Kolay değil helâl kazanmak…

Gündem çok yoğun. Değil gün, olaysız, malzemesiz an geçmiyor bu ülkede. Şunun şurasında iki satır yazıp eğleneceğiz, okuyup kafa dağıtacağız, gündemden, hayattan, sıkıntılardan uzak bir kaç dakika geçireceğiz yok. Ona bile fırsat vermiyorlar.

Kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım, muhalif yanım ağır basıyor birader.

Hani bir söz vardır “ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya” diye, işte bu lafın dünyada eşi benzeri yoktur. 7 den 70’e, en fakirinden en zenginine, sade vatandaştan siyasetçisine, Türk toplumunu tarif eden en güzel laftır bu.

Neden?

Çünkü…

İstisnalar elbette kaideyi bozmaz ama toplumun büyük bir çoğunluğu kendisine lütfedilen hayatı başkası için yaşar.

– “acaba ne düşünür, ne der?,
– acaba kıyafetim uygun mu?,
– acaba beni sevdi mi, ya sevmediyse?
. vs
. vs
. vs” bitmez bu acabalar… 

Sürekli bir yarış halimiz de vardır.

“Onun var, benim niye yok, benim de olmalı, hatta daha iyisi olmalı. O tatile gitmiş, biz de gidelim, hayır annenlerin yazlığı olmaz, otele gidelim” Oturduğun ev, eşyaların, araban, giyimin kuşamın hepsi istemsiz bir şekilde içinde bulduğun yarışın birer unsurlarıdır. Tavukla kaz hikayesidir işin özü ama farkına varmazsın, taa ki o YUMURTA kapıyı zorlamaya başlayana kadar. 

Bir haftalık tatil için bankadan kredi çekip 12 taksit yaptıran adam bile tanıyorum ben. 

Sırf hayalimdeki araba diye borç harç 20 yaşındaki 600 SEL Mercedesi 95 bin TL ya alıp, üstüne 30 bin TL masraf yaparak 125 bin TL ye mal eden, sonra da “lan bu çok yakıyormuş” diyip kapının önünde yatıran arkadaşım var. “Neden aldın, deli misin, aklın nerdeydi?” diye soruyorum, “çok heves etmiştim, hayalimi gerçekleştirdim” diyor. 

İnsanın hayalini gerçekleştirmesi kadar güzel bir şey yoktur ama o hayalin senin nerene dokunduğuna da dikkat etmek lazım.

Sade vatandaşı böyle olan bir ülkenin yöneticileri farklı mı olur?

Mümkün mü?

Onlar da bu toplumun birer ferdi, aynı havayı solumuş, aynı yollardan geçmiş, aynı zorlukları yaşamış. İstisnalar? elbette var, adam gibi adamlar, efsane siyasetçiler ama yok oldular, kaybolup gittiler…

İnsanın kendisine ait olmayan parayı harcaması zordur değil mi?

Değil.

Çok kolaymış, gördük, yaşıyoruz, tecrübe ediyoruz…

Ülkenin yarısından fazlası açlık sınırının altında, yaşam mücadelesi veriyor. Ya doğal afetler, geçim sıkıntısı, borç harç, hacizler, kapanan iş yerleri, maaşı ödenmeyen işçiler…

Ekonomik kriz var ama yok,

Ülke batmış ama refah seviyemiz artmış, bütün dünya bizi kıskanıyor, da, bizim neden haberimiz yok diye soran da yok.

Malum Haber Ajansına göre ülkenin durumu;

Gayrisafi Milli Hasıla o kadar yüksek, çok yüksek, millet “ulaan bu kadar parayı napıcam” diye kara kara düşünüyor. Hazinenin kasası dolmuş taşıyor, bütçe fazla vermiş, parayı istifleyecek kasa kalmamış memlekette. Refah seviyemiz bu kadar artar, bütçe fazla verir, hazine parayla dolarsa ne yapar müslüman?

Gerçekler;

Gerçekler maalesef acı, yazılamaz, tartışılamaz, yazarsın ama onlarda sana yazar.

Toplum olarak en büyük sıkıntımız büyük, küçük demeden hava atmayı sevmemiz. Milli sporumuz ise “olmayanı harcamak”. En sevdiğimiz şey ise “bedavadan adam beslemeyi marifetten sanıp ballandıra ballandıra anlatmak”

Açlık sınırının altında yaşayan tek hücreli vatandaş kalkıp, bilmem kaç milyon suriyelinin devlet eliyle kendi yaşayamadığı hayatı yaşamasına seviniyor bu ülkede, sevinmeyi bırak laf söyletmiyor.

Neden?

Çünkü onlar “DİN KARDEŞİ” 

Kendi fakir ama gönlü zengin p.z.v.n.g.n. 

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diye büyütülen toplumun, en saf duygularını bile kullanarak kandırdılar. Komşu diye elin suriyelisini getirip monte ettiler topluma. Kendi AÇ, komşusu AÇ ama MUTLU ve GURURLU bireyler oldu hepsi.

Neden? 

Çünkü, DİN KARDEŞİ TOK.

İyi de birader sen açken “din kardeşim” dediğin suriyeli senin rızkını da gasp ediyor o ne olacak?

