Hiçbir güzel hikaye sebze ile başlamaz…
Yılların verdiği kötü beslenme alışkanlığından kaynaklanan toksin birikiminden kurtulmak, vücudumu bir nebze olsun rahatlatmak için “Altın Vuruş” dediğim Detoks programını uygulamaya karar verdim…
Verdim ama..
Öyle yenilir yutulur cinsten bir program değil, fikren kabullensen bile bünyenin kabullenmesi zor.
Abiler ablalar,
Bu program 21, büyük harf ve bold kullanayım da daha etkili olsun ‘YİRMİ BİR’ günden oluşuyor. Yirmi Bir dediysek Black Jack sanmayın. Koca bir ayın dört de üçü, neredeyse tamamı, ‘üç hafta’
tamı tamına, Y İ R M İ B İ R G Ü N.
Yeminle, sonlara doğru her sabah kalkıp aynaya baktığında ‘ŞAFAK KAÇ’ diye soruyorsun kendine.
Bu Altın Vuruş zımbırtısı milyarlarca otçul hayvanın, yer küre var olduğundan beri uyguladığı beslenme şekli aslında. İnsan oğlu da bir çeşit hayvan olduğuna göre ne kadar zor olabilir ki? Değil mi?
Değil.
İnanmayan dener.
Gelelim programa
Serbest olan yiyecekler ve içeceklere:
Su en önemli şey, minimum 3 litre, her 10 kilo fazlası için ekstradan 1 litre daha koyun, yani 20 kilo fazlanız varsa 3+2=5 litre su içeceksiniz. Şekersiz olmak kaydı ile çay serbest ama her bir bardak çaya karşılık bir bardak su içeceksiniz, 5 bardak çay mı içtiniz karşılığı 5 bardak su.
Eğer sizde benim gibi hahve ile çalışan bir bünyeye sahipseniz sıkıntı yok, “Kahve serbest”.
Serbest olmasına serbest de her bir kahve için fazladan İKİ BARDAK SU içmek gerekiyor. Günde 4-5 fincan kahvem garanti. Zaten günde 4 litre su tüketiyorum mecburiyetten bir de kahve yüzünden 20 bardan su iç, ettimi fazladan 4 litrre. Matematik ortada, 4 litre su içtin 5 de öyle geldi al sana 9 litre su.
Sıkıntı içmekte değil, vallahide değil billahide değil, zorlarsın içersin, içiyorsunda, mecbuuur nasıl içmeyeceksin, ama iş yapamıyorsun birader, zamanının çoğu helada geçiyor. Ne gecem kaldı ne gündüzüm, her 10-15dk bir tuvalete kalk. Dök dök bitmiyor.
Sebze, ister çiğ, ister bir kaşık zeytin yağı ile pişmiş olsun ama sebze olsun, öğünde 1 porsiyon, günde üç adet meyve o da lif açışından en zengin olanları seçeceksiniz ve bir kase işlenmemiş çiğ kuru yemiş ki o da badem, ilginç ama kaju, fındık, ceviz. O kadar. Bu arada aklınıza gelebilecek her türlü sebze serbest.
Hayır efendim, Kuru Fasulye, nohut, yeşil veya kırmızı mercimek, maş fasulyesi türünden benim aklıma gelmeyip sizin aklınıza gelen her türlü BAKLİYAT sebze grubuna girmiyor YASSSAAAK. Bulgur, pirinç, arpa, buğday ve buğday türevi her türlü ürün, çavdar, yulaf ezmesi vs vs ile yapılan veya yapılmayan ne varsa YASAK.
Hayvansal olarak işlenmiş veya işlenmemiş, pişmiş veya pişmemiş aklınıza gelen ne varsa YASAK.
Et, süt, yoğurt, peynir, KEFİR (ne kadar faydalı olduğu umurumda değil yasak), Salam, sosis, sucuk, pastırma, et, tavuk, balık, çiğ de yesen yasak, sushi sebze değil, midye, deniz anası, deniz babası, denizden çıkan bir tek YOSUN SERBEST, ot nede olsa.
Kısaca sevgili kardeşim, HAYVANSAL veya BİTKİSEL PROTEİN namına her şey ama her şey 21 gün boyunca rüyada bile görmek yasak. Bırak içmeyi ALKOL‘ün adını anmak bile yasak.
Yenilir yutulur cinsten değil, ön hazırlık dönemi çok önemli, fikren ve zikren hazırlanmak lazım.
