Kıçı kaşınan keçi boynuzuyla çobanı dürtermiş
Yada “çobanın asasıyla oynarmış” veya “sopasıyla sırtını kaşırmış”. Neticede insanın hayatta bir amacı olacak, hedefi olacak elbette ama herşeyden önce hobisi falan olmalı. Boş kalmamalı. Boşluk tehlikelidir. Gıybeti tetikler, fitne çıkartır. SAVAŞ çıkartır.
İnsanlık tarihi can sıkıntısından çıkan savaşlar yüzünden az çekmedi.
Hadi canım ordan demeyin şimdi.
Okuyalım bakalım hangi tarihi figürler can sıkıntısından savaş çıkartmış…
Sakal Savaşı (Fransa ve İngiltere)
Oldum olası sevmemişimdir Fransızları. Kendini beğenmiş, kibirli insanlardır. Soykırım konusunda kimse ellerine su dökemediği gibi zeytin yağı gibi su üstüne çıkmasını da iyi bilirler.
Neyse gelelim konuya
Olay Ortaçağ da geçiyor. Fransa kralı 7. Louis gittiği haçlı seferlerinden ülkesine geri döner. Döner ama gidenle dönen Louis arasında az da olsa fark vardır.
Hacı sakalı ile döner adam.
7. Louis’in karısı Eleanor o sakal kesilecek der ama hacı sakalı bu öyle kraliçe de olsa karın istedi diye kesilir mi? Kral bunu reddeder. Kesersin kesmem tartışması büyür ve Eleanor kocasını terk edip İngiliz kralı 2. Henry’e kaçar.
Bu olayı gururuna yediremeyen 7. Louis savaş çıkartır.
1152-1453 seneleri arasında geçen savaşlar silsilesinin başlangıcıdır bu. Tarih dersinde okuduğumuz yüz yıl savaşları da bu tarihler arasında geçekleşir ve ama asıl mesele tabi ki SAKAL yada GURUR değildir.
Mesele Eleanor dur.
Kova Savaşı (Bologna ve Modena)
1325 ile 1337 yılları arasında gerçekleşen bu savaş günümüzün İtalya’sının şehir devletleri olan Bologna ve Modena arasında meşe ağacından yapılma bir kova yüzünden çıkmış.
Can sıkıntısından ne yapacağını şaşıran bir kaç tane Modena askeri gizlice Bologna şehrine girip şehir merkezinden bu kovayı çalıp kendi şehirlerine götürür. Sebepsiz. Şeytan dürttü derler ya muhtemelen bu olaydan sonra söylenmiş sözdür bu.
Kovayı kaptıran Bologna halkı bunu kendine yediremez ve savaş ilan eder.
Savaş sonunda ölen öldüğü ile kalmıştır ama kova geri de alınamamıştır.
“Ne şehittir ne gazi gitti shit yoluna” lafı burdan çıkmadır ve aslı bu savaş sonunda söylenmiştir ve “Ne şehittir ne gazi gitti kova yoluna Nicezio” dur.
Kovaya ne mi oldu?
O kova şimdi Modena şehrinde bir çan kulesinde sergileniyor.
Kaçak Köpek Savaşı (Yunanistan ve Bulgaristan)
Birinci Dünya Savaşından yeni çıkılmıştır ve insanlar perişan, yorgun, bitik vaziyettedir.
Dile kolay, koskoca Dünya Savaşı, büyük yıkım.
Yıl olmuş 1925 hala ulusların ilişkileri tam anlamıyla rayına oturmamış, yaralar sarılmamış iken;
Sınırda görev yapan askere zimmetli zıpır köpek ipini koparır ve Bulgar sınırlarını geçerek iltica etmeye karar verir. Her ne kadar Yunan askeri de olsa, tören kıyafetleri pileli etek de olsa, zimmetli köpek, Bulgara kaçtı nasıl desin, Yunan da olsa asker neticede, hop, o da köpeğin peşinden sınırı geçer.
Bunu gören Bulgar askerleri “kömşi momşi” dinlemez ve Yunan askerinin iki kaşının ortasından çakar ve öldürürür.
İpini koparıp sınırı geçen bir köpeğin sebep olduğu savaş kısa sürse de 52 cana mal olur.
Altın Taht Savaşı (İngiltere ve Ashanti İmparatorluğu)
Ashanti İmparatoru kimine göre haklı kimine göre sırf kıllığına sürgüne yollanır ve yerine İngiltere’den Sir Frederick Mitchell Hodgson yollanır.
Hodgson, İngiliz kibrinin iliklerine kadar işlediği bir karakter olarak imparatorluğun başına geçtiğinde kendisine sadece bir sandalye verilmesine kızar ve sürgüne yollanan imparatorun altın tahtına oturmak ister.
Bu tahtın Ashanti halkı için büyük bir manevi değeri vardır, tahta oturacak öyle Sir bile olsa maneviyat var.
Neyse,
Hodgson’un tahta oturmasının ardından sürgüne giden imparatorun annesi Yaa Asantewaa oğlunun intikamını almak için, 1900 yılında 12.000 kişilik bir orduyla İngilizleri gafil avlar ve büyük şaşkınlığa uğratır.
İngilizlerin bünyesi alışkın değildir tabii böyle baş kaldırışlara. Takviye kuvvetlerle İngiltere savaşı kazanmış olsa da altın taht kimseye yar olmaz.
