Kristof Kolomb ve Keşifler Gerçeği – 2. Bölüm
2. Bölüm
Kristof Kolomb her gün yaşadıklarını günlüğüne kaydederek yolculuğunu devam ettirmişti. 4 cilt tutan bu günlüklerinin bir kısmı sonradan kayboldu.
Ancak Kolomb’un ikinci kafilesinde yer alan ve Küba’nın talan edilmesine de katılan genç papaz Bartolome de las Casas, hem Kolomb’un günlüklerinin bir kısmını bulup korudu. Hem de kendisi, Kolomb döneminde yaşanan vahşetleri fiilen gören ve buna dayanamayarak itiraz eden biri olarak “Yerlilerin Tarihi” adıyla, birkaç ciltlik eserini yazdı.
Bugün o döneme ait elimizdeki en güvenilir kaynaklardan biri, Bartolome de las Casas’ın yazdıklarıdır.
Kolomb kendisi, günlüklerinde yerliler için şöyle yazmıştı “Mülkleri konusunda öyle saf ve özgürler ki, gözleriyle görmeyenler inanmaz. Herşeylerini paylaşmak istiyorlar. Silahları yok, patlayıcıları yok, kılıçları yok, tüfekleri yoktu. Genellikle toplu halde bir arada yaşıyorlar. Bu adalara varır varmaz, bölgedeki altın durumunu öğrenmek için, yerlileri silah zoruyla buyruğum altına aldım.“
Bu silahsızlıklarına rağmen yerli Arawaklar, İspanyolların zulmüne dayanamadıklarından, direniş birliği oluşturmaya çalıştılar. Fakat silahlı, köpekli, atlı İspanyol muhafızlarına karşı koyamıyorlardı.
Çünkü İspanyol muhafızlar, Kolomb’un emriyle yerlileri ya asarak, ya da yakarak katlediyordu.
Yerliler arasında, zehirli manyok otuyla intiharlar başladı. İspanyolların eline geçmesin diye, bebeklerini kendileri öldürür.
Katliamlar ve intiharlar yoluyla, iki yıl içinde Haiti’de yaşayan 250 bin yerlinin yarısı ölmüştü.
Altın getiremeyen yerliler, köle yapılıyor, inanılmaz koşullarda, madenlerde, arazilerde ve İspanyolların özel hizmetinde çok kötü koşullarda çalıştırılıyordu. Yerliler bu ağır koşullarda biner biner ölüyorlardı.
1515′ e gelindiğinde bu adada 50 bin kadar yerli kalmıştı. 1550 de sayıları ancak 5 bin kadardı.
1650 yılına gelindiğinde ise, yerli Arawakların soyundan hiç kimsenin kalmadığı görüldü.
Bartolome de las Casas, yerliler hakkında şu bilgileri vermiştit “Evlilikle ilgili yasaları bulunmuyor. Kadınlarda, erkekler de eşlerini kendileri seçebiliyorlar. Aynı şekilde istedikleri zaman anlaşarak, kavgasız ayrılabiliyorlar. Kadın ve erkekler, ayıp yerlerini pamuklu bezlerle yada büyük yapraklarla örtüyorlardı. Bazıları da tamamen çıplaktı. Ancak şunu belirtmeliyim ki, biz bir insanın kafasına veya ellerine nasıl aldırmadan bakıyorsak, onların çıplak olanları da, birbirlerine öyle bakıyordu. Saldırı, tecavüz, sapıklık yoktu.” demektedir.
Casas şöyle devam ediyor “Komünal binalarda yaşıyorlar, altın ve değerli taşları hiç önemsemiyorlar. Bunları ticaret amacıyla kullanmıyorlar. Yumuşak başlı sakin insanlar. Ama bizim işimiz çileden çıkarmak, intikam almak, öldürmek, parçalamak ve yok etmekti. Evet gerçekten Kolomb ve adamlarının vicdanları kördü. Kralı memnun etmek için, yerlilere karşı affedilmez suçlar işlediler.“

Casas devam ediyor.
“Bir süre sonra iyice şımaran İspanyollar, yürümekten vazgeçip, yerlilerin sırtlarına biniyor, kendilerini hamaklarda taşıtıyorlardı.
Kılıçlarının keskinliğini denemek için, onlarca yerliyi kesmek, bıçaklamak İspanyollar için çok eğlenceliydi. Hatta bir gün yolda giderken yerlilerden iki çocuk ellerinde papağanlarla karşımızdan geldiler. Bizim Hristiyan arkadaşlarımız sırf papağanları almak için, iki çocuğun kafalarını kestiler. Yerlilerin kendilerini savunma ve dağlara kaçma çabaları da sonuç vermiyordu. Yakalanıp öldürülüyorlardı. Dünyada yardım isteyecekleri kimsenin olmadığını bilerek, umutsuz bir suskunluk içinde madenlerde ve diğer çalışma kamplarında acı çekerek ölüyorlardı.“
Bartolome de las Casas’ın itirafları devam ediyor. “İnsan doğasına aykırı bütün bu eylemleri benim gözlerim gördü ve şimdi yazarken bile titriyorum. 1508 de Hispaniola adasına varıldığında (Küba’nın doğusunda bir ada) adada 60 bin insan kalmıştı. Yani 1494’ten 1508’e kadar, savaşmaktan, tutsak edilmekten, çok ağır şartlarda madenlerde çalışmaktan ve doğrudan katledilmekten, 3 milyondan fazla insan telef edilmişti. Yok edilmişti.