Hali hazırda baktıklarımız yetmezmiş gibi, daha ferah bir yaşam için “ekmeğin elden suyun gölden” olduğu “yediğinin önünde, yemediğinin ardında” olduğu, “devlet malı deniz, yemeyen keriz” anlayışının yaygın bir şekilde toplum tarafından kabul gördüğü KUTSAL TOPRAKLARA doğru 1.000.000- BİR MİLYON- suriyeli din kardeşlerimiz harekete geçmiş, geliyor derken sınırımıza dayanmışlar… 

Yapmayın, etmeyin, eldekilere bakmakta zorlanıyoruz, bunlar da nereden çıktı” demeye fırsatımız olmadan Ukrayna’ya yapılacak silah yardımı gündeme oturdu.

200.000.000 TL’cik yazı ile -İKİ YÜZ MİLYON TÜRK LİRASI- silah yardımı yapıyoruz Ukrayna’ya.

Muhtemelen “Yüce rabbim sonunda yüzümüze güldü, Ukraynalı bacılar da bize sığınacak” diye sevinmiştir tek hücreliler.

200 Milyon Türk Lirası az para değil.

Acil kaynak lazım.

Her şeyin en iyisini bizler için isteyen ve düşünen yöneticilerimiz Yol Vergisini şırrak diye yapıştırmanın yollarını aramaya başlamışlar bile.

Malum kesimin umrunda değil. 

Olaya bakış açıları oldukça basit “benim arabam yok ki, olan düşünsün, bana ne”

İyi de birader “sen, o olmayan arabanla, hiç kullanmadığın köprülerin, tünellerin geçiş ücretlerini çatır çatır ödeten bir sistemin içerisinde uyanmak için Morpheus’un sunacağı ‘mavi hapı’ bekleyen ‘NEO’ bile olamamışken”, kendini ‘YOL VERGİSİNDEN’ muaf görmen gayet normal.

Aziz Nesin’in katıldığı bir panelde, seyircilerden biri kalkıp ‘Nasrettin Hoca’nın torunları olarak zeki insanlarız değil mi?” diye sorar. O da ‘Yüzde 60’ı aptaldır’ der. Aziz Nesin aslında %92 demek istemiştir ama dili varmaz. 80 anayasası referandumda %92’yle kabul edilmişti. Bu gönderme aslında o yüzdendi.

Olay burada biter mi? Elbette bitmez.

1992’de Hürriyet gazetesi çalışanı Nuriye Akman, Aziz Nesin’e  “Size “bu halk enayidir” dedirten gerçek şey ne?” diye sorduğunda, Aziz Nesin, “Şirketlerde yüzde 51 hisseyi elinde tutan egemendir. Bunu kabul eden bir millet, yüzde 60’ı enayi olan bir millet için aynı kanıyı kabul etmeli.” diye cevap verir.

Çoğunluk olayı Demokrasiden gelir. Çoğunluk sizdeyse o zaman söz hakkı da sizdedir.

İşte, dünyanın bu kadar yozlaşmasının tek sebebi demokrasiler de ki bu çoğulcu anlayıştır. Demokrasi anlayışının tam olarak toplumda oturmamış olmasıdır. Toplumun her kesiminin demokrasiyi kendine göre yaşaması, demokrasiyi kullanarak gücü ele geçirmek, toplumu kontrol altına alma arzusudur başımıza gelenlerin sebebi. İntikam duygusudur.

Eski Yunanda Demokrasi fikri ilk ortaya çıktığında Sokrates bu fikri hiç benimsemediği gibi şiddetle de karşı çıkmıştır. Hatta Plato’nun yazılarından da öyle anlıyoruz ki Sokrates’ın idamına sebep de demokrasiye karşı oluşudur.

Bir gün Sokrates yine öğrencileriyle sohbet ederken bir öğrencisi Sokrates’a sorar:

Ö – Eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? Mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur, yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? Hem çok mümkündür ki daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz.

Bunun üzerine Sokrates her zaman olduğu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o öğrencisine önce sorar.

S –  Bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur?
Ö – Elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için çok okumak araştırmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur.
S –  Peki, o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur?
Ö – Elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur.
S –  Peki, bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerede-nasıl ve hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mı daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu?
Ö – Eğer yolcular içinde denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır.
S –  Peki, o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez, herkes bildiği yerde konuşmalı ve her iş ehline verilmeli?
Ö – Pek tabi olması gereken budur.
S –  Peki, o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi? Hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur…

Düşünsenize, DEMOKRASİ dediğimiz şey Sokrates’ın bile canını almış, bizi mi takacak, işine gelmedi mi gözünü kırpmadan bizi de harcar. 

Peki yazının başlığı ne alaka?

Onu da açıklayalım…

Dürüst tüccar, esnaf, iş insanı, koskoca devletin tek gelir kaynağı olan VERGİSİNİ çatır çatır öderken, çalışan daha maaşını görmeden, vergileri peşinen tahsil edilirken, birileri çıkıp kazandığı milyon dolarların vergisini ödememek için bağış yapıyorsa, bir başkası da TV’lere çıkıp utanmadan sıkılmadan yapılan işlemi “vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka” diyerek savunuyorsa, yapılan bu bağışın nereye harcandığı dahi sorgulanmıyor, belgelenmiyorsa…

yazının başlığı da  ‘Kolay değil helâl kazanmak…’ olur, hem de bal gibi olur, çünkü bu çarpık düzende dürüst kalmak da zor, yaşamak da.

çünkü herşey, kazananı da kaybedeni de belli olan, çok iyi kurgulanmış bir tiyatro sahnesidir.

biz mi?

bizler adı sanı belli olmayan figüranlarız sadece…

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı. Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı. 2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını  okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.