Ah o Alman!
Ne çok gülmüştük halbuki… Gördüğümüz andan itibaren kendimize uyarlamıştık. Birşey unuttuğumuzda tekrar tekrar söyleyip, arkasından kıkırdıyorduk. En çok kullandığımız replik olmuştu. “Melek! Neydi şu aklımı başımdan alan Alman’ın adı ?…”
Bildiğim en eski arkadaşımsın benim. Başka şehirlerde olsak da, ailelerimiz ve biz hiç kopmadık. Mektuplar vardı eskiden. Herkes ödev olarak mektup arkadaşı ararken kendine, benim en iyi arkadaşımdan gelen kutularca mektubum vardı. Ve benden gelen kutularca da sende… Cevap bile beklemeden yazardık birbirimize, yazları birarada olmayı bekler, aynı zamanlarda kampa gidebilmek için anne babalarımızın başının etini yerdik. Denk gelmezse bu kez evin üçüncü çocuğu olarak birbirimize misafir olurduk.
İlk aşkını bana anlatmıştın bir gece deniz kenarında… Sonra ilk gönül kırıklığını beraber atlatmıştık. İlk yanlız kaldığımda Ankara’da, kaç hafta sonu atlayıp yanıma geldin. Okullar bitip de çalışmaya başladığımızda nihayet aynı şehirdeydik. Neredeyse her hafta sonu buluştuk. Beni benden iyi tanıdın, seni senden iyi öğrendim. Nelere kızarsın, neleri seversin o kadar iyi tahmin ettim… Hiç bir zaman ne hediye yada hangi kitabı alacağımı düşünmedim sana. Hep bilirdim yada gördükçe alır kenara koyar ilk buluşmada verirdim. “İşte senlik birşey” diye sen de coşkuyla uzatırdın minik paketlerde gerçekten “benlik” hediyelerini.
Önemli bir sürü kararı birbirimize danıştık. En çok dedikoduyu beraber yaptık. Biz beraber büyüdük, bir birimizi ve dostluğumuzu da beraberinde büyüttük. Çocuklarımız oldu, kayıplarımız oldu. Dünyayı bir yana dostluğumuzu başka yana koyduk her iyi ve kötü günde yanyana durduk. Cep telefonu girince hayatımıza, mesafeler daha da anlamsız oldu. Ya arayarak, ya mesajla hemen her gün herşeyimizi paylaştık. Her sıkıştığımda ilk sözüm “Meleeeeeeek.. !!!” oldu. En çok birbirimizle güldük, kaç gece kıkırdamalarımız yüzünden uykusuz kalan ailelerimizden azar işittik.
Şimdi sana bambaşka bir sebeple mektup yazıyorum Melek. Bugün yanına geldim, konuştum, anlattım, güldüm, güldüm… Ama eski günlerdeki gibi olmadı dostum. Sen gülmedin, sevinmedin, ilgiyle dinlemedin.
O Alman var ya…. O Alman, geldi ve buldu seni Melek’cim . Şimdi o gülüyor bize, hem de kahkahalarla.
İlk olarak eşin aramıştı beni, sende bir değişiklik farkedip farketmediğimi sormuştu. Evet ama yoğunluğuna vermiştim, son zamanlardaki kafa karışıklığını, dalgınlığını, anlatacaklarını unutmanı ve son randevuya gelmeyişini ve aradığımda da “yok canım unutur muyum buluşacak olsak” demeni.
Sonra ulaşamadım sana bir süre, annen aradı sonunda, anlatılamaz bir keder vardı sesinde. Yurt dışına gitmişsiniz. Çok hızlı ilerliyormuş. Anlattı… anlattı, inanmadım, inanamadım. Bir yanlışlık var dedim. Kabul etmedim. Tüm bencilliğimle unutacak mı o kadar anımızı, kiminle paylaşacağım şimdi bundan sonrasını desem de… Durum bu kadar basit değildi biraz araştırınca, okuyunca anladım. Nasıl olacak, içinden çıkamadım.
Neredeyse bir yıl geçti. Şimdi buradasın, yine denize nazır bu evin bahçesinde, yine beraber denize ve gökyüzüne, geçen teknelere bakıyoruz. Ve sen yine çok güzel ve zarifsin. Ama farklı olarak çok sessiz, tepkisiz. Sen bu erken gelen Alman misafirle mücadele edebilir miydin bilmiyorum ama bak yıllar öncesine döndüm, ben durmadan sana mektup yazıyorum. Geleceğimiz, paylaşacaklarımız katledilmiş olabilir, sen önce adımı, sonra yaşadıklarımızı unutmuş olabilirsin. Ama hatırladığım ve yaşadığım sürece, sen benim en yakınımsın, biz hayatlarımızın en yakın tanığı ve sen benim meleğimsin.
Yine sana anlatıyorum Melek, seninle paylaşıyorum başıma gelenleri, bazen yanına gelerek, bazen de mektuplarla. Herşeyi tekrar tekrar anlatıyorum sana. En başından, ta çocukluktan başlayarak. Tuhaf bir hırsla… Çok kızgınım çünkü bu hastalığa. Sana tekrar tekrar anlatmadığım bir tek anımız var artık. O da aramızdaki espri…
-Melek…! Neydi o aklımı başımdan alan Alman’ın adı?….
-Alzheimer, alzheimer

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


