NİYET ETTİM NİYET EYLEDİM
İçeriye yolculuğun hazırlıkları uzun sürer, bavulu da ağır olur. İç’e yolculuk gökyüzüne yolculuk gibidir. Yol yordam bilmek gerekir.
İçeriye açılan giriş kapısının eşiğinde dur! Anahtarı iyi seç, doğru kilide yerleştir. Tamam kilit de sensin, anahtar da… ama senin katların var, birsürü’sün… doğru anahtarı ve doğru kilidi bul!
Açıldıktan sonra bekle, derin nefes al (nefes vücudun zikridir… ritmi tuttur)…
Sonra…
Kalbinin perdelerini aç, paçasına yapış ve nereye gidiyorsa git… korkma (o daima doğru yolu bulur.)
neyle karşılaşırsan karşılaş vazgeçme, mutlaka ışığa ve cennete kavuşacağını bil… çünkü içeride öyle bir yer var…
Karşılaşacağın şeylerin öncesinde otur, bir kahve iç… öyle yola koyul… bir yorgunluk öncesi kahvesi…
En çok olamadıklarınla karşılaştığında yorulursun
ve kendinden izin alamadıklarından bir de…
Amma velakin..
İçeriye yolculuk, adabını bilirsen güzeldir, kendinden ve herşeyden bir sürü şeyle karşılaşırsın;
önceden uyarayım, karşılaşacağın en güzel şey (herşeyi kaplayan, içine sinen, her yere sızan) aşk…
Aşk’la yola koyulursun böylece…
Aşk’ın elle tutulur, gözle görülür bir yanı yoktur, fizikötesi bir durumdur, ama bütün hücrelerinde çatır çatır yaşar ve bunu sarsıntıdan hissedersin.
Kelimelerle, cümlelerle karşılaşırsın.
İç’e yer eden cümlelerle…
cümlelerin yükünü görürsün… zorlu çıkışını…
(Belki de hiçbir cümle, hiçbir söz bizim değildir.)
Suskunluklarını tanırsın yolda, en büyük yeri kaplayan…
Suskunluğun dili farklıdır, içine sesleniştir,
suskunluğun dışarıda sesi çıkmaz ama içeride bağırış çağırıştır…
İç; ne kadar karışık ve dolu bir mağaradır…
İçerisi çok büyüktür, patika yolları, gizli geçitleri vardır…
sen içini ve tüm yollarını tanırsın aslında…
Kalbin makamına buyur edilirsin… orası cennet işte… orası cehennemden cennet pompalayan en büyük taht (giriştiğin taht kavgalarını kazanan tek varis)..
İçinde bir sürü duraklar vardır…
Her durağın bir adı…
Aşk durağı…
İçindeki balonların iplerini kesen aşk…
işte onu ayakta karşılayalım…
Kalbinin ışıklarını yakan, sular seller gibi ezberlediğin her şeyi…
tanıdık…
gülümseten…
pırıl pırıl güneş, rahmet gibi yağan yağmur, bembeyaz kar…
iç’inin de mevsimleri var biliyorsun…
Çiçekler…
içindeki bahçeyi tanırsın… ne ekersen onu biçtiğini bilirsin, herşeyi bilirsin aslında içine dair.
Konumuza (içimize) dönelim,
yürüyelim,
görelim neler var neler?
