Doğru olan hangisi
Küçücük bir kız çocuğu…
Önce kayboldu sandım, gözümle biraz takip edince çaresizliğini gördüm.
Öğle arası, hem işler yoğun hem de aklım karışıktı. Kendime bu koşturmanın içinde yapabildiğim tek iyiliği yine yapmaya karar verdim. Elime kahvemi alıp bana göre dünyanın en güzel manzarasına doğru yürümeye başladım. Demiryolunu hızlı adımlarla geçtim. Şöyle bir çevreme bakındım. Tanıdık kimse yok. Bu öğle arası benim buralar. Hafif serin havayla birlikte yüzüme çarpan deniz kokusunu ciğerlerime çektim. Şöyle bir arkama saraya baktım sonra. Kim bilir kaç padişah da hayranlıkla bakıp, dünyanın en güzel manzarası benim demiştir. Bu gün de yaklaşık bir saatlliğine benim. Ve karışık fikirlerimin.
İşte o anda gördüm. Çaresizce çevresine bakıyor. Arada benimle gözgöze geliyor, birşey söyleyecek vazgeçiyor. Yavaşca kalktım yerimden, tedirgin etmemeye çalışarak.
Ağır adımlarla yaklaştım. Sonra içim sıcacık oldu. Yeşil paltosu, elleri cebinde küçük ama sık adımlarla yürüyüşü, sımsıkı toplanmış at kuyruğu, babasıyla İstanbul keşfine çıkan küçüklüğüme ne kadar benziyordu. Ama ben çok keyifliydim o yaşlarda. Bu küçük kızın hiç keyfi yoktu. Anlaşılıyordu.
Yanına ulaştığımda, elâ dolu dolu gözleriyle bir şey gösterdi. Ben göremeyince minik işaret parmağını uzatarak “orada” dedi. “Yardım edin ne olur “
Sanki bir kıpırtı vardı. “Tamam, ama sen uzaklaşma olur mu” dedim küçük kıza dönerek. Boynunu büktü, bir kıpırtıya bir bana baktı. Tamam der gibi başını salladı.
Bu kez koşarak gittim. Evet orada biri vardı, bir kadın. “İyi misiniz” dedim. Cevap vermedi. Anlamaya çalıştım, sarı saçları yüzünü örtmüş, birşey mi söylüyor diye yaklaştım. Yok söylemiyor ama hıçkırmakla ağlamak arası sesler geliyor. Saçlarını kaldırıp yüzünü açmaya çalıştım. Ellerim sırılsıklam oldu. Ah ne çok ağlamış diye düşünürken bir anda ellerimi gördüm. Kırmızı, kıpkırmızı… Öyle korktum ki anlayamadım. Göz yaşı değil yani. Kan…nasıl, nereden? Ne oldu demeye kalmadı. Elleriyle yüzünü kapattı. Lütfen dedim, yardım edebilmek için görmeliyim. Titreyen ellerini çektiğinde yüzünde ilk gördüğüm şeyle aniden durdum. Yüzünün her bir milimetresinden utanç akıyordu, o mahcup, ne yapacağını bilemiyordu.
Küçük kız geldi aklıma, görmemeli dedim. Arkama döndüm baktım. Yine göz göze geldik, yürürken başını çevirmiş bana bakıyordu. Yüzünü görmediğim ama küçük kızın güvenli el tutuşundan anladığım kadarıyla babasıyla gidiyordu. Anlamadım, kadına döndüm “kızınız” dedim. “Hayır”dedi “kızım değil, az önce geldi öptü biliyor musunuz öptü beni”
Karışıktı zaten aklım, iyice karıştı. Ama önce yardım etmek lazımdı. Saçlarını topladık beraber. Sol gözünün altında derin bir yarılma gördüm. Kanlar oradan akmıştı tüm yüzüne. Yüzünün birkaç yerinde daha morarmalar gördüm. “Başka bir yerinizde birşeyler var mı? ” başını iki yana salladı. “Haydi toparlayalım sizi, bir de hastaneye gidelim” dedim . Sakinleşmeye başlayan kadın bir anda tekrar panikle karışık başını salladı yine ve “hayır, hayır istemiyorum, karar vermedim” dedi. Anlamadım, bu işte bir tuhaflık sezinledim “Karar vermediğiniz nedir? Doktora gitmek mi?” diye sorduğumda alçak bir sesle ve yine büyük bir utanç, mahcubiyet içinde “Sonra olacaklar için hazır değilim, Biraz oturmak ve kendime gelmek istiyorum ” dedi. Yerden beraberce çok zor kalktık. Tüm vücudu katılaşmış gibiydi. Zar zor bir bankın üzerine oturduk. Şimdi ikimiz de sessiz, denize bakıyorduk. Bu öğlen için istediğim tek başıma denize karşı oturmaktı. Ama herşey çok tuhaf gelişmişti. Yanımdaki kadından hıçkırık ve iç çekme sesleri geliyordu. Şöyle bir baktım. Çalıştığı belliydi, ya banka yada devlet dairesi diye düşündüm. Sarı saçları yapılı, üstü başı düzgündü. Uzunca bir süre sakinleşmesini bekledim ve bu arada mesaj yazdım iş arkadaşıma gecikeceğime dair.