Savaşın bilançosu 1.000 İngiliz, 2.000 Ashantili ölü.
1. Domuz Savaşı (Sırbistan ve Avusturya İmparatorluğu)
Bir zamanlar Avusturya İmparatorluğu altında ezilmekte olan Sırbistan en büyük parayı domuz ihracatından kazanmaktadır ve bu gelirin büyük bir bölümü Avusturya’ya satılan domuzlardan geliyordu elbette.
Serbest ekonomiye 1906 da geçmek isteyen fakir ama gururlu Sırbistan başka başka ülkelere de domuz satmaya yeltenince Avusturya fakir ama gururlu ülkeye 1906 ve 1909 yılları arasında savaş açar.
Bu savaşın aynı zamanda I. Dünya Savaşına bahane olan sebeplerlerin bir veya bir kaçına da zemin hazırlamış olması bu iki ülkeye ahirette yatacak yer bırakmamıştır.
2. Domuz Savaşı (İngiltere ve Amerika)
Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan çıkar?.
Nasıl ki insanlık bu sorunun cevabını hala bulamadıysa 2. Domuz Savaşının neden ortaya çıktığını da çözememiştir.
Bu bizim işgüzar İngilizler var ya Amerika da Amerikalılara ait bölgede gezen bir domuzu spor olsun diye vurarak öldürür.
Bunu kendine yediremeyen Amerikalılar “vay efendim sen benim domuzuma” der ve 1859 yılında İngilizlere savaş ilan eder. Eder ama her iki tarafın da saldırıya geçmek için bir tarafı yemez, böyle bekleye bekleye 4 ay geçer.
Sonunda aklı salim biri çıkar ve “lan bir domuz için savaş mı olur” der de savaştan vaz geçerler.
Olan domuza olur, kim vurduya gider, mundar olur.
Napoleon Sendromu Savaşı (Paraguay ve Arjantin, Brezilya, Uruguay)
Paraguay Başbakanı Francisco Solano Lopez, büyük bir Napoleon Bonaparte hayranıdır.
Kendini yetenekli bir taktikçi ve mükemmel bir kumandan olarak tanımlar. Kendi aleminde yaşayan bu vatandaşın, kendine yarattığı mükemmel hayal dünyasında eksik olan tek şey vardır o da savaş.
Napoleon hayranlığı sonucunda hiçbir sebep olmaksızın üç güçlü komşusu Arjantin, Brezilya ve Uruguay’a aynı anda savaş açar.
1864-1870 seneleri arasında süren bu sebepsiz savaşta toplam 400.000 insan hayatını kaybeder.
Paraguay savaş sonunda neredeyse yok olur ve erkek nüfusunun %90’ını kaybeder.
Holiganizm Savaşı (El Salvador ve Honduras)
Futbolda şiddet ve holiganizm çok tehlikeli bir ikilidir.
1969’da El Salvador ve Honduras maçında El Salvador taraftarı yenilgiyi kabullenemez ve çıkan olaylar büyüyerek 14 Haziran’da savaş çıkmasına neden olur.
Yaklaşık 5 gün süren savaşta 3.000 insan hayatını kaybeder.
İşin sonunda kahraman ülke ABD ağırlığını koyar, masaya yumruğunu vurur ve ateşkes getirerek savaşa son verir.
Emu Savaşı (Avustralya ve Emu Kuşları)
Tarih boyunca savaşta yenilgiyi tatmayan ülke yoktur.
Ancak böyle bir yenilgi kara lekedir.
Yıl 1932.
Avustralya hükümetinin o tarihlerde doğum kontrolünden anladığı soy kırım.
Emu Kuşuyla (uçamayan deve kuşuna benzer bir kuş türü) ciddi nüfus sorunu yaşayan Avustralya devleti bu kuşların kontrolsüzce çoğalmasından şikayetçidir, yapmayın etmeyin telkinlerini dinlemeyen bu kuşlara, İngilizlerin kötü genlerini taşıyan Avustralyalılar tarafından savaş açılır.
Evet bildiğiniz savaş.
Az sayıda askerin makinalı tüfekler ve yüksek miktarda cephane ile girdiği bu savaş hiç beklenmedik bir sonuç verir. 2.500 mermi harcayıp yalnızca 50 emu kuşu öldürerek geri dönerler.
Savaşı kuşlar kaçarak da olsa kazanmayı başarır.
Kıssadan hisse;
Savaşma Seviş diye bitirecektim ama Fransa kralı 7. Louis’in karısı Eleanor yüzünden de savaş çıkmıştı değil mi?
O zaman ne yapıyoruz?
Biz biz oluyoruz,
Hatun kısmı sakalı kes dedi mi kesiyoruz,
Kimsenin kovasına yan gözle bile bakmıyoruz,
Kimsenin köpeğine kışt demiyoruz,
İlle de Altın Taht‘a oturacağım diye tutturmuyoruz,
Domuz haram dokunmuyoruz,
Kendimizde Napoleon Bonaparte sendromu gördüğümüz an psikoloğa gidiyoruz,
Sporda yenmekte var yenilmekte sloganını benimsiyoruzve en önemlisi
Emu Kuşlarına saygı duyuyoruz.
Mesajımızı revize ederek yeniden veriyoruz “Savaşma Seviş, Ama Dikkatli Seviş 😉 “

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


