TARHANADAN FELSEFE


Tarhana tar tar
Boğazımı yırtar
Baklava kardeş
Gel beni kurtar

(Yırtmaz aslında boğazı, hep yumuşatır, tekerleme işte)

Bizim evin ve biliyorum bir çok Türk evinin vazgeçilmez çorbasıdır tarhana. Annem tabaklarımıza her tarhana koyduğunda, canım babam bizi kıkırdatacağını bilerek hep bu tekerlemeyi söylerdi. Yemeğin sonunda baklava olmasa da bir lokma tatlı bir şey bulup buluşturur, ritüeli tamamlardı.

Tarhana aynı zamanda hastalık zamanlarımızın da çorbasıydı. Vücudumuzda azıcık kırıklık hissettiğimizde hemen tarhananın kapısı çalınırdı. Sonra oğlum olduğunda, onu annemin her sene üşenmeden özene bezene hazırlayıp gönderdiği tarhanayla büyüttüm desem yalan olmaz. Büyüme aşamasında özellikle kış aylarında çantamızdan eksik olmazdı minik bir poşet tarhana. Bilirdim hiçbir şey yemezse onu reddetmeyeceğini; dost, arkadaş, tanıdık evlerine gittiğimizde onu pişirip yedirebileceğimi. Büyüdüğünde de aynı devam etti. Her kendini yorgun hissettiğinde ya da hastalanacak gibi olduğunda ilk isteği oldu tarhana.

Yıllar önce annemden, ona özel tarifleri alıp not ederken, tarhananın da tarifini almıştım. Ama hiç gerek kalmamıştı yapmama. Bizde reçel, tarhana, salça, zeytin ve bazı yöresel tadları kışlık olarak hazırlamak annemin işiydi. Yazlıkta her sene üşenmeden yapar; evlatlarına, tanıdıklarına ve hatta tanımadıklarına bile dağıtırdı.

Bu seneye kadar… Ne emek, ne kadar zaman, uğraş, tecrübe varmış anacuğumun yaptıklarında.

Not aldığım tarifin hiç bu kadar erken, alışkanlıklarımızı bozarak ve erkenden sağlık nedenleriyle gerekeceğini bilemedim. Satılmıyor mu tarhana, satılıyor. Ancak ne ben ne oğlum ne kardeşim alışkın olduğumuz tarhana dışındakileri içemiyoruz ki.

İçim kırık, deneyeceğim dedim. Denedim, oldu. Tarifin ölçüleri yılların tecrübesiyle şaşmaz olduğundan belki de.

Hiç yaptınız mı? Yapılışını seyrettiniz mi baştan sona ya da?  

Ben ya başını, ya sonunu ya da ortasından bir kısmını yakalayabilirdim nadiren. Yaz tatilim, bu uzun sürece genellikle hiç denk gelmiyor, bazen de ufacık bir yerinden yakalayabiliyordu. Geçen sene emekli olunca, ilk kez ufalama sürecinde yardımcı olabilmiştim anneme. Yazlıkta yukarıdaki kata çıkması artık iyice zorlaşınca yardım istediğinden o da.

Ankara’da şu şerefsiz hastalığın kim bilir kaçıncı varyantı, benzeri, türevi, üçlü kombo yapmış hali bilmiyorum artık hangisine yakalandığımda yine imdadıma koştu tarhana. Ateş beni sarsmış, öksürmekten boğazım patlamış, ocak başında bu sene ilk kez yapmış olduğum tarhanamı karıştırırken aklıma geldi aşamaları tekrar.

Hayat gibi, hayattan ders gibi…

Ah dedim şu hastalık, tarhanayı da hayattan derse alet ettin ya…

“Hamdım, piştim, yandım.”

Önce niyet… Yaşamaya niyet, pişmeye niyet, en azından iyi bir şeyler olabilmeye niyet, yanmaya niyet ve bu zahmetli süreci göze alabilmeye niyet. İlk olarak ham olduğunu kabul edebilmek.

Niyet ettim 5 kilo tarhana yapmaya.

Çiğ sebzeler “biber, domates, soğan” (başlangıcı fide ve tohumdan da alabiliriz düşününce, neyse o kadar geriye gitmeyelim) şanslıysan bahçeden toplanır yoksa pazardan taze taze alınır, güzelce yıkanır, kabuklarından arındırılır, doğranır, kızgın yağda kavurulur, iyice suyu çektirilip sonra parçalanır.

Ne oldu az önce çiğdiniz hepiniz, kavruldunuz, parçalandınız neler geldi başınıza ama varlık sebebiniz buydu. Bir şey olmak, ol-mak, mümkünse iyi, faydalı bir şey olmak. (Allah’ım sebzelerle mi konuştum ben az önce? Ateşim yükseldi herhalde yine.)

Hadi bakalım şimdi biraz soğuma vakti.

Bekle, bekle, sabır…

Ama yok uzun süre yatmak. Bir şey olamazsın ki öyle on dönüm bostan yan gel yat Osman. Daha fazla dinlenmek yok.

Tam soğudum bitti derken dışarıdan eklenenler… Yoğurt, mayalanmış hamur, tuz. Karış dur bakalım bu tanımadıklarınla. Çıktı mı ortaya cıvık bir karışım? O zaman biraz un katmak lazım. Aldığı kadar? Göz kararı? Kulak memesi kıvamı? Yok yok, ölçü her zaman önemli; haddini aşmadan, hakkıyla, ama hakkını da alarak. Ölçü çok önemli. Cıvık olursan da olmuyor, sert olursan da. Hayat sesleniyor oradan “Olmadı! Böyle olmaz, hadi uğraş kendinle, sen uğraşmasan ben uğraşırım ki zaten senin görmediğin her noktada muhakkak el atacağım bu işe.”