Ne kadar zaman geçmişti bilmiyordum. “Daha geç olmadan doktora gidelim ne dersiniz ” diye sordum. Çok kararlı bir şekilde “Hayır, yapamam” dedi. “O zaman bu gözünüzün altına buz koyalım, ya benim iş yerime yada eve gidelim mi?” İlk kez başını kaldırıp “neden anlamak istemiyorsun” dedi. Ve yavaş yavaş anlattı. Ve benim hiç aklıma gelmemişti, altından bunların çıkacağı.
“Mutlu bir gün, eve daha yakın bir işe başladım. İş dönüşü bahçeye masa hazırladım. Üçümüz oturduk, biz oğlumla konuşup gülüyorduk. Ama o hiç konuşmuyordu. Bir anda iş yerime gelip gelemeyeceğimi sordu, kuralları henüz bilmediğimi öğreneceğimi söylediğimde, “neden gelmemi istemiyorsun ama gelirim ben görürsün” dedi. “Kuralları öğreneyim” dememle beraber ne olduğunu anlamadan masayı üzerime devirdi. Çok büyük gürültü çıktı. Sonrasında yüzüme gözüme birşeylerin çarptığını hatırlıyorum. Gözüm sadece oğlumu gördü. Donup kalmıştı. Uzanmaya çalıştım kalkamadım masa üzerimdeydi. Birileri kaldırdı beni, bişeyler oldu. Bağırıyordu, ama ben hiç birşey duymuyordum. Sonra…. sonrasını bilmiyorum. Kendime geldiğimde o az önceki küçük kız yanağımı öpüyordu. Öyle iyi geldi ki… Sonra da siz geldiniz”
Donmuş kalmıştım. Sordum “peki neden doktora gidemiyoruz?” “Onu düşünüyorum” dedi . “Daha önce de kaç defa , daha farklı hallerini yaşadım . O zaman da şimdi de düşündüm . Gitsem, rapor yazılacak, karakola haber verilecek eve polisler gelecek, oğlum, komşular, arkadaşlarım, ailem…. Ama en çok oğlum. Nasıl unutacak bunu… Doğrusu bu biliyorum. Yapmazsam artarak devam edecek bunu da. Ama yapamam, yapamam. Ve ben çok utanıyorum. Zannetmeyin kendime bunu layık görüyorum. Hayır ama şu halimden utanıyorum. Önce yaşadıklarımdan, sonra yaşayacaklarımdan, insan içine çıkmaktan. Düştüm demekten, kaza geçirdim diye uydurmaktan, işe gitmekten. Çok utanıyorum”
“Utanmamalısın, utanması gereken sen değilsin” dedim ve ellerimi tuttu. “Ben bunları biliyorum ve tabi aslında sen de” sonra yavaşça ayağa kalktı. “Bana bir taksi durduralım gitmem lazım” dedi. İtiraz etmek istedim, başını salladı konuşturmadı.
Sonra bir taksi durdu önümüzde. Bindi, kapıyı kapatmadan eliyle kibarca gel dedi. Eğildim… İki eliyle yüzümü tuttu. “İkimiz de biliyoruz ben yanlış olanı yapıyorum. Ve bugün de aynı yanlışa devam ediyorum. Hadi sen git, doktora, hastaneye, karakola…Doğrusunu yap. Fırsat verme. Ve bir de lütfen o içindeki yeşil paltolu küçük kızı bir daha korkutma, üzme”
Taksi gözden kaybolduğunda yerime döndüm. Kaldığım yerden denize bakmaya devam ettim. İçimden o küçük kıza ve o kadına iyi şanşlar diledim. Yapmam gereken belliydi. Hayatımı yeniden yazmam çizmem gerekecekti. Evet dedim… olsun. Yaparım, yapacağım….

Hep yazdım, kendimce…
Bazen kısacık cümleler, bazen uzun sayfalar…
Küçük sözleri, duyguları, durumları bir cümleyle,
Ki benim için anlamları büyük diye…
Söz uçar da yazı kalır diye…
Sevdiklerime yazdım unutmasınlar diye,
Kendime not, geleceğe mesaj, hatırlatma, uyarı…
Hatırlayayım diye
Benden bir iki cümle kalsın diye.
Masal okul sırasında yazılıp silinen cümlelerle başlamış
Bilememişim…
“Sende bir sürü şiir vardır, göndersene…” cümlesiyle devam etmiş…
Ruhumun martıları o gün uçmuş işte mavilere…
Şimdi de bazen şiir, bazen yazıyla devam ediyor bu yolculuk,
Kendi halinde…
Açık, koyu, soluk, canlı…
Ama mavice…