Güne hayvansal proteinle başlayan toplumun birer neferleri olarak midenin ilk gördüğü şeyler yumurtanın her türlü türevi, çeşit çeşit peynir, sürekli olmasa da arada salam, sosis, sucuk, pastırma vs. vs. olmuş yıllarca. Sonrası zaten Allah muhafaza, moduna, yerine, gününe göre, ya kebap, ya fast food. Akşam istediğin kadar hafif ye, öğlen yediklerin iki günlük kalori ihtiyacını fazlasıyla pompalamış bile bünyeye.
Hazırlık dönemi için Netflix mükemmel kaynak. What The Health – Rotten – Cowspiracy – Live & Let Live bunlar aklımda kalanlar. Bol bol seyrettiğim, sağlıklı yaşamla ilgili bir sürü kitap okudum. Beni en çok etkileyen Dr. Michael Greger tarafından kaleme alınan How Not To Die (Ölmek yada Ölmemek olarak Türkçeye çevrilmiş). Yirmi Bir gün boyunca sadece sebze ve meyve ile besleneceğim için, ne kadar hayvan haklarını savunan, duygu sömürüsü yapan belgesel varsa seyrettim. Vejetaryen yada Vegan olmadan en sıkı destekçileri oldum çıktım. İşin komik tarafı, millete akıl veriyorum yemeyin, etmeyin eylemeyin yazık size diye ama ben ha bire götürüyorum bu arada. Hem de ne yemek. Yirmi bir gün yiyemeyeceğim ya, sözde nefsimi köreltiyorum, canım çekmesin sonra diye depoluyorum.
Programa başlamadan bir gece önce, sabah kahvaltım için gerekli malzemeleri hazırladım ve masaya yerleştirdim. Ana okuluna yeni başlayacak afacan bebeler gibi içim kıpır kıpır, nasıl heyecanlıyım. Azmettim. Başaracağım, sürekli gaz veriyorum kendime. Bana benden başka inanan yok bu arada. Beni tanıyan bilen herkes ‘dakika bir gol bir diyor’ yapamazsın diyor, motivasyon o biçim yani. Ama yılmak yok.
Birinci gün ve kabusların başlangıcı.
İlk gün ve sonraki günlerde uyguladığım menü ufak tefek değişikliklerle aşağıdaki gibiydi. Değişmeyen tek şey sabah kahvaltım.
- Sabah kahvaltısı: Bir adet muz, bir kaşık tahin, 5 adet yeşil zeytin 5 adet siyah zeytin. (21 gün sonra geç de olsa hatamı farkettim, meğer ya muzla tahin yada zeytinler imiş, ben her ikisini de götürdüm afiyetle, iyide yapmışım)
- Ara Öğün: Orta boy elma, üçer adet çiğ badem, kaju ve ceviz
- Öğlen Yemeği: Fırında karışık sebze. Brokoli, Karnabahar, Bürüksel Lahanası, Kırmızı paprika biber, havuç, bir kaşık zeytin yağı, kara biber, pul biberi, kimyon ve tuzla harmanlayıp, üstüne yarım fincan su ekleyip ver fırına. 30dk sonra afiyatle ye.
- Ara Öğün: Mandalina, üçer adet çiğ badem, kaju ve ceviz
- Akşam Yemeği: Zeytin yağlı bol soğanlı patlıcan yemeği. Öyle patlıcanları önceden kızartmak yok, soğanları yağda kavurmak yok, hepsi çiğden pişecek.
- Ara Öğün: Elma, üçer adet çiğ badem, kaju ve ceviz
Gece yemeği seven biri olduğum için tavuk gibi 21:30 da girdim yatağa. Amaç erkenden uyuyup, gece bir şeyler yemeden sabahı etmek. Nefsime hakim olamamaktan korkuyorum.
Dalmışım.
Gece yarısı zil sesiyle uyandım. Bildiğin zil sesi, ama mideden geliyor. “Kalk kalk kalk, kazınıyorum, ya sen bir şeyler yersin yada ben seni içten dışa doğru yerim” diyor. Eyvah eyvah, içimdeki ses susmuyor birader. “Kalk bir iki lokma bir şeyler ye” diyip duruyor, diğer ses “yat lan aşşağı” diyor, acil müdehale etmem lazım yoksa kan gövdeyi götürecek öyle bir çatışma var iç dünyam da.
Başladım duaya “Allahım bana güç ver, beni utandırma, daha ilk günden pes ettirme, süphaneke dinimiz amin.” Yok, olmuyor. Kendi kendime telkinde bulunuyorum “Haklı çıkamayacaklar, ben kazanacağım, ben bu işi yaparım ” diyorum ama içimdeki o hain ses “nah yaparsın, senin neyine detoks” diyor. Bir ara “uyu, uyu, uyuuuu” demeye başladım kendime. “uyu uyu uyuuuu” nedir abi.
