NEDİR BU ÜÇ MAYMUN?

Mizaru, Kikazaru, İwazaru…

Aslında bu üçlüyü çoğumuz tanıyoruz. Hatta eline cep telefonu alan minik çocuklara bile sorsanız, tanıyorlar. Emoji… emoji diyorlar. Tabi bunların gözünü, kulağını, ağzını kapatan birer maymun olduğunu söyleyince.

Oturdukları yerde, sayfalar dolusu yazı, çizi, mesaj ve felsefeyi sembolleştirerek basitçe veren üç maymun. Bazen bu maymunlar dörtte oluyorlar. Dördüncünün adı da Sizaru.

Geçen gün bu konuyu araştırdığımı söylediğimde, yakın bir arkadaşım “ilginç değil mi? Neden aslan, kaplan, kedi, köpek, fil değil de maymun” diye sordu. Araştırdık öğrendik. En başından başlayarak sırasıyla anlatayım.

8. yüzyılda Hindistan’da çıkan bu felsefenin, Budist rahipler tarafından önce Çin, sonra Japonya’ya taşındığı düşünülüyor. Hindistan’da bu felsefe Vadjina düşüncesine dayanıyor. Vadjina bir tanrı, üç gözü ve bir çok eli var. Sürekli olarak insanlara mesaj veriyor, elleriyle ağzını, gözünü, kulaklarını kapatarak “kötülüklere bulaşmayın” diyor.

Çinlilere geçtiğinde bu felsefe “doğru olanın karşısındaki bir şeye bakmayın, doğru olanın karşısındaki bir şeyi dinlemeyin, doğru olanın karşısındaki bir şeyi söylemeyin” ve dördüncü maymun ile de “doğru olanın karşısındaki bir şeyi yapmayın” diyor.

Japonlara gelince; Mizaru, Kikazaru ve İwazaru Japonca’da görmemek, işitmemek, konuşmamak anlamına geliyor. Ayrıca bir de kelime oyunu var bu isimlerde. “Saru” Japonca’da maymun demek, hem de arkasından gelen kelimeye olumsuzluk anlamı katan bir ek. Bir kelime ile birleşince “zaru” haline geliyor. Yani aslında Mizaru hem görmemek, hem de gören maymun demek. Maymun ile simgelenmesi buradan geliyormuş işte. 

Bir hikaye de; iki dağdan bahsediliyor, birinin eteklerinde “maymun kral” diğerinin eteklerinde de “”şeytan” yaşıyor. Şeytanı gören, duyan lanetleniyor, taş kesiliyor. Kralın üç tane bilge maymun danışmanı var.  Bu üç maymun bir gün kralları için az bulunan bir çiçek aradıkları sırada şeytanla karşılaşıyorlar. Bilge maymunlardan biri onun sesini duyuyor,  görmemek için gözlerini kapatıyor, diğeri görüyor ama sesini duymamak için kulaklarını kapatıyor, biri de hem görüyor, hem duyuyor ama bu sırdan kimseye bahsetmemek için  ağzını kapatıyor.

Japon kültüründe maymunların özel bir yeri var. Astrolojilerinde maymun burcu, tapınaklara gittikleri maymunlar günü vs… Tıpkı müslüman inanışında olan melekler gibi, Sanshi ve Ten-Tei adında ruhlar var. Sanshi insanının vücüdunda yaşıyor ve hayatını, iyiliklerini, kötülüklerini yazıyor. Ten-Tei de cennetteki ruh. Eğer bu üç maymun, Sanshi ve Ten-Tei yi engellemezse insanlar bu dünyadaki günahlarından dolayı, ömürlerinin kısaltılması, çaresi olan, olmayan hastalıklar, hatta ölüm gibi korkunç cezalar alıyorlar. Hatta bu cezaların alınmaması için Maymunlar Günü ritüelleri mevcut.

Günümüze gelmeden hemen önce bir de Sokrates’a uğrayalım. Neden mi? Çünkü üç maymun felsefesiyle Yunan filozofunun bir hikayesinin benzerliği şaşırtıcı. 

Öğrencilerinden biri, bir sabah erkenden Sokrates’ın evine geliyor ve onunla dedikodu yapmak istiyor. Genç adamın cahilliğine bakan Sokrates, öğrenci bu dedikoduyu yapmadan şu üç şeyi düşünmesi gerektiğini söylüyor ona.

-Birincisi: Bana söyleyeceğin bu sözler gerçek mi değil mi?

-İkincisi: Bana söylemek istediğin şey en azından “iyi” bir şey mi?

-Üçüncüsü: Bana söyleyeceğin şey gerçekten yararlı ve gerekli bir şey mi?

Sözün özü nereden, hangi kültürden, “bugün hariç” hangi zamandan bakarsak bakalım, diyor ki bizlere üç maymun ya da bu felsefe:

-Dinleme; yanlış işler yaptıracak sözleri

-Görme; kötü davranışları normal gibi

-Konuşma; Sebepsiz yere kötüyü, gereksizi

Ruhunu olabildiğince saf, temiz tut. Sağduyulu ol, sakin ol… Ve böylece mutlu ol…

İlginç olan, bu güne döndüğümüzde bu üç maymun felsefesi biraz basitleştirilip, hepimizin ağzında olan “görmedim, duymadım, söylemedim” şekline geldi. Yani aslında kayıtsızlık, aldırmazlık… İnsan olmanın ve sosyal bir varlık olmanın gereği olan neleri görmekten vazgeçtiğimizi ya da kaçtığımızı, neleri duymazdan gelip, neleri söylemeyip, korkarak, bulaşmak istemeyerek sustuğumuzu, neleri yapmaya arkamızı döndüğümüzü, kendimizce geçerli sebepler bularak nelerden kaçtığımızı, adına “üç maymunu oynuyorum” diyerek anlatmaya başladık. Çevremizde, olanlara, hatta çok yakınlarının başına gelenlere, kendisine zarar vereceğini düşünerek “mecburen üç maymunu oynuyorum” diyen kimler, kimler var son zamanlarda.

Bunu mu anlatıyordu üç maymun? Bu gün ya yanlış anlaşılan, ya da işimize geldiği gibi evrim geçirtmeye çalıştığımızdan çok farklı, son derece basit ve bir o kadar da derin bir felsefeydi aslında.

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.