olanı seyredelim…
akışına bırakalım…
suyun akışını seyretmek gibi huzurla…
Geceyle gündüzün buluştuğu bir yer var orda. O çizgide duralım… en sevdiğimiz vaktin tadını çıkaralım… o çizgide ışık patlamalarını seyredelim. Çünkü içeride herşey patlama halindedir… anlam yükleyelim… gün-aydın diyelim… yola koyulalım tekrar…
bir şarkı çalınır oralarda bir yerlerde, sözlerini tanırsın, unuttuğun herşeyi hatırlatan bir şarkı bu…
İçeride boşluğa yer yok… her yer dolu… her yer sen’den… her yer her yerde…
hayal köşesi,
okuma köşesi,
yazma köşesi,
dost köşesi,
dert köşesi,
dört köşesi,
aşk köşesi…
köşeler de çok, dönemeçler de… yamaçlar da… dağ’lar… bayırlar ovalar,
dışarda ne varsa içeride o var…
ya da daha doğru bir tabirle,
içerde ne varsa dışarda o var…
Ha bir de… içeri girerken hediye götürdün mü, bütün ömrünce sana eşlik eden iç’ine… hediyeye özen göstermek gerek… ne götürdün? Şunu dedin mi; Ben artık aranıza döndüm… içim… iç dünyam…
Tabi iç’e dönmek kolay gibi gözükse de dikkat etmek lazım, kaybolmamak lazım, özenle yerleştirdiğin mayınlarına basmamak lazım, kendi kendini sabote etmek için kurduğun elektrik tellerine dokunmamak lazım… madem yola çıktın, yolları tutan karları temizlemen lazım önce… yolları açman lazım. Dedim ya iç’e yolculuğa çıkmanın yükü ağırdır. Herkes taşıyamaz.
E hadi devam edelim…
Sokaklar… caddeler…
içinin sokakları, caddeleri bile bir başkadır. E biz sokak çocuğuyuz, tıka basa mutluluk dolu… akşam olunca eve gitmek istemeyen…
Sokak adlarını oku teker teker, nerelere girdin, nerelere çıktın bil! Haritasını, adresini bil içinin…
Bir dost dedikleri yere gel…
Bekle biraz, soluklan… orda güvenle nefes al, azığını doldur… suyunu iç…
Bu mekan, senin… senin iç’in… gidebileceğin en büyük, en güvenli, en gizli, en gizemli, en muazzam alan…
ister yürü, ister koş, ister coş…
Kimselerin karışmadığı, kimselerin durmadığı, kimselerin olmadığı, istediğin herkesin olduğu, istediğin duygunun at koşturduğu… muhteşem köşk…
Burası senin. Burası sen’sin…
Burası sen’in mekanın…
Her anlaşmanın yazılıp imzalandığı, mühürlendiği,
kiminin kayırıldığı, kimine kıyıldığı… sen’in harp sahan, oyun bahçen, yatağın…
istediğin gibi uzan…
İstediğin zaman yürü, devam et…
karşına çıkacak her şeyi kabul et…
Tünele girersin bazen ve çekmez hatlar, rahat ol, dert etme… ve karanlığın keyfini çıkar… sonunda göreceğin ışığın gözlerini kamaştırmasına izin verme, hazırlıklı ol, yavaş yavaş aç gözlerini…
Odalar var,
odacıklar var… her yere gir çık…
Yıllarla eskiyen yollar var…
(içeride) yaşanan düellolar…
İçinin geçmişini gör, geleceğini gör… araya sıkışan gençliğine dokun… tazelen… seni gülümseten, tüm hücrelerini yeniden yenileyen gençliğine selam ver… teşekkür et… iç’inin en güzel çağına… onu orada bırak, yola devam et, yol uzun, yol her durumda güzel… gittikçe dönüşen iç dünyana şükret… yerinde saymayan, her daim yenilenen ve büyüyen, gelişen, bilgi bahçesine dönüşen…
İçinin neresinde bulunuyorsun… bu iç koordinatları tespit edip dışına bilgi ver:
içinin kompartıman aralarında verdiğin molaları… aşk’ları… ayrılıkları… kavuşmaları… sözleri… gülüşleri… bakışları… anlat…
(Beni bir de benden dinle)
Anlat, anlat, konuş, konuş, sus sonra… aniden sus,
İç’inden dışarı sarkan dalların uçlarına renkli lambalar tak, aydınlatsın dışarıyı… kapının önünü…
kapının önüne çık, içeriye bak, göz kırp, “yine geleceğim” de…
ve en son kaldığın yere bir ayraç koy.

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


