenize, sürekli saldırıyor. Kime? Size mi dersiniz? Ama size saldırıyor olamaz ki! O zaten sizde. Kendisine saldırıyor, kendisine! Derdi aslında kendisiyle. Fakat safımın haberi bile yok bundan. ‘O saftirik benim tabii ki ama bunu da asla söylemem size. Yoksa bana karşı kullanırsınız koro halinde’
İşte böyle bir aydınlanma anımda, gökyüzünden bir nur yağdı üzerime. Yüzümü göğe çevirdim. Kapattım gözlerimi, uzattım ellerimi göğe… Tam huşuya erecektim ki… Kafama bir kuş mıçtı! Ne sanmıştınız yani, nurla kuşatılacağımı mı? “Aklın yeni mi geldi başına?” demek istediğini düşünüyorum kuşun bu eylemiyle… Haklı, vallahi haklı! Kafama mıçsa da haklı, aklımı sevse de haklı!
Ama bendeki kibire bak, kibire! O an ‘erdiğimi’ sandım ya; sanki yükselecekmişim gibi semaya dikersem gözlerimi, o kuş da gelir faşist eylemini gerçekleştirir “Sen kimsin bre gafil! diye. Ben haddimi bilirim. ‘Hadi tamam, öğrettiler diyeyim de; siz de rahatlayın, ben de’ Hemen eğdim başımı toprağa doğru. Gideceğim yeri anımsadım.
Yani ez cümle; derdimiz kimseyle değil, kendimizle! Benim gibi ukalalık yapıp da dikerseniz gözlerinizi kuşlara ait gökyüzüne ‘üzerinize nur yağacak diye’; o kuşlar da bir gün gelir, bana yaptıkları gibi sizin de kafanıza… Ben bilmem! Ben önce yazarım, sonra da kaçarım.

1973 Manisa doğumluyum. İşletme Fakültesi mezunuyum. Otuz seneye yakın özel sektörde görev aldım. Kariyerimin son 15 senesini yüksek öğrenim yurt müdüresi olarak tamamladım. Basılmış bir adet kitabım bulunuyor. Bazı dergi ve blogların yazarıyım. Bir defter ve bir kalemle hayatın anlamını buldum.



Yüzümde güzel bir tebessümle okudum yazınızı, kendimi gördüm güldüm, kaleminize sağlık
Bu fani hayatta kendini ciddiye almayan insan mı var acaba? Farkına varmak, pişmek ve sanırım en önemlisi kendimizi tanımakla alakalı her şey. Kaleminize sağlık.