YİNE YENİ YIL
Biten her şeyin üstünü karla kaplıyoruz, daha derine daha derine insin diye iplik iplik imbikten süzülür gibi… kana karışsın, hücreleri dolaşsın, hoop gitsin çöreklensin önce dibe, sonra arada bir çalkalansın, bilinçaltının engin sularında yüzsün yüzsün şişsin ve bir gün tüm güzel şeyler olurken suyun yüzüne çıksın, kıyıya vursun, kokuşmuş, şekil değiştirmiş, işi bitmiş bir halde…
hep kötülükler vardı, hiç iyi şeyler olmadı, sevmedik, sevilmedik, okşamadık bir kedinin başını, bir çocuğun saçını…dostlarla bir kahve yudumlamadık, bir simiti paylaşmadık çay eşliğinde, sohbet etmedik, gülmedik, olumlu hiçbir şey olmadı. Hep midemiz bulandı, kalbimiz sıkıştı, kustuk ağızlar dolusu, tükürdük, tükürdüğümüzü yaladık, tükürdüğümüz kandı, kan doldu ağzımız…
İğrenç oldu değil mi?
O halde ne yapıyoruz, giden herşey gibi giden yılı da sevgiyle uğurluyoruz, güzel sözler söylüyoruz ona, teşekkür ediyoruz, bizimdi, bizimleydi. Hem o bizim içimizdeydi, hem biz onun içinde. Birbirimizden bağımsız değildik. Bizim olana sahip çıkmalı ve çiçeklerle uğurlamalıydık o vakit.
Ne zaman yıl bitse, hep aynı şey olur bana, değişen sadece tarih, yani sadece rakam, biz küt diye duvarın öte tarafına atlamayacağız 1 Ocakta… diyecek olsam birden makas değiştiririm; evet madem bir tarih koyduk, bir çizgi çizdik iki yılın tam ortasına, isim verdik; Yeni Yıl… o zaman yeni olsun her şey. Yarım kalan işleri bitirmek, eski olan şeyleri elden çıkarmak, eski sözleri güzelleyip yenilemek, bakışları, gülüşleri çiçeklemek, söz’leşmek, olan şeyleri yeni bir yılla yeniden havalandırıp küfünü atmak olsun amacımız.
Adına yakışır bir şey olsun. Yeni, yepyeni bir yıl olsun. Sadece ilk gün değil, diğer günler de yenilenip yenilenip dursun. Durmasın aksın, aktıkça ak pak olsun, sular gibi seller gibi aktıkça güzelleşsin, temizlesin herşeyi. And içelim, ahdedelim;
Yazı yazalım yollara sürelim,
Aynaya bakalım, arkasını görelim
Aşka her zaman bir bakış atalım, çelme takalım düşsün önümüze
Kitabını okuyalım birbirimizin, en sevdiğimiz satırlarını çizelim yüzümüzün
Çocuğumuzun ellerini sevelim, el verelim
Çay ocağı işletelim dostluklarımızı demleyelim
Ormanın yeşil yeşil yakalım ışıklarını
Denize açılalım
Sevgiliye koşalım el pençe divan duralım
Arkadaşın gönül evine gidelim, kahvaltı edelim
Kedinin gözleriyle bakalım dünyaya
Ateş yakalım, etrafında toplanalım
Aile diyelim dünyaya
Sağlık dileyelim
Zehrine karşı panzehir olalım gidişatın
Makas değiştirelim, kurdele keselim
Ruhumuza hizmetçi olan bedenimize
Melek adı takalım
Genç kız diyelim gençliğimize ergen olalım,
Nefes alalım önce derin derin, sonra geri verelim, sonra geri alalım
Kapılar açılsın, susamlar dökülsün
Minderler serilsin
Dervişler gelsin
Yeşil yeşil murat bulalım
Gökyüzüne uçalım
Dua sürelim avuçlarımızla yüzümüze
Pencere açalım
Işık saçalım
Bulut çizelim
Sen diyelim kendimize, ben diyelim herkese
İstanbul kokalım
Şarkılar dokunsun tellerimize
kuşlar konduralım
yâr olalım, yarınlar görelim
gördükçe göresimiz, sevdikçe sevesimiz, bildikçe bilesimiz, heveslendikçe hevesimiz artsın… içimiz dışımız aşk olsun, gülücük dolsun…
yeni yıl yeni yıl bizlere kutlu olsun, yeni yıl yeni yıl herkese mutlu olsun
(bu; yılın son yazısı, bu yılın da ilk yazısı olsun)

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


