SIRADA NE VAR? BİRAZ DA ÖLELİM GÜLMEKTEN

SIRADA NE VAR?

BİRAZ DA ÖLELİM GÜLMEKTEN

Bir gün elbet olur diyerek yıldırım hızında geçen ömürlerimiz…

Bir gün elbet olur’ların başındakiler; mutluluk, zenginlik, birliktelik, aşk meşk… herkesin beklentisi farklı.

Bir gün birisinin/birilerinin kafasına meteor çarpar ve düşünmeye başlar; ben ne yapıyorum? ben kim’im? ne işe yarıyorum neye soyunuyorum, neyi üstüme giyiniyorum?

Bekleyerek geçen saçma sapan hayatım ve benim tekelimde sandığım nefesim bir gün beni terketmeyecek mi? Burdan gidince hangi tarafımla, hangi eylemlerimle övüneceğim?

Çok şey yaptık bugüne kadar, devindik, yuvarlandık, durduk, bi daha kalktık, yürüdük, koştuk, yattık-kalktık, kendimiz bir haltmışız gibi dünyaya mutsuz çocuklar saçtık.

Sırada ne olmalı… hep aynı şeylerden bıkmadık mı?

Sırada ne olmalı… bilmiyorum, huzursuz, hoşnutsuz, mutlu-mutsuz, şöyle böyle…

cik cik cik.

Sürekli ötüyoruz, sürekli sirenler çalıyor içimizde, alarm veriyor tüm hücrelerimiz, ama biz hâlâ at gözlüğüyle, burnumuzun dikine gidiyoruz… içimiz miraç istiyor… yukarılara layık olduğumuzu düşünüyoruz. Ruhumuz hafif değil, tüm kâinatı kaplayacak kabiliyette, ağırlığı var, derinliği, yüksekliği var. Enine boyuna…

İçi içini kemiren, dışı mükemmel olan yaşamlarımızın orasını burasını çekiştirerek, düzeltmeye çalışarak, belinden koparılmış, üstü süslerle dolu çam ağacı gibi kurum kurum kurulurken bulamayacağız ormanın hür ve gür sağlam duruşunu. Kökü yere bağlı, başı göğe ermiş, bir kalp atışı gibi nefes alan yapraklarımız olmayacak.

Kim daha özgür? Toprağa gömülü orman mı, eve hapsolmuş dal budak mı?

Uçuşuyor olmaktan korkmak lazım, göğe çıkmaktan değil… gömülmekten korkmak lazım, toprağa tutunmaktan değil… parlamaktan korkmak lazım, ışık saçmaktan değil. Bastırmaktan korkmak lazım, patlamaktan değil.

Yolda yamuk basmaktan korkmak lazım, varamamaktan değil.

Sıçramaktan korkmak lazım, kanatlanmaktan değil.

Daha da ileri gidelim; nefes almaktan korkmak lazım, nefesini vermekten değil.

“Hayatımı yoluna koydum”.

Bu laf bana pek bi ağır, pek bi riskli, pek bi hantal, pek bi durağan gelir. Şimdi buna bir bakalım içimizden:

(aramızda konuşmayalım, beni dinleyin, varsa gülünecek bir şey, söyleyin de hep beraber gülelim) (klişe replik)

Yoluna koymak (hayatını yoluna koymak)

Yola koyulmak (durmak yok, yürümeye, bakmaya, görmeye, rastlamaya devam)

Amaan bu konuyu yoluna koyamadık, bari kedilere bi bakalım; (onlara bakmak lazım)

Sokakta yaşayan kediler ve evde pencere ardından bakan kediler olmak üzere ikiyi ayrılırlar. Kim daha şanslı, kim daha mutlu, kim ötekine daha çok özeniyor. Cevabını alamayacağımız bir konu daha. Doğrusu yok…

Biri kaçmaya yelteniyor – biri girmeye

Biri Ev’den – Biri Ev’e

Ev…

İki harften oluşan (iki bile üç harfli) (konuyu dağıtmayın!) dev anlamlı sığınağımız. Parantezler işi bozdu değil mi? Yeniden okuyun: İki harften oluşan, dev anlamlı sığınağımız… Ev.

Ev; sınırsız bir kavram, oysa Dünya sınırları olan bir yer, ondan kaçamazsın, ölümden kaçamazsın. Sınırlı bir zamanımız var. Hiç yakınlarımızı kaybettik mi? Bu çizilmiş sınırların üstüne basıp sek sek oynayabildik mi? Sekmez… gideceğiz. Buradan gideceğiz. Bu yerler bu gökler ilelebet bizimle olmayacak.

İçinize kasvet çöktürdüm biliyorum. Benim de çöktü, oradan anlıyorum hâlden.

(Ne sormuştum başta?
Dinlemiyorsunuz ki, aklınız bir karış toprakta)

“Sırada ne olmalı?”

Her günümüzü aynı yaşayacak kadar çok vaktimizin olmadığını anladık değil mi çocuklar? Tanrı sürekli soru soruyor, sürekli imtihan peşinde. Neymiş efendim, burası bir imtihan dünyasıymış. Neymiş efendim, konuşmadan dinlemek gerekiyormuş. Neymiş efendim, tek ayak üstünde tahtanın önüne dikermiş…

Yaradan’dan korkmayalım, yaratamayandan korkalım.

Sırada ne olmalı?

Biz de sıradayız ezelden beri, kaynak yapmayalım aradan (“konuyu değiştirme” konusu)

Etrafını seyreden, hocaya bakmayınca ölmediğini sanan, parmak kaldıramayan meftalar gibi bön bön bakmayalım lütfen.

Bugüne kadar neredeydiniz? Yumurta deliğin ağzına gelince böyle apışıp kalırsınız. (Bakın bu siz’li söylemlere kulak asmayın, hepimize (kendime de) söylüyorum)

Neyse işin içinden çıkamayacağım sanırım. O zaman size iyi günleeerrr, ben sorumu sordum, cevaplar sizde. Boş kağıt vermek yasak, zamanı iyi değerlendirin, üstünden geçmeniz gereken cevaplar olabilir. Süre başladı ve süreniz kısıtlı, kopya çekmeyin, bildiklerinizi yapın, bilmediklerinizi bi ara öğrenmeye çalışın.

Bitince masama bırakın – Sınıftan çıkın.
(Musalla taşı – Dünya)

Mevsimlerin kızı Eylül... Eylül'ün ise en bebek saati... Ankara'da... Bir Seher Vakti doğmuşum... Çok seher vakitleri görüp günler devirmişim, Büyümüşüm, büyürken düşüp kalkmışım, Hayatı sevmişim herşeye rağmen, Hayatın bir okul olduğunu, sevinçler, kederler, başarılar, başarısızlıklarla dolu, ama herşeyin geçici olduğunu görmüşüm... Geçici olan bir çok şeyi yazarak kalıcı kılmışım, yazmayı ve okumayı çok sevmişim.. Ne yaparsam yapayım aşk'la yapmayı seçmişim... dil'den değil kalp'ten olsun diye cümlelerime çok özen göstermişim. Sevmişim, sevilmişim, en çok aşk'ta takılıp kalmışım... evlat tatmışım, iyi evlat olmaya çalışmışım, vatanımı, bayrağımı çok sevmişim... İstanbul'a hayran kalmışım, böylece şehirlerin en güzelinde yaşamayı seçmişim... Halen dostalarımın ve ezelden beri var olduklarını düşündüğüm dostluklarımın tadını çıkarmaktayım...

Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Yorumlarınızı merak ediyoruz.x
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.