Nuri Killigil Paşa…
Tarih 2 Mart 1949…
Saat 17:10
İstanbul, art arda gelen üç büyük patlamayla sarsılır.
İki gün boyunca devam eden bu şiddetli patlamalarda, Sütlüce sahilindeki bir bina neredeyse tamamen havaya uçmuştu. Havaya uçan bu bina bir silah fabrikasıydı. Sahibi de Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarının en güçlü adamı, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın öz kardeşi Nuri Killigil idi. Atatürk’ün silah arkadaşı, Kafkas İslam Ordusu Komutanı, Bakü Fatihi Nuri Killigil Paşa…
Türk savunma sanayiinin temellerini atan, unutulmuş bir kahramandır Nuri Killigil Paşa.
Uzun uzun hayatını anlatmak gerekir aslında. Çoğumuz adını bile duymamıştır Nuri Paşa’nın. Aslında böyle iki satırla anlatılacak biri değil ama sizi sıkmadan kısa bir kaç bilgi aktarmam gerekiyor kim olduğunu daha iyi anlayabilmek için.
Gözü kara bir subay, idealist bir memleket sevdalısı. 1911-1912 yıllarında Atatürk ile birlikte Trablusgarp’ta İtalyan işgaline karşı savaştı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, henüz 29 yaşındayken Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak, Ermenilerin ve Rusların işgalindeki Bakü’yü kurtardı.
Bu zaferden sonra Azerbaycan Türkleri tarafından adına destanlar yazıldı, şarkılar bestelendi ve “Bakü Fatihi” olarak tanınmaya başladı.
Bundan bir buçuk ay sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Mondros Anlaşması’nı imzalayıp yenilgiyi kabul etmesi üzerine birliklerini Azerbaycan’dan çekmek zorunda kaldı. Ateşkes ile birlikte bütün komutanlar İstanbul’a çağrılır. Payitahta gelir gelmez polisler tarafından tutuklandı ve Batum’a gönderilerek hapsedildi.
1919 yılında halkın da yardımıyla hapisten kaçar ve Erzurum’a giderek milli mücadeleye katılır. Erzurum ve Kars’ta silah ve cephanelerin bakımı için bir atölye kurar. Mustafa Kemal Paşa’ya darbe yapacak dedikodularının çıkmasıyla, bölgeden uzaklaştırılır ve Almanya’ya gitmek zorunda kalır.
Killigil, Almanya’da yaşadığı süre boyunca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile beraber çalışır. Özellikle ordunun hafif silah ve mühimmat tedariki yönünde çalışmalar yapar. Yurda döndüğü zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Emekli edilir. 1925 yılında da Atatürk’ün imzasıyla Yarbay rütbesiyle emekliliği onaylanır.
1929’da devlet tarafından İstiklal Madalyası’na layık görülür.
Artık asker değildir. Siyasete girmez, bunun yerine ticarete atılmaya karar verir. Gençliğinden beri silah üretmek en büyük hayalidir. Teknik bilgisi olmamasına rağmen, içinde hep bir şeyler icat etme arzusu vardır.
1933’te Zeytinburnu’nda döküm, seramik, soba yapmak üzere bir tesis kurar.
Tesis, resmi olarak bu tip madeni eşyalar üretiliyor olarak görünse de asıl üretimi, Millî Savunma Bakanlığı’nın verdiği izinle yapılan tabanca, tüfek, gaz maskesi ve hatta havan topu mermisi gibi askeri malzemeleridir.
İlk büyük işi, Atatürk’ün kararnamesiyle 1934’te, Yavuz Gemisi topları için gerekli olan kanat emniyetli tapaların üretimi olur. Daha sonra dağ topları için 24 bin tapa ve Heinkel uçaklarının bomba yapımı gibi işleri de yapmıştır.
Fabrikasını iyice genişletir ve Sütlüce’de ikinci fabrikasını açar.
Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisindeki mihenk taşıdır.
400 tezgah ve 500 işçi çalışır, tamamen yerli silah ve mühimmatlar üretilir Sütlüce Fabrikasında. Bu mühimmatlar Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra birçok devlete satılıyordu.
Sütlüce’deki bu silah ve mühimmat fabrikasında, çizimini bizzat kendi yaptığı, kendi adını verdiği ve patenti kendisine ait olan Nuri Killigil Tabancası’nı üretir. Yarı otomatik ve 9 milimetre çapındaki bu ilk yerli ve milli tabancamız o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösteriliyordu.
Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin milli ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri rahatsız eder. Bir süre sonra Killigil, baskılardan dolayı fabrikasında silah üretilmeyeceğini açıklar. Fakat üretim gizlice devam eder.
1949 yılında, yeni kurulmuş olan İsrail’le savaş halindeki Mısır’dan beş bin tabanca, Suriye’den de iki bin havan topu siparişi gelir. Siparişleri yetiştirmek için fabrikada gece gündüz aralıksız çalışılır.
Bu sırada BM Güvenlik Konseyi, Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koyar. Fakat, Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek sevkiyata devam eder.