Baktım olacak gibi değil, sabah kahvaltısında muzu ne şekilde hazırlasam diye plan programlar yapmaya başladım. Önce, ince yuvarlak halkalar şeklinde doğrayıp üstüne bir kaşık tahin gezdirip afiyetle yeme planları, hemen peşinden “önce ortadan ikiye böler, diklemesine keser dört parça haline getirip üstüne bir kaşık tahin, sonra bütün muzu çatalla ezip tahinle bebek maması kıvamında bulamaç yapsam, üstüne ceviz parçaları koysam hayali” (favorim budur deneyin pişman olmazsınız). Kısacası sky is the limit baby.
Sabahı zor ettim.
Yirmi bir günün ilk on beş gününde hayallerimi “Muz, tahin, patlıcan, karnabahar, brokoli (bürüksel lahanasını salla) yer elması, elma, portakal, taze kuru yemiş” süsledi. En sıkıntılı süre son bir hafta oldu.
Arkadaş, Çin işkencesi bile hafif kalır o son bir haftanın yanında.
Rüyalarım değişti, gitti sebzeler-meyveler geldi mis gibi kokan kebaplar, dönerler, kuzu çevirmeler.
Instagram da gurmeleri takibe başladım. Düşman oldum onlara, kıl kaptım her birisine ayrı ayrı, kin besledim, içten içe pis kıskandım, yakalasam dövecem o derece.
Bu nasıl yemek arkadaş.
Daha, kötü bir şey yediklerine şahit olmadım, kebabın iyisi nerde ordalar, künefe cızır cızır müthiş gözüküyor, ciğer şiş, tavuk şiş, küşleme müşleme en iyisi nerde, en güzel kim yapıyorsa bunlar oradalar. Dönerin en iyisi, tantuninin en iyisi nerede bunlar orada, şehir şehir geziyorlar, deseler ki köyün birinde bir tezek yapıyorlar abi o biçim, yemin ediyorum üşenmezler koştur koştur giderler.
Gördüğüm her şeye aşeriyorum, adamlar ne yese canım çekiyor.
Oturup yemelerini bir tarafa bıraktım, adamlar işi fanteziye döktmüş. LAHMACUN ARASINA ADANA, KUZU GÖVDE İÇİNE YAPRAK SARMA, DEVE KUŞU YUMURTASIYLA KAVURMA… Utanmadan ballandıra ballandıra anlatıyorlar birde. Abicim bizim lahmacunun ‘lah’ına erişmemize daha bir hafta var adamlar lahmacun arası adana yiyor, demiyorlar ki yiyen var yiyemeyen var. Düşman yapmaz bunu vallahide billahi de.
Tamam adamların günahı yok, sen seyretme değil mi? Nasıl seyretmem birader. Yiyemiyorum ya seyredip kendimi avutmaya çalışıyorum “mutlu günler yakın, sabır” diye, ama olmuyor, adamlara bileniyorum.
Ve son gün geldi çattı.
Detoks’un son yemeği.
Sonrasında özgürlük. İki gün serbest, dilediğini ye. MUTLULUK…
Ve ben kendime bir duble Oban koydum. Yirmi bir günün bütün stresi, sıkıntısı bir duble Single Malt ile bitti gitti.
Yirmi bir günün kârı
Kendimi hiç bu kadar hafif, huzurlu ve en önemlisi mutlu hissetmemiştim. Bütün vücudum rahatladı. ON DOKUZ kilo verdim. Ağrı, sızı, şişkinlik vs kalmadı.
Yapamazsın diyenlere inat ama en çok da kendim için yaptım.
Detoks süresince artık VEGAN olacağım telkinlerinde bulundum kendi kendime. Oldum mu? Hayır ama hayatımdan kırmızı eti komple çıkartmasam da minimuma indirdim. Seyrettiğim belgesellerin etkisi ile beslenme şeklimde ciddi değişiklikler oldu. Sebze ve meyveler ana besin kaynaklarım artık. Vücudum mutlu ve huzurlu.
Hiç bir güzel hikaye sebze ile başlamaz ama benim açımdan mutluluk sebze ile devam ediyor.

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.



Tamamen tesadüf üzerine bu yazınız kaşıma çıktı, 55 bin küsür okuma almış, tam bir pazar yazısı, eğlenceli, mizah yüklü, anlatım dili sohbet eder gibi, her bir satır güldürdü okurken. Eskilerden başlayarak blogda bulunan bütün yazıları okumak lazım buna karar verdim. Bu pazar sayenizde eğlenceli başladı.
Ama bir sorum olacak, yazar ve admin olduğunuz için size yöneltiyorum bu soruyu, bazı yazılar hiç okunmamış görünüyor bazılarında okuma oranı çok yüksek sebebi nedir acaba?