İyice karışıp güzel bir hamur haline geldiğinde tekrar bekleme faslı başlıyor, aslında “sakinleşmeyi bekleme”. Fermantasyon… İlk günler sabredemeyen, durmadan içi şişen, kaplara sığmayan hamur üç-dört gün sonra sakinleşmeye başlıyor. Sanki biraz öğrenir gibi sabrı, kabullenir gibi başına gelenleri ve gelecekleri, özü aynı kalmakla beraber her gün başka bir hale bürünmeyi, tadının ve kokusunun değişmesini. Biraz da böyle pişiyor yani. Yine de karıştırıyorlar, her gün bir kaç defa bir o tarafa bir bu tarafa, böylece de en az on beş gün geçiyor, bıkmıyorlar karıştırmaktan. Hayat rahat bırakmıyor yani.

Sonra bir gün tam da bu hale alışmışken bir anda parçalamaya başlıyorlar, bölüyorlar, dağıtıyorlar, üzerine bastırıyorlar. Arka fondan Candan Erçetin şarkısını söylüyor: “Parçalandım ve her bir parçamı ayrı yerde bıraktım.” 

Biraz sıcak, biraz güneş, küflenmemesi için havadar ortam, günler geçiyor ve o her gün başka bir hale bürünüyor. Çoktan bittiğini sandığı pişme farklı devam ediyor oysa. Öyle konulmuş kurallar, başka türlü olmuyor. Sonunda teslim oluyor ya da teslim olduğunu sanıyor. Her geçen saat susuzluğu artıyor, kurumaya, çatlamaya başlıyor. Tam pes ediyor, kurudum diyor, altını üstüne çeviriyor hayat, sonra üstünü altına çeviriyor insanlar, sonra bir daha, bir daha… Bir kaç gün de böyle geçiyor, ardından başlıyorlar tam da kurumadan ufalamaya. Ufalanmak, susuzluktan, parçalanmaktan daha mı zor daha mı acı veriyor ne? Hayat diyor “Sabır… Bekle, her zorluğun ardında bir kolaylık, bir güzellik var.”

Bekliyor, susuyor ve her gün biraz daha, biraz daha ince ufalıyorlar, ta ki toz haline gelinceye kadar. Yolun sonuna aldırmıyor artık, ne sabırsızlık eskisi gibi ne de isyankarlık. Şişip şişip kabardığı günleri hatırlayıp gülüyor hatta. Olma isteği ve çabası, hayatın zorlaması ve yardımı…

Yine bir gün, bir bakıyor tamamen kurumuş olan tüm toz taneleri hareketli, toparlıyorlar mı ne? Evet, evet… Çaresiz serildiği bezde kırıntıları kalmış, kayıpları olmuşsa da artık yine bütün, tekrar her şey bir arada. Ama bu o kadar da önemli değil artık, anladı o beklemeler sırasında, sonunda ne hale geleceği, kime ne kadar faydası olacağıydı önemli olan.

Bitti mi?

Boğazı ağrıyan kadın, bir umut torbadan iki kaşık tarhana aldı, biraz suyla karıştırıp ocakta onu kaynattı, kıvamına baktı. Gülümsedi. “Şifa.” dedi. Belki buydu önemli olan, belki de değil, kim bilir?


Candan Erçetin şarkıya devam ediyor kaldığı yerden.

Daha güçlü, daha sakin…
Daha mutlu, daha suskun…
Daha olgun, daha kırgın…
Daha yalnız, daha yorgun…

Bitti mi?

Bilmem.

Allah biliyor, bir de yolu kesişenler belki, şifa niyetine içenler ve de. Olduysa ne ala, tadına doyulmuyor. Amaç, niyet, çaba yerini buluyor.

Olmadıysa?

Bilmem.

Galiba sil baştan…

Ah şu yıllardır kurtulamadığımız salgının şekilden şekile girmiş hali. Tarhanadan da felsefe yaptırdın ya bana.

Canım babam, sesini duyar gibiyim: “Tarhana tar tar, boğazımı yırtar…”

Ne tuhaftır ki bu yazı , çorbamı içtikten sonra, biraz daha kendime gelmiş halimle, senin çalışma odanda, her başımı kaldırdığımda gördüğüm fotoğrafına bakılarak, o bayıldığım çalışma masanda yazıldı. Ne güzeldi anacuğumun elinden tarhana, senin ikramın tatlı bir lokma ya da baklava. Çocukluğun bittiği yerde elimde kalan, şükrediyorum ki, bize bıraktığın mutlu hatıralar.

Hep yazdım, kendimce... Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar... Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle, Ki benim için anlamları büyük diye... Söz uçar da yazı kalır diye... Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye, Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı... Hatırlayayım diye Benden bir iki cümle kalsın diye. Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış Bilememişim... “Sende bir sürü şiir vardır, göndersene...” cümlesiyle devam etmiş... Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere... Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk, Kendi halinde... Açık, koyu, soluk, canlı... Ama mavice...

Abone Olun
Bildir
guest
1 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Aslıhan Özbek
Aslıhan Özbek
27 Aralık 2023 19:35

Ne sihirlidir bu tarhana, rahmetli ananem hiç üşenmeden yapardı, ev ekşi ekşi bir garip kokardı ama kışın vaz geçilmeziydi. Hasta olduğumuzda tarhana kaynardı kışın eve üşümüş geldiğimizde hemen tarhana yapardı pamuk ananem. Kaleminize sağlık, her satırda geçmişe gittim sayenizde.

1
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.