Bu sevkiyat İsrail’in ve İsrail ile iyi ilişkiler kurmaya çalışan hükümetin, o dönemki menfaatlerine hiç uygun değildir.
Tarih 2 Mart 1949’u gösterdiğinde Sütlüce’deki fabrikada fail-i meçhul patlamalar meydana gelir. Nuri Killigil Paşa ile mühendis ve işçileri, on binlerce top ve havan mermisiyle birlikte bir anda yok edilir.
Ceset parçaları fabrikanın her yerine saçılmıştır. Düşünün patlamanın şiddeti o kadar büyüktür ki olayda kaç kişinin can verdiği tespit edilemez, cesetler paramparça olmuştur. Patlamada ölenler 27 kişi gibi temsili bir sayı ile kayda geçirilir.

Günlerce aranmasına rağmen Nuri Paşa’nın cesedine ait hiçbir şey bulunamaz ve sembolik olarak boş bir tabut defnedilir. 20 gün sonra cesedinin ana gövdesi Haliç’te su üzerine çıkınca bulunur.
Ailesi tekrardan cenaze töreni yaparak, cenaze namazının kılınmasını ister. Fakat dönemin müftüsü tarafından “sadece bir ceset parçası için cenaze namazı kılınmaz” diye fetva verilir.
Halk arasındaki iddialara göre; hükümet, İsrail siyaseti gereği Nuri Killigil’in cenazesine de tavır almıştır. 24 Mart 1949 tarihinde cenaze namazı kılınmadan, işçi arkadaşlarının yanına, Nuri Killigil Fabrikası Şehitliği’ne hak etmediği şekilde defnedilir.
Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştür.
Yıllarca Edirnekapı’daki mezarına da gereken değer gösterilmez, yeri bile unutulur. Ancak 2016 yılında, yazar Atilla Onat tarafından mezar tespit edilir, onarılır. Ve vefatından tam 67 yıl sonra cenaze namazı arkadaşlarıyla birlikte yattığı şehitlikte, bir avuç Türk tarafından kılınır.
Türkiye’de son derece ilginç geçen bu yıllarda, uçak sanayinin ardından savunma sanayimiz de sinsice yapılan planlar ve basiretsiz siyasetçilerimiz yüzünden birer birer ya kapatılır ya da yok edilir.
****
Esaretin Gölgesinde!! yazımda, Nelson Rockefeller’in 1956 da dönemin ABD başkanı Eisenhower’e yazdığı mektuptan bahsetmiştim. Ne yazıyordu o mektubun bir bölümünde?
“Birinci grup ülkeler, bizimle dost olan ve bize uzun süreli sağlam askeri paktlarla bağlanmış antikomünist hükümetlerin iktidarda olduğu ülkelerdir. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.
OLTAYA YAKALANMIŞ BALIĞIN YEME İHTİYACI YOKTUR;
Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım – örneğin Türkiye‘ye – bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani BAĞIMSIZLIK eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere –Türkiye gibi– doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu, bize düşman muhalifleri ZARARSIZ bırakacak BİÇİM ve MİKTARDA olmalıdır.”
1945’te başlayan ekonomik istila hız kazanarak günümüze kadar geldi. İstisnasız her dönem de ülke yönetimine talip olanlar üzerinde inanılmaz bir etkiye sahip oldular ve cumhuriyetin temellerini sarsacak icraatlara imza attırdılar. Özellikle son 18 yılımızda, 75 yılda yapamadıklarını inanılmaz bir hızla gerçekleştirdiler.
Bu da ayrı bir yazının konusu olsun…
Kaynaklar : Soner Yalçın’dan tutun ekşi sözlük, wikipedia ve sayısız internet siteleri bu konuyu işlemiş. Kimin kimden alıntı yaptığı belli değil. O yüzden yazıya kaynak göstermiyorum. Nuri Killigil Paşa’nın hayatını ve ilk Silah ve Mühimmat fabrikamızı konu alan en detaylı yazı ve bilgiler fikriyat.com sitesinde karşıma çıktı. Konuyu tüm detayları ile öğrenmek isteyenler için iyi bir kaynak olabilir.
Görseller : fikriyat.com sitesinin konu ile alakalı 2018 yılı yazısından alıntılanmıştır.
Video : TVNET youtube kanalı

Profesyonel baba, amatör yazar, sorgulayan, araştıran, teknoloji düşkünü, düne takılmayıp yarını yaşamayı seven doğuştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı.
Eşimle beraber kaleme aldığımız yazılarımızı bir arada tutabileceğimiz, bir nevi arşiv olarak kullanabileceğimiz ve paylaşabileceğimiz bir site kurma kararı aldığımızda Garip1Blog ortaya çıktı.
2018 de iki kişiyle başlayan yolculuğunuza zaman içerisinde aramıza katılan dostlarımızla yolumuza devam ediyoruz
Gelir kaygısı olmadan kendi yağıyla kavrulan sitemizde, sinir bozucu reklamlarla boğuşmadan, kahvenizi veya çayınızı alıp, bir birinden güçlü ve değerli kalemlerin yazılarını okurken keyifle vakit geçirebilirsiniz.