Gelecek kuşaklar buna nasıl inanabilecekler.? Bunu kendi gözleriyle görmüş biri olarak ben bile inanmakta güçlük çekiyorum.” diyor, Bartolome de las Casas.
ABD’li Harwardlı tarihçi Samuel Eliot Morison ise, 1954 te yayınladığı kitabında şöyle diyor: “Kolomb’un başlattığı ve ondan sonra gelenler tarafından sürdürülen zalim politikalar, tam bir soykırımla bitmiştir.”
GÜMÜŞ
1492 yılından sonraki 300 yıl içinde, dünyanın gümüş üretiminin % 85’i, yeni istila edilen Güney ve Kuzey Amerika kıtasından getirildi.
Aynı dönemde, 300 yıl boyunca dünya altın üretiminin %70’i, yine Güney ve Kuzey Amerika’dan getirildi.
300 yıldan fazla zaman boyunca, zorla işgal edilen Amerika yerlilerinin altın ve gümüşleri, hiç para ödenmeksizin alınıp Avrupa’ya getirildi. Koca Avrupa kıtasını, açlıktan, fakirlikten zenginliğe geçiren bu onbinlerce ton altın ve yüzbinlerce ton gümüş için, sahiplerine tek bir kuruş ödenmedi.
Çünkü
Bu altınların ve gümüşlerin sahiplerinin tamamına yakını, en vahşi şekilde öldürüldü.
Hemde 300-400 yıl boyunca.
Arkadaşlar, bu hırsızlıkları, soygunları, katliamları, soykırımları İspanya ve Kolomb başlattı ama, hemen sonraki yıllarda, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya, Portekiz devletleri bu vahşetleri arttırarak, devlet siyaseti olarak yüzyıllarca devam ettirdiler.
Avrupa böyle zengin oldu.
Bu 300-400 yıl boyunca, Amerikan yerlilerinden çalınan, gasp edilen binlerce ton altın, On binlerce ton gümüş, Avrupa’nın ihtiyacından çok fazla olduğundan, çoğunu Çin ve Hindistan’a sattılar.
O tarihlerde Asya ülkeleri, Avrupa’dan çok zengindi. Asya’da herşey üretiliyordu. Kimseye ihtiyacı yoktu. Ama Avrupa’da hiçbirşey üretilmiyordu.
Dolayısıyla Asya’dan alacakları ipek, baharat gibi mallara karşılık yeterince para ödeyemiyorlar, mal takası da yapamıyorlardı.
Gümüş imdatlarına yetişti.
Bolivya’nın – POTOSİ TEPELERİ – tamamıyla gümüştü. Gümüş dağlarıydı. Tamamını, son gramına kadar taşıdılar. Sahibine bir kuruş vermeden. Asırlar süren altın ve gümüş soygunu Avrupa’da çok zengin şirketler ve aileler yarattı.
Çin parası gümüşe dayandığından ve takı olarak ta kullandıklarından gümüşe ihtiyaçları çoktu. Çin’in gümüş üretimi yetersizdi. Avrupalılar, Çin’e yüzyıllarca gümüş sattılar. Karşılığında biraz ipek, baharat aldılarsa da , ençok ta altın aldılar. Çinde gümüş kıymetliydi. Avrupa’da 12 kilo gümüş, bir kilo altın yaparken, Çinde 6 kilo gümüş, bir kilo altın karşılığı idi. İşte bu parite farklılığından dolayı da, Çin’e asırlarca gümüş satan Avrupalı şirketler aşırı zengin oldular.
Avrupa tarihi hakkında bize öğretilen herşey yalandır. Avrupa tarihinin doğrusu budur.
Ve 19 ve 20. Yüzyılda Afrika’dan taşınan elmas, pırlanta, zümrüt ve diğerleri. Ve yine sahiplerinin tamamı öldürülerek, sahiplerine bir kuruş ödenmeden getirildi.
Ve Yıl 2020…
Dün altın ve gümüş için, bugün Petrol için, Bor için, Toryum için.
Avrupa’nın, ABD’nin, İngiltere’nin dış siyaseti hiç değişmedi.
Sıra Türkiye’ye gelmek üzere. Lütfen aklımızı başımıza toplayalım.
Devam Edecek…
Yazı dizisi “Kenan Özek” tarafından kaleme alınmıştır
Kristof Kolomb ve Keşifler Gerçeği – 1. Bölüm

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


