GİDİLMEYEN YOL
Takıldım…
Bir programı seyrederken duyduğum şiirden iki dize. Bilinen bir şiirmiş, ben bilmiyordum şiire o kadar merakıma rağmen. Sonra bir hafta boyunca tekrar tekrar çıktı karşıma. Belki tamamen tesadüf, belki de var bir sebebi her karşılaşma gibi.
Bulacağım…
Demiştim ya, zaten takıldı da aklıma. Bir kez daha karşıma çıkınca not aldım o iki dizeyi ve aradım şiiri. Şaşırdım sonuca; en sevdiğim filmlerden biri olan “Ölü Ozanlar Derneği”nde de geçmiş aynı dizeler. Atlamışım, döndüm bir daha seyrettim o bölümü.
Şiirin benim için en basitinden ilk tanımı; az kelime ile çok duygu anlatma sanatı. En basiti bu, çok severim şiiri. Sıradan cümlelerin içinde bile aklımıza gelmeyen duyguları, olayları, düşünceleri anlatabilir şair. Biz bunu hissedebiliriz de hissetmeyebiliriz de. Beni çok derin, çok başka hissettiren “hayatımın şiiri” dediğim şiirde, yıllar sonra şairin bambaşka, alakasız bir konudan esinlendiğini öğrenmiş, şok yaşamıştım mesela. Neyse bu başka yazının konusu. Şiir sevmiyorum diyenler de “açık ve düz”lükten hoşlananlardır bana göre, başka sebepleri de olabilir, tabii ki bu da bir tercihtir.
Gelelim bahse konu şiire:
Gidilmeyen Yol
Sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
ikisinden birden gidemediğim ve yoldaki
tek yolcu olduğum için üzgün,
uzun uzun baktım görene kadar
birinci yolun otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
gidilmeye daha çok hakkı vardı;
oysa oradan gelip geçenler iki yolu da
eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,
ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde,
ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
merak ettim geri gelecek miyim diye.
iç geçirerek anlatacağım bunu ben,
nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı,
ve ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.
Basit gibi görünmekle beraber düşündürdü de, hem üst üste karşıma çıkmasından hem de “az geçilen yol” ve “fark yaratmak” mevzusundan.
Robert Frost’un bir şiiri. Farklı, farklı bir çok çevirilerini okudum şiirin. Tekrar, tekrar, tekrar…
Az geçilen yol, gerçekten fark yaratacak yol muydu? Aklımızın kenarında böyle bir bilgi var değil mi? Cesurlara özel sanki. Peki gerçek mi? Güvenli ve bildiğimiz yol, bizi başarıya ya da olumlu her ne ise beklentimiz, daha garantili ve çabuk götürmez mi? Hani “en iyi yol, bildiğin yoldur” misali. Haydi bakalım düşün dur. Bu konuda bir doğru var mı?
Hepimizin hayatında karar vermemiz gereken yol ayrımları olmadı mı? Hayat tercihlerimizden oluşuyor, onlarla şekilleniyor esasen. Seçtiğimiz yol bize az seçilmiş ya da herkesin seçtiği yol gibi gelse de, sonuçlarını yaşayarak görüyoruz. Bazen o yol mutluluğumuza, neşemize çıkan yol olabildiği gibi, bin pişman olduğumuz yol da olabiliyor.
Fiziki olarak yola çıktığımda, tanıyanlar bilirler, bilmediğim yolları, yolda kaybolmayı, kaybolunca keşfettiklerimi ve bunun heyecanını çok sevdim ben. Hatta hep söyledim “kaybolmak güzeldir” diye. Yol bazen çok uzarken, bazen de bilinmeyen kestirme bir yolla karşılaştırmıştır beni. Bazen de gerisin geri başladığım yere dönmüş ama hiç pişman olmamışımdır. Kayboluşlar bana muhteşem manzara keşifleri, yeni köyler, bambaşka ağaçlar, insanlar, kuşlarla hoşgeldin dedi çoğu zaman. Nereden girdim bu yola dedim mi? Yok, hiç demedim. Baştan kabul ettiğimden ya da şansım yaver gitmiş olduğundan da olabilir.
Peki hayat yolu? Bu kadar cesur muydum?
Hayat yolumuzda irade elimizde mi? Nereye kadar elimizde? Seçerken biliyor muyuz hangi yol daha iyi gelecek bize? Bazen o günün aklı ya da arzu, istek, ihtiyaç, bazen şartlar, bazen zorunluluk, bazen de beklentilerimizle seçmiyor muyuz yolu?
Robert Frost bu şiiri yazdıktan yıllar sonra insanların şiirini yanlış yorumladığını ve şiirin fazlasıyla ciddiye alındığını söylemiş ve bu şiirin için “çok hileli bir şiir, hem de fazlasıyla hileli“ demiş.
Biraz araştırınca, Frost’un bahsettiği hilenin, aslında bu şiirde doğru yolun az gidilen olduğu mevzusu olmadığını gördüm. Hatta yolun doğruluğu bile değil. Gün gelip de, geçmişi, o yol ayrımını düşündüğümüzde, seçmediğimiz yol tercihinin, bize neler getirebilecek olduğu gerçeği. Hayata uyarladığımızda, asıl “az geçilmiş” yolun seçmediğimiz yol olması.
Hayat, yollarımızla dolu. “Ne yolu, bitti artık yol mu kaldı” dediğimiz yaşlarda bile, verdiğimiz her karar “seçtiğimiz yol”. Düşünsenize, yarın evden çıkarken gitmeyi seçtiğimiz market de , tedavi için seçtiğimiz doktor veya hastane de bizim yollarımız, her bir seçenek için başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. “O gün aslında bunu yapmayı düşünmüyordum, yaptım… İyi ki yapmışım/nereden onu yaptım, diğerini yapsaydım”, “diğer yolu seçseydim, hayatımda neler farklı olurdu” dediğimiz ne çok şey var, her gün, her saat. İşte o seçmediğimiz, gitmediğimiz aslında bizim “az geçilen” yolumuz. Daha da ötesi… Seçmediğimiz yolda da bizi aynı sonucun beklemediğini kim söyleyebilir?
Aslında bir de şunu farkettim, hayatın içinde diğer yoldan vazgeçmek, hem sonuca tahammülü, hem de bilmemeye tahammülü öğretiyor. Pişman olmadan devam edebilmeyi, seçim yaparken gittikçe daha az zihin yormayı, kendinle daha hızlı uzlaşmayı, kendinin ve kararlarının, seçimlerinin, onların sonuçlarının arkasında dimdik durmayı da. Farkı yaratan da bu oluyor işte.
O zaman yine Robert Frost’dan bir sözle bitiriyorum bu yazımı.
“Hayatta öğrendiğim her şeyi üç kelime ile özetleyebilirim: Hayat devam ediyor”
Seçimlerimizle…

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…



Güvenli ve bildiğimiz yol başarıya götürür mi bilemem ama en iyi rota olduğunu bilirim. Yazınızı okurken çok farklı düşüncelere daldım geçmişle ilgili. Farklı olabilir miydi acaba? Bilemem. O an doğru gelen neyse onu yapıyoruz “iç güdüsel” olarak. Kalemize sağlık.
Simlacan’ım ne güzel uzun aradan sonra tekrar cümlelerinle buluşmak. Özlemişim, ne güzel de yazmışsın, saatlerce konuşulacak bir konu bu. Seçimler, seçtiğimiz, geçtiğimiz yollar…
Ve ne de iyi demişsin, diğer yolun sonunda da aynı sonuçla karşılaşmayacağımızı kim bilebilir… eline emeğine sağlık canımmm