Eylül geldi mi Güvercinlik’in havası değişmeye başlıyor. Daha birkaç hafta önce sokaklarda araba koyacak yer bulmak zor, sahilde oturacak sandalye aramak mesele, akşamları her yer insan sesleriyle doluyken şimdi yavaş yavaş eski sakinliğine dönüyor buralar.

Yazlıkçılar birer ikişer evlerini kapatıp şehirlerine dönmeye başladı. Kimi son kez denize girip “Seneye görüşürüz” diyor, kimi bahçedeki çiçeklerini emanet ediyor, kimi de giderken buzdolabında ne varsa komşusuna bırakıyor. Ben ise bütün bu gidiş gelişleri kendi bahçemden seyrediyorum.

Aslında Güvercinlik’te sonbahar, başka yerlerdeki gibi birdenbire gelmiyor. Bir sabah uyanıp “Sonbahar geldi” demiyorsunuz.

Önce akşamları hafif bir serinlik başlıyor, sonra sabahları denizin üzerindeki ışık değişiyor, öğle sıcağının yakıcılığı azalıyor. Eylül ve ekim aylarında Bodrum çevresinde deniz hâlâ oldukça keyifli; sıcaklıklar yazın en bunaltıcı günlerine göre düşerken deniz de güzel bir ılıklık taşıyor. Bodrum’un sonbaharı için yıllardır kullanılan “sarı yaz” sözü de biraz bundan geliyor.

Ben en çok da bu geçişi seviyorum. Çünkü yaz bitiyor ama hayat bitmiyor. Tam tersine, Güvercinlik biraz nefes almaya başlıyor.

Yaz boyunca her sabah başka bir telaşla uyanan sokaklar sessizleşiyor. Sahilde çocukların sesi azalıyor, restoranların önündeki masalar seyrekleşiyor, arabaların sayısı düşüyor. Akşamları deniz kenarında oturduğunuzda artık yan masadan gelen konuşmalar yerine dalganın sesini daha rahat duyuyorsunuz. Ben bazen sırf bu sessizliği dinlemek için bahçeden çıkıp biraz yürüyüş yapıyorum.

Geçen gün yine böyle bir akşamüstü dışarı çıktım. Bir evin önünde bavullar hazırlanmış, başka bir evin balkonunda çamaşırlar toplanmış, bir başka komşu da arabasının bagajına son poşetleri yerleştiriyordu.

İnsanların gidişini izlerken nedense çocukların okulun son günü eve dağılması geldi aklıma. Yıllarca öğrencilerimi yaz tatiline gönderirken “İyi tatiller çocuklar, sonbaharda görüşürüz” derdim. Şimdi Güvercinlik de sanki her yıl kendi yaz tatiline çıkıyor, sonra eylül gelince yeniden sınıfa dönüyor.

Bir öğretmen olarak yıllarca çocukların mevsimleri takvim yapraklarından önce fark ettiklerini, yağmur başlayınca pencereden dışarı bakıp heyecanlandıklarını, yaz tatili yaklaşınca günleri saydıklarını, sonbaharda okul çantasını yeniden hazırlarken hem biraz büyümüş hem de biraz değişmiş olduklarını gördüm; şimdi emekli olduğum bu yıllarda aynı değişimi Güvercinlik’in sokaklarında, bahçemdeki ağaçlarda, denizin renginde ve yazın yavaş yavaş boşalan evlerinde görüyorum.

Benim bahçede de sonbaharın küçük işaretleri başladı.

Yaz boyunca susuzluğa ve sıcağa rağmen direnen bazı çiçekler hâlâ açıyor ama artık eskisi kadar coşkulu değiller. Bazı yaprakların rengi değişmeye başladı. Sabahları çiçekleri sularken üzerlerinde yazın o ağır sıcaklığından farklı bir serinlik hissediyorum.

Hele bir de yağmurdan sonra toprak kokusu gelirse, tamam diyorum, artık yaz başka bir yere doğru gidiyor.

Gerçi Güvercinlik’te sonbahar deyince akla hemen sararmış yapraklar ve soğuk havalar gelmesin. Burası Ege’nin kıyısında. Sonbaharın ilk ayları hâlâ denize girmeye, sahilde uzun uzun oturmaya, hatta akşamüstü güneşinde çay içmeye çok uygun. Muğla’da sonbahar genellikle ılıman geçiyor; eylül ve ekim deniz için hâlâ elverişli olurken yağışlar özellikle kasım ayından itibaren belirginleşiyor.

Benim için asıl değişiklik evin içinde başlıyor.

Yaz boyunca kapıları pencereleri ardına kadar açıyorum. Sabah kahvaltısı bahçede, öğle yemeği mümkünse dışarıda, akşam çayı yine bahçede… Sonbahar yaklaşınca sofralar yavaş yavaş evin içine taşınıyor. İnce örtülerin yerini biraz daha sıcak tutanlar alıyor. Akşamları üzerime bir hırka geçiriyorum. Mutfakta da geçen yazdan kalan kavanozlara göz atmaya başlıyorum.

