SINIRLAR
Adını sınırlar koydum ama sınırlamayacağım duygularımı, ne gelirse artık…
Aşkın buyur hali… buyurur bazen gönlün tam göbek taşına…
Çok güzel yazılar okudum, kıskandım, özendim… keşke bunu ben yazsaydım dediklerim oldu…
Ama üzülmedim, çünkü yazmak kadar okumak da bir nasip işiydi. Karşılaşmak, tam yerinde buluşmak, okudukça yazarından bana geçen, altını çizip benim kıldığım onca satır… sınırları aşıp, sokulduğum, kabul gördüğüm onca dost satırlar… büyüten, büyüleyen, mutlu eden… içime bir çiçek kokusu gibi dolan…
Herkes yazı yazar ama kiminin eli lezzetlidir.
Her yazıyla dost olamam,
Vaktim kıymetlidir, herkese açamam sınır kapılarını…
Artık seçici olmak zamanı,
hep mercek altında tuttuğum yaşam formları ile ilgili…
Savaş suçlularıyla dolu ilişkiler,
Kalbine dokunan şehrin ışıkları…
Bazen dünyanın yörüngesinden çıkar, seyre dalarsınız
Çiçek mi güzel yaprak mı karar veremezsiniz…
Kapılarını zorlamamak gerekir bazı kişilerin…
Yapabileceklerimizin de sınırlı olduğu bir yaşam biçimidir dünyadaki halimiz…
Kimseyi cennetlik sevemezsiniz…
Herkes gelip geçer bu yerlerden,
Hiç ummadığın detaylarla doludur hafıza
Hafızayı zorlama, içindeki kilitli kapıları zorlama,
bırak…
aldığın nefesi de gönül rızasıyla bırak…
nefesini tutarak yaşayamazsın…
(Nereden kaçsam, hep o aşk yolumu kesiyor)
Boşver…
Hatta selam ver…
Güne cansuyunu ver; başlasın yolculuk…
Yavaş bir yaşam seç başka bir şehirde…
yükleri bırak…
Yolculukta çok fazla bagajı varsa bir insanın,
geriye dönmemelidir.
Vedalar tekrarlanmamalıdır.
Herşey artık farklı bilinmelidir… nihayet kalbim de anladı bunu…
İlk durak akşam olsun
İlk çözeceğimiz acı olsun… hep beraber avutabileceğimiz…
Sevinç, mutluluk insanın kendine aittir. Bir çeşit monologdur. Ama acı öyle mi? O herkesi ilgi’lendirir.
İnsan, yaralarını pek sever,
herkese göstermek ister.
İçinin arka mahallelerinde kıyamet koparken…
seyirci toplarsın,
kimse kimse için gerçek bir cankurtaran değildir,
filmdeki sahneler için ağlar gibi ağlarlar, üzülürler,
ama onlar için sen sadece film icabısındır…
yine de…
yaşanılan acıyı bir cümle bitirebilir.
hayatın içinde;
aşk’ın saklambaç oyunları devreye girer hatta…
ne aşk gerçektir, ne sahibi oysa…
herşeyi anlatmak istersin, sıra-istikamet, düzen tutkusuyla…
aşkın da dışına taşar bazı duygular…
anlattığını sanır avunursun…
Taze bahar sabahı;
çiçeklerin kokusunu duyar gibi duyarsın aşk’ın kokusunu
Gökyüzünü delip bütün yağmurları yağdırmak (akıtmak) istersin…
Pencereyi açıp bütün şehri soluklanmak istersin…
Bazen anıların kendisi değil, kokusunu özlersin.
Silmeli…
Kalp izin ister silmek için…
Bu kadar uzun bir geçmişle ne yapabilirsin?
Bazen insan geçmişten kaçar
Bazen de geçmişin dip köşesine…
Albümler işe yarar bu durumlarda…
önce yanıbaşındakiler kördür sana
yakını göremez bazı gözler çünkü…
kelimelerin arasındaki sessizlikler…
uzak bahçeler…
geçip giden gençlik…
(geçerken seyrine doyamadığımız)
ezelden beri kimine koyduğun, kimine koyamadığın sınırlarının zorlanmaktan aşınmış duvarları…
gücünün yetmediği herşey,
seni zayıflatan birçok şey,
değiştiremediğinde, bir çocuk gibi küsüp gitmek hakkın olsa…
ve çocukluğuna verseler…
Bu şimdi oynadığımız bütün oyuncakları (geri) çocukluğuma verseler…
sınırsız düş dünyama hiçbir şeyi bulaştırmadığım o saf çocukluğuma…
çocukluğun bittiği (şehrin sonuna denk gelen),
ve rakımın yükseldiği o gençlik çıkışlarında, bir taze demli çay molası verir gibi yaşadığımız aşkları….
ve de çitlerini devirdiğimiz o geçirgen dostlukların tadını…
sınırlanamayanlar listeme itinayla eklesinler…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


