SÖZ’LÜK

SİS

İçine gömdüğün şeyleri yok sayamazsın.

                bulunmasını umduğun âna kadar geçerlilik süresi olan bir saklanıştır bu…

İçine açılan pencereleri sımsıkı kapatsan da…

Sabah olur ve gün başlar.

dumanı tüten bir kül olsan da, sis’ler içinde kalsan da

                sis gider…

                               mutlaka gider…

sis gider, kül kalır…

                kül de gider… hiç’lik kalır…

                               var olan tek gerçek… herkesin de bildiği, diline doladığı o koskoca HİÇ… sureti en keskin olan… var’dan daha var olan… kapladığı alanı sonsuz olan… hiç… makamlardan sayılan…

(ustalık makamı)

                sis gibi, kalbin yamaçlarına çöken hiç’lik…

sessiz, söz’süz mekanlar…

                dünyayı gezmişsin gibi, rüya âlemi gibi…

                               iklimlerden bahar,

KÜL

Ateşten geriye kalan kül gibidir şarkıların şiir kısmı…

                kelimelerin içinden aşk geçince tozu dumana katar, şaha kalkar, zil çalar etekleri harflerin…

şarkılar sesli, şiirler sessizdir…

                aşkın nabzına şiir verdikçe olur olanlar

Ateş mi kül mü?

                şiiri aşk icat etti…

                (ateş mi kül mü)

Aşk ne büyük cüret’tir.

Çocukluk hayatın en uzun yarısı.

                Çocukluk ateş, aşk; onun külüdür…

                içine içine tüter biriktirdiğin bütün çocukluğun,

                               (gözgözü görmez aşk’tan… aşk bir sis’tir… herşeyin üstünü örter)

Doğanın buğulu sesidir sis, acı çöker gibi çöker şehrin üstüne,

                İsyan gibi,

                               Gözükmez sandığın herşeyin bir anda gözükmesi gibi…

görünür olmak için,

                geriye kalmak için çırpınan her şey…

kül’ün inlemeleri kaçak seslerdir, tedavi eder

                hüznün korkusu yoktur…

                               bizim nesil hüznü sever… coşku  benzeri bir ruh hâlidir…

                                                sis gibi içine çöker… manzarası güzeldir…

                                                               deniz görünmez ama, iki tarafı bağlayan köprüsü görünür…

buğulu bir boğaz köprüsü…

                net görüntüleri sevmeyiz,

                               ya şarkılar, ya şiirler ya da düşünceler buğulu olmalı…

                                               ya da gözler…

HÜZÜN

Buğulu söylenen şarkılar…

                Şarkılardan geriye kalan kül,

                               Sis’e sakladıklarım…

içimdeki yelkenlinin kumaşlarını şişiren rüzgâr…

                herkesin sevdiği, ama benim daha çok sevdiğim sabah rüzgârı… (akşam rüzgârı da olur) arkadaş gibi yüzümü güldürür, nefes olur içimde dolaşır… savurmaz hiçbir şeyi…

AŞK

Yeryüzüne inen…

Hediye

Bir’leşme

Kentlerin de bir hafızası vardır… yazar… sen döndüğünde tanırsın… her köşesini bilirsin şehrin göğü’nün…

                yıldızlı zamanların beş köşesini…

KİLİT OYUNCULAR

Erken davranmak, geç kalmak kadar hüsran içerir…

Aşık olmakta mı zorlanıyorsun, aşkı sürdürmekte mi?

Yazıdaki manevra kabiliyeti…

Eğriliğin düzlükten daha estetik oluşu…

Sabahın erkeni

Gecenin geçi

Öğle sıcağının sesi…

Anne!

                Baba!

                               Dost!

Ey Aşk!

SÖZ

Söz dediğinin ancak yarısı anlaşılır en fazla

Paraşütle atlamak gibi…

Hiçbir zaman doğru yere, doğru şekilde düşmez…

Üstelik hepsini aynı anda söyleyemezsin…

Yarısını sabah, yarısını da akşam söylersin…

                hiç söyleyemediklerin geceye karışır gider…

söz, karakutudur

                herşey onda gizlidir

gizliliği sever, 

yola çıkar birazıyla

                düşüncelere kılavuz olmaya çalışır.

kalp evreninde başka diller vardır oysa

bu yüzden söz hep eksik kalır… 

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.