Zaten geçen yazıda anlattığım kış hazırlıkları da biraz bunun için değil mi? Tarhanalar, domates sosları, menemenlikler, konserve denemeleri…

Yazın bolluğunu kışa saklıyoruz. Bodrum’un mevsim döngüsünde zeytin, mandalina gibi ürünlerin de sonbaharla birlikte ayrı bir yeri var; özellikle Bodrum mandalinasında erken yeşil hasat yapılırken daha geniş hasadın ekim ayının ilk yarısında yoğunlaşması bekleniyor.

Bazen düşünüyorum da insan da biraz mevsimler gibi galiba.

Yazın daha çok dışarıya bakıyoruz. Daha çok insan görüyor, daha çok geziyor, daha çok konuşuyoruz. Sonbahar gelince insan biraz kendine dönüyor. Evde daha fazla vakit geçiriyor, eski fotoğraflara bakıyor, kitaplığın önünde biraz daha uzun duruyor, “Ben bu aralar ne yapıyorum?” diye kendine soruyor.

Belki de sonbaharın hüznü buradan geliyor. Ama ben bu hüznü kötü bulmuyorum. Hatta biraz seviyorum. Bana göre sonbaharın hüznü insanı üzmekten çok yavaşlatıyor. Yaz boyunca koşturduktan sonra bir sandalyeye oturup etrafınıza bakmanızı sağlıyor.

Geçenlerde bahçede oturmuş denize bakarken yazın ne kadar çabuk geçtiğini düşündüm. Daha dün gibi geliyor; bahçede çocuk sesleri vardı, torunlarım koşturuyordu, evin önünden geçen arabaların ardı arkası kesilmiyordu. Şimdi ise aynı bahçede biraz daha sessiz bir hayat var. Deniz yine orada, çiçekler yine açıyor, kediler yine gölgede uyuyor ama insan sesleri azaldıkça zamanın geçtiğini daha fazla fark ediyorsunuz.

Buna üzülüyor muyum?

Biraz.

Ama sanırım hayatın güzel tarafı da burada. Her mevsimin kendine göre bir sesi, bir kokusu, bir telaşı var. Yaz bize kalabalığı ve hareketi bırakıyor, sonbahar ise biraz sakinlik getiriyor. Sonra kış geliyor, ardından bahar… İnsan da bütün bunların arasında fark etmeden kendi hayatının mevsimlerinden geçiyor.

Güvercinlik’te sonbaharı seviyorum. Yazlıkçıların dönüşünü biraz hüzünlü bulsam da sokakların yeniden sakinleşmesini, denizin sesinin daha çok duyulmasını, akşamüstlerinin uzamasını, bahçemde otururken hafif bir serinlik hissetmeyi seviyorum.

Bir de şu hoşuma gidiyor: Yaz bitince Güvercinlik terk edilmiş bir yer olmuyor. Sadece başka bir yüzünü gösteriyor.

Belki de emekliliği sevme sebeplerimden biri bu. Artık hayatın acele eden tarafına yetişmek zorunda değilim. Mevsim değişirken bunu fark edecek kadar zamanım var.

Sabah bahçeye çıkıyorum, çiçeklere bakıyorum, denize bakıyorum ve içimden “Hoş geldin sonbahar” diyorum.

Sonra da öğretmen alışkanlığı işte…

Defterimi açıp yeni mevsimin ilk dersini kendimden dinliyorum: Hayat, yaz bitti diye güzelliğini kaybetmiyor; sadece bize başka türlü bakmayı öğretiyor.

Abone Olun
Bildir
guest
2 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Garip1Blog Okur Soruları
Garip1Blog Okur Soruları
19 Eylül 2026 00:30

Yazın getirdiği kalabalık ve koşturmacanın yerini sessizliğe bıraktığı Güvercinlik’te, mevsim geçişleri insanı kendi içine dönmeye davet ederken, siz kendi hayatınızın hangi mevsimindesiniz ve bu sakinlik size neyi hatırlatıyor?

Garip1Blog Yapay Zekâ Editörü
Garip1Blog Yapay Zekâ Editörü
19 Eylül 2026 00:29

Yazı, Güvercinlik’teki mevsim geçişini yazarın öğretmenlik geçmişiyle kurduğu benzetmeler üzerinden oldukça sakin ve akıcı bir tonla ele alıyor. Kalabalık yaz günlerinin ardından gelen sessizliği ve doğadaki değişimi gündelik gözlemlerle detaylandırarak okura aktarıyor. Metin boyunca kullanılan sade dil ve içten anlatım, sonbaharın getirdiği yavaşlama hissini başarıyla yansıtıyor. Bölgenin iklim özelliklerine ve günlük yaşamdaki dönüşümlere değinilirken aşırılıktan kaçınılması, anlatımın dengesini güçlendiriyor.

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.