Yetinmeyi bilir misin?

Bizler Sezen Aksu şarkılarıyla büyüyen, ağlayan, gülen, aşkını, derdini sevincini anlatan bir nesiliz. Hep Işın Karaca’dan severek dinlediğim, geçen gün de Sezen Aksu sesiyle duyunca tekrar sözlerini düşündüğüm şarkı;

Yetinmeyi bilir misin?
Sana verdiği kadarıyla hayatın
Hoş
Bilsen de bilmesen de
Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin

Kazanmayı isterdim kaybetmeyi değil
Ama olmadı yar
Kendini kayırıyor her insan önce
Bu yüzden aşka kıyar

Gerçekten yetiniyor muyuz? Zavallı, pasif bir kelime gibi geliyor bu zamanda değil mi? Hiç de değil aslında. Sınırları daraltmak, ortalamayla idare etmek, razı olmak, çabasızlığı anlatıyor dersek çok basit kalıyor, özüne inmemiş, zamane değerlendirmesi yapmış oluyoruz. Her şey aslında değerini bilmekle alakalı. Bilmiyorsan, itiraz da ediyorsan duruma, hayat yitirmekle ilgili bir ders veriyor sonunda.

Mutlulukla ilgili araştırmaların yer aldığı dergide yapılmış bir tespit var. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra kazandığımız fazladan paranın, mutluluğumuza düşünülenin ve hayal edilenin aksine katkısı olmuyor. Ayrıca mutsuzluğa sebep olan ilk şeyin daha fazla para kazanmaya çalışmak olduğu da tespitler arasında. Çünkü bu arada, maddi kayıplar yaşamaktan, risklerden korkuyor insan, kaygı yaşıyor, uykusuzluk, sevdiğimiz şeyleri ihmal etmenin verdiği huzursuzluk (aile, arkadaş, hobi vs.ye ayrılan zaman) üzüntü, gerginlik… Sadece para değil tabi, sahip olduğumuz ve olmaya çalıştığımız her şey için geçerli bunlar.  “Yetinmek” mutluluğu arttırıyor aslında ayrıca kıskançlık, kaygı ve stresten de koruyor insanı.

Bunu cebimize koyduktan sonra, gerisi kendimize kalıyor. İstediğimiz kadar gayret, çaba, çalışma içinde olabiliriz tabi.

Güzel bir hikaye var.

“Üniversite mezunu sınıf arkadaşları yıllar sonra buluşurlar ve profesörlerini ziyarete giderler.
Profesörün evinde koyu bir sohbet başlar…
Kimi işinden memnun değildir, kimi kocasından.
Kimi kaç yıldır o arabayı istemektedir.
Bir diğerinin kayınpederi hastadır,

‘yoruluyorum’,
’mutsuzum’,
‘İşimi değiştirmek istiyorum’,
‘Ev yetmiyor, bu araba eskidi’,
‘Teknem olsa’,
‘Bu şehri sevmiyorum’,
‘Çocuklar okula başlayacak, o kolej mi, bu kolej mi?’
Profesör bu yakınmaları gülümseyerek izler..
Sonra seslenir..
-Ben bir kahve koyayım size..
Mutfağa gider, koca bir termosa mis gibi bir kahve hazırlar, tepsi alır, içine birbirinden farklı fincanlar dizer.
Birinin kulpu kırık, biri çok özel ince porselen, biri daha büyük, biri daha derin, birisi şirket markalı, birisi altınlı.
Salona gelir, fincanları ve termosu bırakır.
-Hadi. Fincanlarınızı alın, kahvenizi koyun..
Herkes uzanıp bir fincan seçer…
Önce en güzel ve değerli olanlar seçilir, sona kalanlar kulpsuz ya da daha özensizlerdir.
Kahvelerini de doldururlar ve birer yudum alırlar…
– Ohhh. Nefis ya. Mis mis… ne kadar ihtiyacımız varmış…
Profesör gülümseyerek bakar onlara.
Ve sonra söze başlar…
-Ah benim toy canlarım.
Tepsiyi ilk getirdiğimde düşünmeden en güzel fincanı seçmek için elinizi uzattınız…
Aynı yaşam gibi…
Her şeyin en düzgününü istesek de, bazen bizim dışımızda gelişen olaylarla bize kalanlar eksik parçalı ya da daha durgun olabiliyor…
Şimdi hepinizde çok farklı fincanlar var…
Birinin kenarı kırık, biri diğerinden küçük, biri sade, biri şatafatlı.
İlk yöneldiğiniz, görüntüsü itibariyle istediğiniz fincan.
Ama sonra size kalan neyse, o fincanla da yetindiniz.
Koca termostan elinizdeki farklı fincanlara hepiniz aynı mis kokan kahveyi koydunuz ve kahveyi yudumlayınca elinizdeki fincanı unuttunuz ve hepiniz derin ve mutlu bir ‘ohhhh’ çektiniz.

İşte hayat da böyle.

Geliş tarzı, kullanım şekli, görüntüsü farklı da olsa hepimizin hayatı aynı içilen bu kahve gibi hep aynı güzellikte.

Bazen öyle kaptırıyoruz ki, kendimize anlamlar yükleyip, herşeyi sadece biz yaşıyoruz, dünya sadece bize dönüyor zannediyoruz. Ne kadar canlı geldiyse dünyaya ilk günden bu yana, hepsine döndü dünya, iyi gün de oldu, felakette, hepsine sabah da oldu, kararıp hava akşam da.

Hayatı nasıl karşıladığın önemli olan, her sabahı sana verilmiş en güzel hediye gibi coşkuyla kucaklamakla başla mesela. Sabah insanı olmayabilirsin, hani bu dünyaya uyanmayı anlamsız, keyifsiz, zorunluluk olarak görenlerden. Gülümseyerek kalkmak öğrenilebiliyor, biliyorum. Müsibet yaşamadan öğrenmek önemli olan. Hani demiştik ya başta “hayat yitirmekle ilgili ders vermeden” Her bir dakikanın nasıl nimet olduğunu öğretmeden. Sahneye çıkıyormuşcasına selamla mesela dünyayı, evinden ilk adımını attığında. Günaydın, gün aysın ve aydınlık olsun senin elinde. Merhaba yeni giysilerini giyme gayretiyle çırılçıplak kalan ağaç, az kaldı gelecek bahar. Merhaba hepimizden eski, geleni, geçeni konuştuklarını duyan mahallenin ahşap evi, kendini kaplan zanneden küçük sokak kedisi, sana da günaydın, “günaydın” demekten sakınan adını bilmediğim komşu. Vallahi günah değil söylesen, hatta sevaba bile girersin bir selam versen.

Bu sabahın en içten ve çok gülümseyeni plaketini bana versinler, kahvenin tadını en iyi çıkaran plaketini sana, en çok kitap okuyan o muhakkak, sesi en güzel olan da şu. Hepimize ödüller dağıtılsın bugün yaşıyor ve yetiniyoruz diye .

Dikine değil de, enine yaşamak lazım hayatı. Hadi bunu bir düşün.

En lezzetli yemek senin, çünkü senin masanda, en hoş ev de senin, çatısı hemen başının üstünde, en güzel hayal senin çünkü senin zihninde, en güzel gün senin günün çünkü yaşıyorsun, şu an aldığın nefeslerle.

Ne olur ki? Bir umut hikayesi de sen olsan bize…

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.