ŞİMDİ
ŞİMDİ
Şimdi’ye odaklan!
An’da kal!
Ne kadar çok beklentisi var herkesin bu şimdi’den…
Şimdi’nin umurunda mı acaba?
Şimdi nedir?
Tam da üstünde durduğumuz, hepimizin çiğnediği…
film şeridinin ayağımızın altındaki kısmı…
Herşey akıyor, sen ayağını bastığın yerde kal, sen an’da kal…
sen seyret…
Aslında açma penceresini şimdi’nin, içeri sızan gençliğini seyretme…
ya da dışarı kaçan mı deseydim…
Ben çekip gidemez miyim yani şimdi’nin üzerinden, mıh gibi çakıldık mı…
Şöyle uzağa bakarken çek beni hayat… şimdi’nin duvarına yapıştır.
Şimdi… Bir yere gitmiyorum korkma, yanındayım. Herkesi mıh gibi çaktın ya… odaklandık ya sana…
Ben gitmiyorum ama düşüncelerim geziniyor geçmişte ve gelecekte…
Hüzzam bir sızıyla bazen,
Bazen yaşanmayan bahar dallarında
(hayat sen bize bir bahar borçlusun)
Annemin yanı başında, babamın sesinde, çocuklarımın mürüvvetinde, büyüsü bozulmuş aşkımızda, kitaplarımın içinde…
Düşünüyorum, şimdi neredeyim diye, ben kimim, kimdim ve kim oldum…
Herkesle iyi geçindim,
Yedi düvelle barışık dedikleri cinsten…
Hiç biriktirmedim, hep affettim,
unutkan yanımın etkisi oldu tabii bunda.
Sabahın ağarışını, rüzgârda yürümeyi, taze güneşi seyretmeyi, aşkın demini sevdiğim gibi sevdim şimdi’nin gecesini..
“bir gözün geçmişe, bir gözün geleceğe bakarsa, şu an’a şaşı bakarsın” demiş kadim şifa üstadları…
o zaman…
şimdi’nin tazeliğini içimize çekip, tek ayak üstünde sema edelim evrenleri, başımız dönsün, yine de çekmeyelim ayağımızı, bastığımız yerden aşk fışkırsın…
Herkesin geçmişten, çocukluğundan kalan bir oyunu ya da bir huyu vardır yakasını bırakmayan…
hangimizin gücü yeter ki bazı şeyleri düzeltmeye…
uzağa daldığında yakalanırsın bazen ama yine de güvendesindir şimdi’nin koynunda…
durup duracağın, görüp göreceğin tek gerçektir Şimdi…
Yola nerden devam edeceğini bilemiyorsan, gözlerini kapat…. ve kal orada..
Nasılsa seni alıp götürür diğer katmanlar…
Çünkü şimdi dediğimiz şey her ne kadar bir nokta gibiyse de, başka katmanları da var, aşağı, içe doğru hareli büyüyen…
insanın içine, mağmasına doğru…

Mevsimlerin kızı Eylül…
Eylül’ün ise en bebek saati…
Ankara’da…
Bir Seher Vakti doğmuşum…
Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim,
Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım,
Hayatı sevmişim herşeye rağmen,
Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm…
Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim..
Ne yaparsam yapayım aşk’la yapmayı seçmişim… dil’den değil kalp’ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim.
Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk’ta takılıp kalmışım… evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim… İstanbul’a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim…
Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım…


